ABD başkanı Donald Trump 21 Ağustos 2017’de ABD’nin yeni Afganistan savaşı stratejisini açıkladı. Trump, Afganistan’dan hızlı bir şekilde çekilmenin “öngörülebilir ve kabul edilemez” sonuçlarını önlemek için mücadele edilmesi gerektiğini söylerken ABD’nin Afganistan’dan istediğini almadan çıkmayacağının kabaca itirafını yapmış oldu.

Trump’ın “Amerikan halkının muzaffer olmadığı bir savaştan bıktığını ve Amerikan halkının hayal kırıklığını paylaşıyorum. Sonunda savaşacağız ve kazanacağız” açıklaması, uluslararası kamuoyundan çok ABD kamuoyuna ikinci bir Vietnam sendromu yaşatan Afganistan savaşının geleceği konusunda rahatlatmak için yapılan bir açıklama olarak aksetti.

NATO Genel Sekreteri Stoltenberg Afganistan devlet başkanı Eşref Gani Trump’ın yeni stratejisini memnuniyetle karşılayanlardan.

Eski Afganistan Cumhurbaşkanı Hamid Karzai ise Trump’ın sabık baş stratejisti Bannon’un sitesine verdiği röportajda, “barışa ve Afganistan’ın ulusal çıkarlarına aykırı” olduğu gerekçesiyle yeni stratejiye şiddetle karşı çıkıyor.

İran İçişleri Bakanı Abdul Rıza Rahmani Fazlı’nın 21 Ağustos’ta Afganistan ulusal gününde yaptığı “İran’a uygulanan yaptırımlara rağmen, “Afganistan’ın yeniden inşası için 500 milyon dolar ayırdık” ve “Afganistan’ın yeniden inşasında daha ciddi rol oynamaya hazırız” açıklaması Afganistan-Tacikistan üzerinde demiryoluyla Çin’e bağlanmak isteyen İran’ın Afganistan’daki gelişmelere kayıtsız kalmayacağının işareti.

Rusya dışişleri bakanı Lavrov;  “güç kullanma” üzerine bina edilen yeni stratejinin Afganistan’da başarı şansının bulunmadığını ve stratejinin bir “Çıkmaz” olduğunu iddia etti.

ABD Afganistan’da ne istiyor?

Ekonomi uzmanları dünyadaki siyasi gerginliğin sebebini, “3. dünya ülke ve uluslarına ait doğal zenginliklerini ülkelerine taşıyarak gelişmiş ülkelerin var olan bu doğal zenginlik ve tabii kaynaklardan aldığı payın azalması ve azalmaya devam etmesi” olarak görüyor.

Afganistan savaşında bitkin ve kararsız bir tutum izleyen Trump’ın bu konuda neden tutum değiştirdiğine dair uluslararası medyada yer alan bazı iddialara değinmekte fayda var.

Trump, American Elements’in CEO’su Michael Silver ile yaptığı görüşmede Afgan topraklarının altında değeri 1 trilyon dolardan fazla, muazzam ve nadir yeraltı zenginliklerini öğrendi.

Trump’ın Amerikan kimya firmasının başkanı ile Temmuz ayında yaptığı görüşmede Afganistan doğal kaynaklarının ABD’ye inanılmaz bir rüzgâr etkisi yaparak ekonomisini uçuracağını dolayısyla ABD askeri varlığının Afganistan’da devam etmesi gerektiği kulağına fısıldandı.

Afgan halkının “savaş” nedeniyle özellikle bazı bölgelere sokulmaması bu bölgelerdeki doğal zenginliklerin dış güçler tarafından çıkarılması çalışmalarının ifşa olmaması adına yapıldığı yüksek sesle dillendiriliyor.

Mayıs ayında Riyad’da Trump ile bir araya gelen Afganistan Cumhurbaşkanı Eşref Gani’nin “Trump’a büyük bir servet üzerinde oturuyoruz” “Neden Çin yerine Amerikan şirketleri ülkede olmasın?” dediği yine ortaya atılan iddialar arasında yer alıyor.

Bu iddiaların, “ABD Afganistan’da ne istiyor? Sorusuna cevap ararken zihnimizin bir köşesinde durmasında fayda var

 Afganistan Stratejisinde İki Nükleer Güç: Hindistan-Pakistan

ABD, Pakistan’la sürecin iyi yönetilemeyeceğine kanaat getirmiş olacak ki, işgal atındaki Keşmir’de mücahitlerle savaşan,  Afganistan güvenlik güçlerinin eğitimini 2011 de üstlenen Hindistan’ın Afganistan barış sürecine dâhil edilişi Tillerson tarafından ilan edildi.

Afganistan’ın ekonomik ve siyasi istikrara kavuşabilmesi için bölgedeki en önemli / vazgeçilemez güç Pakistan olsa da, ABD, Pakistan’ı görmezden gelerek Çin’e karşı Hindistan’ı “Küresel Denge Unsuru” olarak kullanmaya kararlı.

