ABD’nin Barak Obama sonrası hayata geçirdiği Afganistan stratejisi, üç ayda bir yerini bir başka stratejiye bırakıyor. ABD gibi bir süper gücün dış politika gündeminin ilk sırasında yer alan, NATO’nun tek gündem maddesi olan, Batıdan ve Doğudan 42 ülkenin askeri güç bulundurduğu Afganistan’la ilgili birbirini izleyen stratejiler ise çözüm önermekten, Afganistan’daki gerçekleri görmekten ve anlamaktan oldukça uzak, sözde stratejiler. Üstelik, dünya kamuoyunu hipnoz etme amacı güden ve sürekli yenilenen bu stratejiler birbirinin aynı. Bugüne kadar “yeni” diye duyurulan Afganistan stratejilerinin hiç birinde askeri mantaliteden bir sapma yaşanmadı, sürekli asker artırımı ve koalisyon güçlerinin daha fazla asker talebi dillendirildi. Kalkınmada ilerlemenin sağlanmasına yönelik, güvenlik başta olmak üzere, eğitim, istihdam, sağlık, konularında nerdeyse hiçbir şey yapılmadı. 2001 yılından buyana ABD ve Batılı güçlerin işgali altındaki Afganistan’da şiddet ve sivil kayıplar her geçen sene daha da artarken, kadın ve çocuk ölümlerinde Afganistan dünya sıralamasında ilk iki ve üç arasında yer aldı.  Bir Afganlının ortalama ömrü ise sadece 43 sene.

ABD, başına “yeni” ekleyerek üç ayda bir gündeme taşıdığı birbirinin kopyası şiddet ve kaos içerikli sözde Afganistan stratejileri ile, dünya kamuoyunu aptal yerine koyuyor ve aldatıyor.  ABD ve İngiltere’nin başını çektiği küresel güçlerin, başından buyana hedefledikleri temel strateji ise Afganistan, El Kaide ve Taliban bahaneleriyle Güney Asya’ya yerleşmek. Ve 2001 yılında Afganistan’la başlayan bu yerleşme stratejisi, Pakistan’da adım adım ilerleyen gizli bir işgal süreciyle genişliyor.

Afganistan Bahane, Hedefler Çok Daha Büyük

ABD ve Batılı güçler Afganistan’da kalıcı istikrar ve huzuru bilerek ve isteyerek sürekli  erteliyor, şiddet ve istikrarsızlığı ise körüklüyorlar. Çünkü kaos ve şiddet, ABD’nin Güney Asya’ya yerleşme stratejisinin temelini oluşturuyor.  Şiddet ve kaos iklimi arttığı sürece, Güney Asya’ya yerleşmek ve bölgedeki dengeleri kendi menfaatleri doğrultusunda şekillendirmek için gerekli olan daha fazla asker zemini oluşuyor ve dünya kamuoyu bunu, Afganistan’daki  terör odaklarıyla mücadele için gerekli görmeye başlıyor. Oysa hem El Kaide, hem de Taliban, ABD’nin Güney Asya’yı işgal stratejisinin sadece birer piyonları.

Çin ve Hindistan ABD’li stratejistlere göre orta vadede ABD’nin dünya üzerindeki siyasi ve ekonomik hegemonyasını ortadan kaldıracak iki önemli güç olarak gösteriliyor. ABD, bu iki önemli gücü istikrarsızlaştırmak ve güç dengelerini lehine çevirmek için Afganistan merkezli Güney Asya’ya yerleşmiş durumda ve bu yerleşmeyi daha fazla askerle muhkemleştirmeye çalışmaktadır.  Nitekim, sır perdesi aralanamayan Hindistan’daki Mumbai baskını ve etnik çatışmalarla Çin’i istikrarsılaştırmayı amaçlayan Urumçi olayları, ABD’nin bu iki ülkeyi hedef alan müdahaleleridir.

