Gerek Amerika ve Avrupa, gerekse Türk Diplomasi çevreleri son birkaç gündür tümüyle Afganistan ve Pakistan’da sürdürülen terör ve aşırıcılıkla mücadeleye odaklanmış durumda. Obama’nın yeni Afganistan stratejisini açıklamasını takip eden bu yoğun diplomasi trafiğinin sonuçları, Güney Asya, Afganistan ve Pakistan üzerinde ilerleyen günlerde daha da netleşecek.

2001 yılında gerçekleşen Amerikan işgalinden buyana geçen süreçte Güney Asya bir şiddet ve terör sarmalı haline gelmiş bulunuyor. Amerikan müdahalesine kadar sadece Afganistan’la sınırlı olan istikrarsızlık ve şiddet vebası, işgalin ardından bölgeye yayılma eğilimi göstermiş, önce Pakistan’ı ardından da Hindistan’ı etkisi altına alarak Güney Asya’yı her bakımdan istikrarsız ve güvensiz bir coğrafya haline getirmiştir. Güney Asya’yı kaosa sürükleyen etkenleri sadece terörle tanımlamak eksik ve yanlış bir bilgi olacaktır. Özellikle Afganistan, bir yandan küresel güçlerin Orta Asya enerji kaynakları için hesaplaştığı bir tampon bölge haline gelirken, diğer yandan Putinle birlikte Sovyet Birliği rolünü yeniden üstlenme hayalini kuran Rusya ile ABD arasında oynanan stratejik oyunların da merkezi haline gelmiş durumdadır. Böyle bir durumda Afganistan’da sürdürülen terörle ve aşırıcılıkla mücadele, küresel güçlerin bölgeye ilişkin planlarını kamufle etmeye yönelik bir kılıf ve kamuflajdır.

Pakistan Nükleer Silahlarının Kurbanı

Afganistan’da gerçekleşen ABD işgalinin ardından Güney Asya’da üretilen istikrarsızlık ve şiddet salgını Pakistan’a da bulaştırılmış,  Pakistan’ın bütünlüğünü ve egemenliğini tehdit eder hale getirilmiştir. Küresel güçlerin bölgeye ilişkin önemli projelerinden biri de, Pakistan’ı nükleer silahlardan arındırmaktır. Bir yandan bölgede yaratılan ve Pakistan’ı en az bir Afganistan ve Irak kadar teslim alan şiddet dalgası, ülkenin geneline yayılırken diğer yandan siyasi suikast ve çekişmelerle ülkenin pamuk ipliğine bağlı olan istikrar ortamı çökertilmiştir.

ABD Merkez Kuvvetler Komutanı David H. Petreaus’un danışmanı David Kilcullen’in Pakistan’ın önümüzdeki 6 ay içerisinde parçalanabileceği, böyle bir durumda ülkedeki nükleer silahların El Kaide ya da Taliban gibi radikal yapıların eline geçebileceği ve bu durumun dünya kamuoyu için felaket anlamına geleceği yönündeki kehanetini iyi okumak gerekiyor. Yine buna paralel olarak geçtiğimiz günlerde İsrail eski Askeri İstihbarat Şefi Aharon Ze’evi-Farkash’ın Pakistan’ın İran’dan daha büyük bir tehlike olarak görülmesi gerektiği yönündeki açıklamaları, Pakistan için yazılan bir senaryonun yansımasıdır. Pakistan bilinçli olarak kaosa sürüklenmekte ve nükleer silahlarına el koyma yönünde bir altyapı ve gerekçe yaratılmaktadır.

Obama’nın Afgan Stratejisi Çözüm Getirecek Mi?

Barak Obama tarafından 27 Mart tarihinde açıklanan yeni Afgan stratejisi, ABD’nin bölgedeki varlığını sürdürmeye, şiddetin dozunu daha da artırarak Güney Asya geneline yaymaya yönelik bir stratejidir. Afganistan’daki Amerikan askeri varlığının artırılması, El Kaide’nin Afganistan ve Pakistan içlerinde takibi ve vurulması, Taliban’ın uzlaşıdan uzak görülmesi ve güç kullanma hazırlıkları, Pakistan için 5 yıl süreyle öngörülen yıllık 1.5 milyar dolarlık hibe yardımı ABD’nin bu yöndeki niyetlerini ortaya koyan önemli göstergeler. Oysa Afganistan’da çözüm sürecini hızlandıracak en önemli politikalar güvenlik ve kalkınmada ilerlemenin sağlanması, eğitim ve istihdam politikalarının belirlenmesi ve uyuşturucuyla mücadele yöntemlerinin geliştirilmesidir. Obama’nın yeni Afgan stratejisinde bu noktalara değinilmemiş olması ve bu politikaların “Sosyal alanlarda yardımlar yapılacak” şeklinde geçiştirilmesi, silahlı ve askeri yöntemlerin Obama döneminde de öncelikli yöntem olacağını gösteriyor. Bu şartlar altında kısa vadede ne Afganistan ve Pakistan’da ne de Güney Asya genelinde bir istikrar süreci beklemek hayal gibi görünüyor.