Nitekim Afganistan ordusuna destek veren birlikler yerine 5 bin kişilik özel asker göndermek isteyen Blackwater firmasının kurucusu ve Frontier Services Group’un icra müdürü Prince Erik, bir televizyon “CBS” programında “Savaşın yıllık maliyetini 45 milyar dolardan 10 milyar doların altına düşüreceğini iddia etmişti.

Prince, Mayıs ayında da WSJ’da yazdığı yazıda İngilizlerin “Hint Yarımadası” diye bildiğimiz Güney Asya’yı işgal için kurduğu ve kullandığı “East Indian Company” tecrübesini örnek vererek Afganistan için “Genel Vali” ve “Doğu Hindistan Şirketi” modelini önermişti. Fikirleri Trump’ın baş stratejisti Steve Bannon tarafından beğenilen Prince’in Beyaz Saray’a davet edildiğini de hatırlamakta fayda var. ABD’nin Afganistan stratejisinde konuşulan, “savaşın özel şirketlere devredilmesi” seçeneği başta Irak olmak üzere birçok ülkede ABD tarafından uygulandığı bilinmektedir.

Hindistan başbakanı Narendra Modi’nin geçtiğimiz aylarda İsrail’le yaptığı 2,5 milyar dolarlık füze savunma sistemi anlaşmasının akabinde gerçekleştirdiği ABD ve İsrail ziyaretleri, Keşmirli Mücahitlerin lideri Selahaddin’in ABD tarafından terör listesine alınması ve Trump’ın Pakistan’ı “Terörün Güvenli Limanı” suçlamaları bu planın bir parçası. ABD için Afganistan artık bir ülke meselesi olmaktan çıkmış Çin, Rusya ve İran nüfuzuna karşı Keşmir’de savaşan ve Belucistan’daki ayrılıkçıları el altından destekleyen Hindistan’ı özellikle kullanabileceği bir “Güney Asya” savaşı/meselesi haline gelmiştir.

Trump’ın ardından Tillerson’un “ABD ve Pakistan arasında son yıllarda “güven sorunu” var”, “Pakistan terör örgütleri için güvenli bölge haline geldi.” ,“Bu durum “Afganistan’daki barışa mani oluyor” açıklaması Pakistan’ı Afganistan’daki başarısızlığın günah keçisi yapması, ABD’nin yeni Afganistan stratejisinde Hindistan’a önemli bir rol düştüğünü ve ABD’nin çok önemli bir bölgesel müttefiki olduğunu dile getirmesi Pakistan’a büyük hayal kırıklığı yaşattı.

Pakistan, “dünyanın hiçbir ülkesi terörizme karşı Pakistan’dan daha fazla mücadele etmemiş ve sınırları dışındaki terör yüzünden Pakistan’dan daha fazla zarar görmemiştir.” diyerek Trump ve Tillerson’un “teröristlere güvenli liman” sağladığı” iddialarını reddetti. Pakistan ve ulusunun terörle mücadelede gösterdiği muazzam çaba ve fedakârlıkların göz ardı edilmesinden dolayı” yaşanan hayal kırıklığını açık açık ifade etti.

Askeri çözüm bulunamayan Afganistan krizine siyasi çözümle yaklaşılması gerektiğini savunan Pakistan’ın Hindistan ile Keşmir sorunun bölgedeki barış ve istikrara engel teşkil ettiğini belirtmesi yakın zamanda Hindistan’la sınır gerginliği yaşayan ve Keşmir’de arabuluculuk teklifi yapan Çin’i Pakistan’a ABD’den daha fazla yakınlaştırması kaçınılmaz.

Trump’ın yeni Afganistan stratejisi, Güney Asya’da başlayıp, Ortadoğu, Afrika ve Pasifik’te Kuzey Kore üzerinden devam eden ABD’nin Çin’e karşı nüfuz savaşının önümüzdeki günlerde daha da şiddetleneceğini gösteriyor.

Çin’den Pakistan’a tam Destek

Trump tarafından Pakistan’a yapılan eleştirilere ilk tepki veren Çin’den geldi. Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi, Pakistan Dışişleri Sekreteri Tehmina Janjua ile yaptığı bir görüşmede, Pakistan’ın terörle mücadelede “büyük fedakârlıklardan” övgüyle söz ederken uluslararası toplumu da bu durumu tanımaya çağırdı.

Çin’in önde gelen diplomatlarından Yang Jiechi ise, 24 Ağustos 2017’de Tillerson ile gerçekleştirdiği telefon görüşmesinde “hükümetinin Afganistan’a barış getirme kararlılığını dile getirdi. “Pakistan’ın Afganistan meselesinde oynadığı önemli role dikkat çekmiş Pakistan’ın egemenliği ve güvenlik endişelerine saygı gösterme çağrısında bulundu. Yang’ın “Trump yönetimini Pakistan’ın bölgedeki rolünü tanımaya” çağırması Çin’in Pakistana desteğinin devam edeceğini de gösteriyor.

ABD, bölgedeki çıkarlarını korumak istiyorsa, Pakistan ile ilişkilerini daha iyi seviyeye taşımak zorunda.

