İslam dünyasının saygıdeğer liderleri, kanaat önderleri, değerli temsilciler, misafirler ve değerli basın mensupları hepinizi saygıyla selamlıyor, toplantımızın tüm İslam Alemi ve insanlık için hayırlara vesile olmasını diliyorum.
Konuşmama başlamadan önce AK Parti Genel Başkanı ve Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ın sizlere kalbi selam ve saygılarını sunmak istiyorum.
Bu toplantıya katılmayı çok istemesine rağmen ülke ve bölgedeki yoğun gündemden dolayı malesef katılabilme fırsatı bulamadı.
Değerli misafirler,
Mısır ve Suriye perspektifinde İslam Dünyasının karşı karşıya kaldığı sorunları ele almak ve çözüm stratejileri sunmak adına bir araya gelmiş bulunuyoruz.
İslam dünyası birlik ve bütünlüğünü kaybettiğinden bu yana malesef ağır travmalar yaşıyor. İslam coğrafyası olarak malesef başkaları tarafından aramıza cetvellerle çizilmiş ve bizleri birbirimizden ayıran suni sınırlar sendromunu yaşıyoruz.
Müslüman coğrafyalara çizilmiş her bir fiziki sınır, aynı dine inanan aynı kıbleye yönelen müslüman yürekler arasında yeni bir sorun, yeni bir anlaşmazlık ve yeni bir düşmanlık yarattı. Zaten aramıza örülen bu suni sınırlarla hedeflenen de kendi aramızda savaşmamız ve ayrılığa düşmemizdi.
Değerli arkadaşlar,
İslam Dünyasına düzenlenen operasyon sadece aramıza çizilen suni sınırlarla sınırlı kalmadı. Suni sınırlardan daha tehlikeli olan şuur altlarımıza çizdikleri psikolojik, etnik ve mezhepsel sınırlar oldu.
İslam Coğrafyası bir yandan fiziksel sınrlara ayrılırken diğer yandan etnik, mezhepsel ve ideolojik bölünmelere maruz bırakıldı. Böylelikle bölünmüşlük ve parçalanmışlığın sınırları genişletilerek Allah’ın bizlere emrettiği birlik ve bütünlük şartları ortadan kalkmış oldu.
Geçmişte Filistin ve Keşmir’de dün Afganistan, Irak ve Bosna’da bugün ise Suriye ve Mısır’da karşı karşıya kaldığımız tehditlerin temelininde İslam Alemenin fiziksel, siyasi, mezhepsel ve etnik parçalanmışlığı vardır.
Müslüman coğrafyalara bir senaryo gereği çizilen fiziki sınırlar ve müslümanların şuur altlarına çizilen psikolojik sınırlarla kendi içimizde çatışma iklimleri yarattılar. Bu yolla bir yandan İslam Alemi kendi içinde çatışmalarla zayıflatılıp Batı için tehdit olmaktan çıkarılırken diğer yandan da İslam Coğrafyasının sömürülebilmesi için uygun şartlar oluşturuldu.

KENDİLERİ BÜTÜNLEŞTİLER

Değerli katılımcılar,
Bir bütün olan İslam Coğrafyasını fiziksel anlamda suni sınırlarla ve zihinsel anlamda etnik ve mezhepsel akımlarla birbirinden bölüp ayırırken Batılılar kendileri ne yaptılar? Tam tersi aralarındaki fiziki siyasi ekonomik tüm sınırları kaldırarak bütünleştiler ve bölgesel güç haline geldiler. Avrupa’da yaşanan 100 yıl, 30 yıl mezhep ve din savşalarına rağmen AB Birliği böyle bir düşüncenin eseri olarak doğdu.