ABD’nin Güney Asya’ya yerleşerek varmak istediği diğer önemli bir hedef ise İran’ı Irak ve Türkiye’den sonra Pakistan ve Afganistan yoluyla arkadan da kuşatarak çembere almak ve istikrarsızlaştırmaktır. Pakistan’ın İran’a sınır eyaleti olan Belucistan’da aktif duruma getirilen Cundullah örgütü eliyle gerçekleştirilen Zahedan cami baskını, ve devrim muhafızlarına yönelik saldırı, İran’a yapılan müdahalelerdir.  İran, hem kuşatılarak hem de teröre maruz bırakılarak zayıflatılmakta ve geniş kapsamlı bir askeri müdahaleye hazır hale getirilmektedir.

ABD’nin Güney Asya’ya yerleşme nedenlerinden birini de Orta Asya’nın bakir enerji kaynakları oluşturuyor.  Afganistan’a yerleşerek bölgedeki enerji kaynaklarını kontrol altında tutmayı ve enerji rotalarını belirlemeyi hedefleyen ABD, böylelikle bölgenin geleceğini kendi menfaatleri doğrultusunda şekillendiriyor.

Pakistan Gizli Bir İşgal Altında

Pakistan ve sahip olduğu nükleer silahlar, ABD’nin Afganistan bahaneleriyle Güney Asya’ya bir diğer yerleşme nedeni. ABD dünya üzerindeki en geniş büyükelçiliğini İslamabad’a kuruyor. Bir karargah niteliği taşıyan ve çok geniş bütçeler ayrılan büyükelçilik projesi, ABD’nin bölgeye yönelik uzun vadeli stratejilerinin somut bir göstergesi. Pakistan’daki nükleer silahlar başta İsrail olmak üzere batılı güçler için büyük bir tehdit oluşturuyor. ABD, Pakistan’ı kaos ortamına sürükleyerek ve kendi eliyle ülkenin başına getirdiği Zerdari’yi kullanarak Pakistan Ordusu’nun kontrolünde bulunan nükleer silahları denetim altına almayı ve tesirsiz hale getirmeyi hedeflemektedir. Cumhurbaşkanı Zerdari, kendi ülkesinde derin bir ABD güvenlik şirketi olan Blackwater tarafından yakın korumaya tabi tutulmaktadır. ABD ile Pakistan Ordusu arasında şu anda gizli bir savaş sürmektedir. FBI, CIA ajanları ve Blackwater güçleri başta İslamabad olmak üzere Peşaver, Lahor, Karaçi kentlerine büyük bir yerleşim içerisindeler. Sadece İslamabad’da 500 civarında villanın gizlice Blackwater güçleri ve ajanlar tarafından kiralandığı yönünde birçok kaynaktan akan haberler var. Pakistan’ın tüm hava limanları FBI ve CIA ajanlarının gizli denetiminde. Karaçi limanından Pakistan’a gizlice sokulan 5000 Hummer aracının gizli çekilmiş görüntüleri Pakistan’ın özel TV’lerinde ve haber portallarında yayınlanıyor. Pakistan gizli servisi ISI içerisinde CIA ajanları ve Pakistanlı muhafazakar ajanlar arasında çetin bir savaş var. Pakistan için hayati önem arzeden Pakistan Ordusu ve ISI’yı ele geçirmeye yönelik büyük bir çaba harcanıyor. Bu nedenle Zerdari, bir süredir darbe kabusları görüyor ve Türkiye’nin de aralarında bulunduğu kimi ülkelerden destek bekliyor. Ancak, Pakistan’da işlerin kontrolden çıktığı bu süreçte yakın bir zamanda askeri bir darbe kaçınılmaz hale gelecektir. Böyle bir müdahalenin Pakistan’ı nereye sürükleyeceğini tahmin etmek ise gerçekten çok zor.