Pakistan merkez bankası verilerine göre, son dört yılda ABD’nin 533 milyon dolar yardımına karşılık Çin’in Pakistan’a doğrudan 2,8 milyar dolar yatırım yapması ve Pakistan’da 50 milyar dolarlık yatırım planı ve güçlü diplomatik desteği, Pakistan dış politikasını yönlendiren orduya karşı ABD’nin askeri yardımlarını kesme tehdidinin etkisini azaltıyor.

Trump ve Tillerson’un peş peşe gelen açıklamaları ABD’nin Afganistan savaşını kazanma arzusu Pakistan üzerindeki baskıyı da artırıyor. Taliban’ı Hindistan’nın Afganistan’daki faaliyetlerini kontrol etmek amacı ile desteklediği iddia edilen Pakistan Başbakanı Navaz Şerif’in görevden alınması bu baskının ve Afganistan’da başarılı olabilmek adına ABD’nin hazırladığı yeni stratejinin bir parçası olarak okunabilir.

Trump’ın açıklamasından saatler sonra Taliban, ABD’nin Afganistan’da kalması halinde savaşa devam edeceğini belirterek ABD stratejisine tepki gösterdi. Tillerson’un Rusya’nın Deaş’la ayrı tuttuğu Taliban’a silah vermesinin uluslararası normlara ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararlarına aykırı olduğuuyarısı Rusya tarafından pek dikkate alınmıyor.

Bu hususu Rusya’nın dikkatine sunduklarını ayrıca Afganistan’a silah verilecekse bunun Afgan hükümeti üzerinden yapılması gerektiği uyarısı yapan Tillerson’a Türkiye’nin güneyinde oluşturulmaya çalışılan defacto teör devletinin ve taşeron PKK/PYD terör örgütüne yapılan silah sevkiyatını neye göre ve kim üzerinden yapıldığını sormanın tam zamanı ve yeri olmalı.

Rusya Afganistan meselesinde cebinden para çıkmadığı için mevcut durumdan şimdilik memnun görünsede gayri resmi açıklamalara göre “ABD’nin yeni stratejisinden herhangi bir pozitif sonuç çıkmayacağı”  kanaatinde.

Öyle anlaşılıyor ki ABD, Afganistan sorununun üstesinden gelmeden Güney Asya ve Pasifik’te güçlenen Çin’e karşı güçlü bir denge stratejisi oluşturamayacak.

Uzmanlara göre Trump için Afganistan, başarı garantisi olmayan uzun vadeli bir taahhüt gerektiren en kötü ticaret anlaşması. Binlerce can milyarlarca dolara mal olan dipsiz kuyu Afganistan’da, “önce Amerika ve çıkarları” söylemi Afganistan’ı barışa götürmeyecek gibi gözüküyor.

Sonuç olarak dünya kamuoyunun merakını gidermekten çok akıllarda soru işaretleri bırakan bu “yeni” strateji, yıllık üç milyar dolarlık yasa dışı afyon üretimine ve rüşvet ve yolsuzluklardan dolayı ülke yöneticilerine güvenemeyen bir halka sahip Afganistan’ın İkinci bir Irak ya da Suriye’ye dönüştürülme projesinin önemli bir adımı olarak yorumlanabilir.

ABD dışişleri bakanı Tillerson’un “Irak ve Suriye’den “çok fazla ders” çıkardık ve bu tecrübeleri Afganistan’a aktaracağız” sözleri Afganistan’ın Suriyelileşmesi tezini de desteklemiş oldu.

16 yıldır devam eden 700 milyar dolar askeri harcamaya, binlerce cana mal olan Afganistan savaşında oğul George W. Bush’un tabiriyle “Afganistan’ın ABD tarafından özgürleştirilmesi” üç ABD başkanı değişmesine rağmen gerçekleştirilemedi. Afganistan’dan çekilmesi durumunda Güney Asya’da mali ve stratejik olarak ciddi bir güç kaybı yaşayacak olan ABD’nin boşluğunu doldurmak yerel aktörlerin yanı sıra öncelikle Çin, Rusya ve İran’a kalacak.

SSCB’nin 1979’da Afganistanı işgali ardından geçen onlarca yıl, ülkedeki hassas toplumsal dengeleri ve yerel aktörleri hesaba katmadan yürütülen bir dizayn çabasının iflasını açıkça ortaya koyuyor.

ABD’nin 3. Başkanı Trump tarafından açıklanan yeni “Afganistan” – “Güney Asya” stratejisinde acil bir çözüm beklemek doğru olmayabilir. Ancak ABD, Afganistan iç savaşında yerel halkı ve  “neyi terörle mücadele sorunu olarak görüp neyi görmediğini” iyi düşünmelidir.

Yıllardır işgal ve iç savaştan yorulan halkın umutlarını yeşertecek milli hareketlerin tekrar sahneye çıkması 2019 seçimlerine hazırlanan Afganistan’ın son çaresi olarak görünüyor. Afganistan’da yıllardır savaşı kazanamamalarının temel sebebi belki de bu hatalarda ısrar etmeleridir.

Kaderleri birbirine sıkı sıkıya bağlı iki ülkede siyasi diyaloğu geliştirerek şiddete son vermeden Afganistan’da barış Pakistan’da huzur olmayacak.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here