ETNİK MİLLİYETÇİLİK VE MEZHEPÇİLİK

Değerli arkadaşlar,
Bugün İslam Aleminin karşı karşıya olduğu en büyük tehlike içine düştüğü etnik ve mezhepsel düşünce zaafiyetidir.
İslam coğrafyasının ruhunu ve bedenini ele geçiren etnik milliyetçilik ve mezhepçilik yaklaşımları bir kanser hücresi gibi bizi biz yapan birlik ve bütünlüğümüzü çökertti.
Düşüncelerine başka coğrafyaların mutfaklarında hazırlanmış İslam dışı karşıt ideolojiler zerkedilen gençlerimiz kamplara ayrılarak heba edildiler.
Üniversitelerimiz bilim üretmek yerine ideolojik kamplar haline geldiler. Yine bizim içimizde dönüştürdükleri kimi Müslüman görünümlü guruplarla yeryüzünde korkunç bir İslam algısı yaratmaya çalıştılar.
Etnik ve mezhepçilik bakış açılarımızı ümmetçilik bakış açısı ile değiştirmediğimiz sürece bizi çok daha büyük tehlikelerin beklediğini görmemiz ve kabul etmemiz gerekiyor.
Değerli misafirler,
Şunu bilmeliyiz ki, yeryüzündeki şer odakları ve emperyal güçler artık İslam coğrafyasına konvansiyonel savaşlar açmıyorlar. Bunun yerine bizi kendi içimizde etnik ve mezhespsel savaşların içine sürükleyerek onlar açısından daha karlı, bizler açısından ise kahredici bir zillete ve yenilgiye sürüklüyorlar.
Bu oyunu bozmak zorundayız. Ve bu oyunu bozabilmek için etnik ve mezhepsel hislerimizi bir yana bırakıp ümmetçilik düşüncesini kendimize şiar edinmeliyiz. Tıpkı büyük mütefekkir Allame İqbal’in dediği gibi;
“Chin O Arab hamara Hindustan hamara
Muslim hain hum watan sara jahan hamara”
Kendimize gelip yeniden doğmamız için elimizde önemli reçeteler var. Bunun için çok uzaklara gitmeye de gerek yok. Elimize Allah’ın Resulünün son nefesinden önce bize sunduğu vasiyetini alıp okumak bile tek başına yeterli.
Veda Hutbesi’nin ruhunu anlamak ve onu düstur edinerek yaşamak İslam Coğrafyasını bitkisel hayattan uyandıracak önemli bir adım olacaktır.

TERÖR VE İSLAM

Değerli Arkadaşlar,
Bugün İslam Aleminin karşı karşıya kaldığı diğer bir tehdit ise malesef yaratılan terör ve İslam algısıdır. İslam’ın bir yok etme değil yaşatma dini olduğu hepimizin malumudur.
Ancak hangi dinden olursa olsun sivil ve masum insanlara karşı girişilen ölümcül saldırılar hiç bir din ve inancın kabul etmeyeceği türden saldırılardır. İslam aleminin kendisi üzerinde maksatlı ve planlı bir şekilde yaratılan terörizm algısından da acilen kurtulması gerekmektedir.

YERYÜZÜNDE DENGELER DEĞİŞİYOR

Değerli kardeşlerim,
Kendimizi yeni bir geleceğe hazırlamalıyız. Geleceğin doğudan yükseleceği bir dönemin başındayız. Allahın izni ile yeryüzünde güç ve zenginlik yeniden el değiştiriyor. Güç ve zenginlik artık Batıdan Doğuya büyük bir göç halinde.
Bunu sadece ben demiyorum. Batılı bilim adamları ve stratejistlerin öngörüsü de bu şekildedir. Amerikalı ünlü ekonomist Clyde Prestowitz’in 2005 yılında yazdığı kitabın adı “The Great Shift of Wealth And Power To the East” Prestowitz bu kitabında ABD’nin yakın bir gelecekte ekonomik bir zafiyetle karşı karşıya kalarak yeryüzündeki hegemonyasını kaybedeceğini söyler.
Batı son yüz yıldan bu yana yeryüzünde kaba kuvvet ve adaletsizlikle hükmetti. Sahip olduğu gücü yeryüzüne haksız savaşlar açarak ve sömürerek kullandı. Yeryüzünde adaletle değil zulum ve sömürü ile kan dökerek hükmetti. Bu nedenle şimdi güç ve zenginlik yeniden el değiştiriyor, Batı’dan Doğu’ya geçiyor. Küresel ölçekte ekonomik, demografik, politik tüm göstergeler buna işaret ediyor.
O halde kardeşlerim bir yandan İslam Alemini tehdit eden sorunlarla başederken kendimizi bu güzel geleceğe nasıl hazırlamalıyız?