Obama’nın Afgan Stratejisinde Türkiye Baş Aktör Mü?

Gerek Türkiye’de üçüncüsü gerçekleştirilen Karzai- Zerdari  zirvesi, gerek Obama’nın yeni Afganistan stratejisini açıklamasının hemen ardından gerçekleştireceği Türkiye ziyareti ve gerekse NATO çevrelerinin Türkiye’nin Afganistan için arzettiği önem konusundaki vurguları, Türkiye’nin Güney Asya Politikasında önemli rollere soyunduğunu gösteriyor. Ardı ardına gelen tüm bu gelişmelerin netleştirdiği asıl önemli tablo ise Amerika’nın Afganistan ve Pakistan politikalarını Türkiye üzerinden yürütmeye hazırlandığı şeklindedir.ISAF’ta görev yapan Türk birliklerinin yerel halkla olan sağlıklı iletişimi ve bugüne kadar herhangi bir saldırıya maruz kalmamış olmaları, bölgeyle olan doku uyumu ABD’nin dikkatini çekmiş ve böyle bir strateji belirlemeye itmiştir. Obama’nın gerçekleştireceği Türkiye ziyareti bu yönde önemli mesajlar içermektedir ve Afganistan konusu bu ziyaretin en önemli gündem maddelerinden birini oluşturacaktır.

Türkiye, Afganistan ve Pakistan stratejilerini belirlerken Amerikan menfaatleri değil bölge ülkeleri ve kendi menfaatleri doğrultusunda hareket etmek zorundadır. Amerika’nın bölgeye yönelik politikalarını hayata geçirme yönünde taşeronluğa soyunması Türkiye’nin bölgedeki tarihi menfaatlerini ve sahip olduğu ayrıcalıklı konumu tamamen yıkacağı gibi Afganistan’daki Türk askeri varlığını da tehlikeye atacaktır.

Türkiye, Afganistan ve Pakistan ekseninde geliştireceği çözüm politikalarında şu noktaları masaya yatırmalıdır:

1-      Bölgede dış güçlerin varlığı ve etkisi minimuma indirilmeli, ISAF’ın yerine bölge ile doku uyumu bulunan İKÖ barış gücünün ikamesi yönünde politikalar geliştirilmelidir.  ABD, NATO ve ISAF gibi yabancı güçlerin varlığı bölgedeki şiddeti artıran ve çözümsüzlüğü derinleştiren ana unsurdur.

2-      Pakistan’ın siyasal anlamda istikrara kavuşturulması aşırıcılık ve terörle mücadelede başarı ve çözüm için olmazsa olmazdır. Siyasi istikrar ve bütünlük sağlanmadan Pakistan’da şiddet ikliminin sona erdirilmesi olanaksızdır.

3-      Afganistan merkezli uyuşturucu trafiği mutlak surette kontrol altına alınmalıdır. Kimi güç odakları tarafından yönetilen uyuşturucu ticaretinin sorunsuz bir şekilde gerçekleştirilebilmesi için istikrarsız bir ortama ihtiyaç vardır ve bu ortam yaratılmaktadır.

4-      Özellikle Pakistan’da sayıları 20 bini bulan medreseler karşılıklı anlayış ve uzlaşı içerisinde rehabilite edilmelidir.

5-      Gerek Afganistan, gerekse Pakistan’da kanaat önderleri ve özellikle ulema devreye sokularak uzlaşı arayışı başlatılmalıdır.

6-      Askeri yöntem tek yöntem olmaktan çıkarılmalı ve şiddetin yoğunlaştığı bölgelerin dokusuna uygun sosyal politikalar belirlenmelidir. Özellikle Afganistan kalkınmada öncelikli bölgelere ayrılmalı ve eğitim, sağlık, istihdam gibi alanlarda iyileştirme başlatılmalıdır.

Türkiye, bölgeye ilişkin geliştireceği politikalarla Afgan ve Pakistan halkı nezdinde sahip olduğu güven ve saygıyı yaşatmak ve güçlendirmek durumundadır. Türkiye’nin bölgede ABD’nin bir taşeronu gibi algılanması Güney Asya’daki stratejik menfaatlerimizi tehlikeye sokacaktır.

Ali ŞAHİN

Güney Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi (GASAM) Başkanı
01 Nisan 2009

Paylas
GASAM
GÜNEY ASYA STRATEJİK ARAŞTIRMALAR MERKEZİ

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here