Son günlerde İngiltere, Amerika ve BM kanadından Afganistan konusunda gelen açıklamalar dünya kamuoyunu şaşkınlık içinde bırakmış olmalı. Önce, BM Genel Sekreteri Ban Ki-Mun 1 Ekim tarihinde Afganistan’da işlerin yolunda gitmediğine işaret ederek, artan şiddet ve gelişmelerden duyduğu kaygıyı dile getirdi.

Hemen ardından 7 Ekim tarihinde Afganistan’da bulunan İngiliz birliklerinin komutanı Tuğgeneral Mark Smith bir açıklama yaparak, Afganistan’da kesin bir zaferin mümkün olamayacağının ve Taliban’ın çözümün bir parçası olarak düşünülmesi gerektiğinin altını çizdi. Bu beklenmedik açıklama tuğgeneralin şahsi görüşü diye yorumlanırken, dünya kamuoyunun kafası, ABD Savunma Bakanı Robert Gates’in 9 Ekimde yaptığı; “Taliban’la uzlaşma yoluna gidebiliriz” açıklaması ile tamamen karıştı.

Peki ne oldu da Taliban’ı bugüne kadar uluslararası terörün kaynağı olarak gören, gösteren ABD ve koalisyon güçleri bugün, Taliban’la uzlaşma zemini arıyor?

GELİNEN SON NOKTA: MUTLAK BAŞARISIZLIK

Afganistan’da koalisyon güçlerini pes noktasına getiren nedenleri şu şekilde özetleyebiliriz:

Öncelikle; İşgalin üzerinden 7 yıl geçmesine rağmen koalisyon güçleri ve Amerika destekli Karzai Hükümeti, Afganistan’ın sadece yüzde 30’unu güçlükle kontrol altında tutabiliyor. Güney bölgelerinde ağırlıklı olmak üzere, ülkenin yüzde 10’u halen Taliban kontrolünde. Ülkenin geri kalan yüzde 60’lık bölümü ise Taliban’ın nüfuzu altındaki aşiretler tarafından kontrol ediliyor.

Afganistan’da şiddetin dozu sürekli artıyor. 2007 yılı, işgalin gerçekleştiği 2001 yılından sonra Afganistan’da yaşanan en kanlı yıl oldu ve toplam 8 bini aşkın sivil yaşamını yitirdi. Koalisyon güçlerinin kayıpları da katlanarak büyüyor. Haziran, temmuz ve ağustos aylarında çoğu Amerikalı ve Fransız 50’yi aşkın koalisyon askeri öldürüldü.

Artan şiddetin yanı sıra Afganistan’da sivil reformlar gerçekleştirilmemiş, yeniden yapılandırma ve kalkınmada ilerleme de sağlanabilmiş değil. Güvenlik başta olmak üzere eğitim, sağlık, barınma gibi temel ihtiyaçlar, Afgan halkının hâlâ çözüm bekleyen öncelikli sorunları. Sorunların çözülemeyişi Afgan halkının Karzai hükümetine ve koalisyon güçlerine olan güvenlerini zayıflatmış durumda.

NATO güçlerinin varlığına rağmen Afganistan tek başına dünya uyuşturucu üretiminin yüzde 95’ini gerçekleştirir durumda. GASAM tarafından hazırlanan temmuz ayı raporunda Afganistan’da uyuşturucu trafiğinin arkasında kimlerin olduğunun dikkatle incelenmesi gerektiğine vurgu yapmıştık. Afganistan’daki eroin trafiğinin Afganistan Devlet Başkanı Karzai’nin kardeşi Ahmet Veli tarafından yürütüldüğü yönündeki haberler bizi Afganistan’la ilgili tespitlerimizde bir kez daha haklı çıkardı.

Ahmet Veli Karzai Afganistan’daki ABD destekli uyuşturucu trafiği yapılanmasının küçük bir parçasıdır. PKK da dâhil olmak üzere uluslararası birçok terör örgütü ABD’deki derin güçler tarafından uyuşturucu gelirleriyle finanse edilmekte ve hedef ülkelerin zayıflatılması için kullanılmaktadır. Bu kirli uyuşturucu ilişkilerinin deşifre olmaya başlaması, Afganistan’da işgal güçlerinin çözülmesi ve uzlaşı arayışı içine girilmesinin önemli nedenlerinden biridir.