ATILMASI GEREKEN ADIMLAR

1-İslam Coğrafyası etnik ve mezhepçi yaklaşımdan sıyrılarak ümmetçi bir perspektife sahip olmalıdır. Siyasi düşünce farklılıklarımız asla etnik ve mezhepsel boyutlara taşınmamalıdır. Özellikle ülkelerimizdeki alimlerimizin ve cemaatlerimizin Ümmetçlik anlayışını Müslümanlar üzerinde hakim kılma yolunda gayretleri olmalıdır.
2-İslam İşbirliği Teşkilatının hızla reforme edilerek günümüz şartlarına, Müslümanların bugünkü ve yarınki ihtiyaçlarına göre yeniden yapılandırılması gerekmektedir.
İslam İşbirliği Teşkilatı içerisinde mutlaka bir Azınlık Müslümanlar Komisyonu oluşturulmalı ve özellikle Arakan gibi zulüm altında yaşayan azınlık Müslümanlarla ilgili izleme, inceleme ve raporlama çalışmaları yürütülmelidir.
İslam İşbirliği Teşkilatı içerisinde bir ortak fon oluşturarak İslam Ülkeleri ve toplumları arasında kaynaşma ve anlayışı artıracak, kalkınmaları destekleyecek, STK’ların imkan ve kaabileyetlerini artıracak finansal destekler sağlanmalıdır.
3-Uluslararası sistemin değişmesi için gündem oluşturmalıyız. Mevcut BM sistemi yeryüzünde savaşları engellemek ve adaleti tesis için yetersiz kalmıştır. BM bugüne kadar mazlumun yerine zalimin, zayıfın yerine güçlünün yanında yer alarak savaşların önlenmesi ve barışın tesis hususunda başarısız olmuştur.
BM temsil sistemi de adil bir zemin üzerinde değildir. BM Güvenlik Konseyi’nde 5 devlet ne derse o olmakta geriye kalan 192 ülke ise buna tabi kalmak zorundadır. İslam Dünyası dünya nüfusunun üçte birini oluşturmasına rağmen daimi üyeler arasında temsile sahip değildir.
2. Dünya savaşı sonrası şartlarına göre oluşturulmuş BM Bu haliyle misyonunu tamamlamıştır. Ve yeryüzü daha paylaşımcı ve daha adil savaşları önlemede daha etkin bir uluslararası sisteme ihtiyaç duymaktadır.
4- İslam Alemi olarak kendi iç sorunlarımızı dış müdahaleler olmadan kendi içimizde çözecek makanizmalar geliştirmeliyiz. Bunun için bir Yüksek İslam Mahkemesi oluşturularak İslam Coğrafyasında yaşanan sorunlar için hakemlik rolü üstlenecek, adalet üretecek bir çözüm merkezi kurulmalıdır.
5- Sadece İslam Coğrafyası için değil tüm yeryüzü için adil bir sistemi savunmalıyız. Ve bu yönde makenizmalar geliştirmeli, sistemler önermeliyiz.
6- İnsanlarımızı aydınlatacak ve hayatın her alanında faaliyet gösterecek dinamik sivil toplum örgütleri oluştururarak toplumlarımızın hızla bilinçlenmlerini sağlamalıyız. Müslüman coğrafyalardaki STK ların işbirliğini artırmalı ve işbirliğini artırıcı ortak projeleri desteklemeliyiz.
7- İslam Coğrafyasındaki yaşanan iç sorunlarda iyi niyet ve arabulucu rolü üstlenecek bir akiller gurubu oluşturulmalı ve krizler çatışmaya dönüşmeden müdahale edilmelidir.
8- Vatandaşlarımıza Allahın doğuştan verdiği tüm hakları vererek özgürleştirmeli ve farklılıkları bir tehdit olarak değil zenginlik olarak algılamalıyız.
9- Ortadoğu’dan başlayarak İslam Aleminin Avrupa Birliği benzeri ekonomik, siyasi, coğrafi bir bütünleşme içine girmesi yönünde adımlar atmalıyız.
İslam Coğrafyasının değerli kanaat önderleri, İslam Alemi olarak geleceğin doğudan yükselmeye başladığı bu günlere kendimizi hızla hazırlamamız gerekiyor. Gelecek inşaallah bizim ellerimizde yükselecek. Ve yeni çağ inşaallah sömürü yerine paylaşım, zulüm yerine adalet çağı olacak.
Sözlerime verdiğiniz değer ve dinlemek için bahşettiğiniz zaman için teşekkürlerimi sunuyor, toplantımızın İslam Dünyası ve tüm insanlık için hayırlara vesile olmasını diliyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum.
25 Eylül 2013
International Conference Muslims Leaders Lahor-Pakistan
Paylas