Bir anda ardı ardına gelen bu uzlaşı arayışlarının diğer önemli bir gerekçesi ise dünyanın karşı karşıya kaldığı “yüzyılın en büyük ekonomik buhranı”. Sadece ABD’nin 2008 yılı için ayırdığı savunma bütçesi 700 milyar dolar. İşgalin başlangıcından bu yana Afganistan ve Irak için harcanan bütçenin 2 trilyon doları aştığı söyleniyor. Dünyayı saran son ekonomik krizle birlikte ABD ve Batı ekonomileri ‘işgal bütçeleri’nde frene basmış durumdalar.

Saydığımız tüm bu nedenler bugün koalisyon güçlerini Taliban’la uzlaşı noktasına getirmiş bulunmaktadır. Afganistan, ABD başta olmak üzere NATO ve diğer koalisyon güçleri için tümüyle bir başarısızlık hikâyesine dönüşmüştür.

ABD VE NATO NİYE KAYBETTİ

Peki, işgalin üzerinden geçen yedi yıla rağmen Afganistan da görev yapan Uluslararası Güvenlik-Destek Gücü (ISAF), NATO ve ABD Afganistan’da neden başarılı olamadılar? İşte başarısızlığın altında yatan önemli nedenler:

Amerika başta olmak üzere İngiltere, Kanada ve Hollanda, ISAF’ın görevleri arasında terörle mücadelenin de yer aldığını savunurken, Türkiye’nin de aralarında bunduğu Almanya, İtalya ve Fransa’nın ISAF’ı bir güvenlik ve destek gücü olarak tanımlaması nedenlerden biri. Görev tanımında yaşanan görüş ayrılığı ISAF’ı iki guruba bölmüş, dolayısıyla zayıflatmış durumdadır.

Amerika, İngiltere, Kanada ve Hollanda, Taliban güçlerinin kontrolünde bulunan Güney Afganistan ve Kandahar bölgesinde sıcak temas ve çatışma halindeyken Türkiye, Almanya, İtalya ve Fransa’nın Güney’e oranla daha güvenli olan Kuzey bölgelerde görev üstlenmeleri ve Taliban güçleriyle çatışmayı reddetmeleri de etkenlerden biri. Bu durum koalisyon güçleri arasında kamplaşma yaratmış durumdadır.

Görev süresindeki belirsizlik ISAF’ı Afgan ve uluslararası kamuoyu nezdinde işgalci durumuna düşürürken, görev yapan askerleri de psikolojik olarak yıpratmakta. Belirsiz işleyen süreç, ISAF’ın direncini kırarken, Taliban’ın direncini arttırmıştır.

Güvenlik ve istikrarın sağlanması için silahlı mücadelenin tek yöntem olarak belirlendiği Afganistan’da kalkınmaya öncelik verilmemiş ve reformlar gerçekleştirilememiştir.

Afganistan’ın halen yüzde 60’ını kontrollerinde bulunduran aşiretlerle sağlıklı iletişim kurulamamış ve bunlar ülke yönetimine dâhil edilememiştir.

Taliban’a Çin, İran, Rusya ve Pakistan tarafından sağlanan lojistik destek kesilememiştir.

TÜRKİYE HANGİ ÇÖZÜMLERİ ÖNERMELİ

23 eylül’de BM Genel Kurulu’nda Pakistan Cumhurbaşkanı Zerdari ve Afganistan temsilcileri ile biraraya gelen Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, bu ülkenin temsilcilerini önümüzdeki bir-iki ay içerisinde İstanbul’da biraraya getiriyor. Türkiye’nin bu önemli toplantıda NATO kanadı da dâhil taraflara aşağıdaki çözüm önerilerini sunmasında yarar görüyorum:

* ISAF’ın yerini “İslam Konferansı Örgütü (İKÖ) Destek Gücü” almalı. NATO ve ISAF, güvenliğin sağlanamaması ve artan sivil kayıplar nedeniyle Afganlılar nazarında işgalci pozisyonuna düşmüş ve güven kaybına uğramış bulunuyor. Afganistan’da güven ortamı ancak İKÖ gibi bölge ve ülke ile doku uyumu bulunan bir güç tarafından sağlanabilir. Güven ve uzlaşı ortamı yaratılıncaya kadar Afganistan’da İKÖ Destek Gücü görev yapmalıdır.

* Afganistan güvenlik ve gelişme açısından öncelikli bölgelere ayrılmalı. Kuzey Afganistan eğitim, sağlık, istihdam açısından halka her türlü hizmetin verildiği bir bölge haline getirilmeli. Kuzeyde bu şekilde başlayacak rahatlama, huzur ve istikrar ortamı Afgan halkının güvenini arttıracak ve diğer bölgeler üzerinde de pozitif bir etki yaratacaktır.

* Aşiretlerle daha yakın ilişkiler kurulmalı ve aşiretler ülke yönetiminde etkin bir biçimde söz sahibi yapılmalı. Bu durum aşiretlerin terörle olan bağını koparacaktır.

* Kalkınmada ilerleme sağlanmalı. Ülke genelinde sivil reformlar, yeniden yapılandırma, eğitim, sağlık, mesken vb. konularda ilerleme sağlanmalıdır. Söz konusu projelerin finansmanı İKÖ ülkeleri tarafından gelişmişlik düzeyine göre eşit oranda pay edilebilir. Kalkınmada ilerleme Afgan halkı üzerinde psikolojik rahatlama ve güven ortamı yaratacaktır.

* Uyuşturucu trafiği kontrol altına alınmalı. Uyuşturucu trafiği için en ideal ortam istikrarsızlık ortamıdır. Uyuşturucu üretimi Afganistan’da istikrarsızlığı beslemekte ve körüklemektedir. İstikrarın şartlarından biri de Afganlıların geçim kaynağı olduğu bahanesiyle farklı kesimler tarafından yönetilen bu trafiğin durdurulmasıdır.

ABD TAMAMEN ÇEKİLİR Mİ

Bu soruya evet demek maalesef çok zor. Amerika’nın Afganistan’da bulunuşunun asıl nedenleri, İran’ın arkadan kuşatılması, Rusya ve Çin’in rahatsız edilmesi, Pakistan’ın nükleer silahlarına yakın markaj ve enerji yollarının kontrol altında tutulmasıdır. Ancak gelinen nokta ABD ve NATO için bir aşmaz ve çıkmazdır.

Afganistan’daki koalisyon güçlerinden gelen “Biz bu savaşı kazanamayız” açıklamasından sonra hiçbir güç Afganistan’daki bu savaşı ABD ve NATO lehine döndüremez. Bu açıklama psikolojik yorgunluğun bitkinlik ve yılgınlığın bir sonucudur. Buna, dünyayı saran ekonomik krizi de eklersek Afganistan’daki savaş ABD ve koalisyon güçleri için imkânsız ve sancılı bir sürece girmiştir.

Bu durumun farkında olan ABD, Afganistan ve bölgedeki çıkarlarını korumaya devam edecek bir uzlaşı arayışı içerisinde olacaktır. Her ne kadar uzlaşı arayışlarına sadece Taliban dâhil ediliyor olsa da gizli yürütülecek görüşmelerle Al-Kaide’nin de bu sürece dâhil edilmesi mümkündür. Buna, Al-Kaide’nin nasıl yaklaşacağı ise bir soru işareti.

Özetle, tarih boyunca hiçbir güç tarafından işgal edilemeyen Afganistan bir süper gücü daha dize getirmiş gibi görünüyor. İngilizler ve Sovyetlerin ardından son olarak Amerika Birleşik Devletleri de Afganistan’da diz çökmüş durumda.

Ali ŞAHİN
Güney Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi (GASAM) Başkanı
10 Ekim 2008

Paylas
GASAM
GÜNEY ASYA STRATEJİK ARAŞTIRMALAR MERKEZİ

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here