Kısacası, ABD’nin üç ayda bir yeniymiş gibi dünya kamuoyunun şuuraltını yönetmeye ve aldatmaya yönelik sunduğu Afganistan stratejilerinin sonuncusu da Afganistan’a huzur getirmekten öte şiddeti daha da körükleyerek bölgenin işgalini hedeflemektedir. Daha çok şiddet, daha çok asker.

ABD’nin Güney Asya’ya yerleşme ve yönetmeye yönelik asıl stratejisi ise şu adımlardan oluşmaktadır;

1-Sovyet işgali sonrası El Kaide ve Taliban’ı bahane ederek ve terörle savaş gerekçesi yaratarak otorite boşluğu bulunan Afganistan’a yerleş.
2-Bölgeyi,  otorite boşluğunu ve uyuşturucu gelirlerini kullanarak bir terör laboratuarı haline getir. Her hedefin dokusuna uygun terör örgütü geliştir ve hedeflere yönlendir.
3-Hedef ülkeleri ve bölgeyi güvenlik, ekonomik ve siyasi olarak istikrarsızlaştır ve bölgeyi kendi menfaatlerine göre şekillendir.
4-Dünya kamuoyunun şuuraltını Afganistan, El Kaide, Taliban ve terörle savaş telkinleriyle hipnoz et ve yönet.

Türkiye, Güney Asya’yı İşgal Stratejisinin Bir Parçası Olmamalı

ABD’nin Afganistan’ı istikrara kavuşturma adı altında Güney Asya’yı işgal stratejisinin bir parçasını da Türkiye oluşturuyor.  Türkiye’nin gerek Afganistan, gerekse Pakistan’la olan yakın kardeşlik ilişkilerini kullanarak ABD, Güney Asya’daki varlığını daha müemmen hale getirmeyi, kayıplarını ise daha aza indirmeyi hedefliyor. Afganistan’daki Türk varlığı bölge halklarına güven telkin ediyor.  NATO ve ISAF çerçevesinde Türk birliklerinin görev yapması bölge halkına güven telkin ediyor. Diğer bir deyişle ABD ve batılı güçler kendi varlıklarını Türkiye’nin bölgedeki varlığıyla bütünleştirerek güven kazanmaya ve yerel tepkileri izale etmeye çalışıyor. Bununla yetinmeyen Obama yönetimi, “Yeni Afganistan Stratejisi!” gereği Türkiye’den muharip birlik talebinde bulunarak Güney Asya’nın işgali ve yeniden şekillendirilmesinde Türkiye’nin ve Türk Silahlı Kuvvetlerinin bölgede telkin ettiği güvenden ve muharebe gücünden yararlanmayı planlıyor.

ABD’nin bu talebi Türkiye’nin bölgeye ilişkin menfaatleriyle çelişmektedir. Türkiye ve TSK bölge halkları tarafından  işgalci olarak algılanmayan bölgedeki tek unsurdur. Bu nedenledir ki, Türk Birliği Afgan halkı ile son derece sıcak ilişkiler kurulabilmiş ve TSK bölge halkı tarafından kabul görmüştür. Bölge ile doku uyumu bulunan ve güven duyulan tek ülke konumunda olan Türkiye, ABD’nin bölgeyi işgal stratejisinin bir parçası olup, muharip asker gönderecek olursa büyük kayıplara uğrayacaktır ve “işgalci” rolüne bürünecektir. Bundan sonra olabilecekleri de tahmin etmek güç olmasa gerek.

Türkiye, Afganistan ve Güney Asya’ya ilişkin stratejilerini kendisi belirleyip ABD’ye ve NATO’ya önermelidir. Eğer gerçekten Afganistan stratejisinin amacı Afganistan’a ve bölgeye huzur ve istikrarı getirmekse bunun bölgeye daha çok asker göndererek, savaşın dozunu daha da artırarak mümkün olmayacağı çok açıktır. Bölgeye istikrar ve huzur ancak bölge ile doku uyumu bulunan güçlerin yerleştirilmesi, bölge halklarının güveninin kazanılması, kalkınmada ilerlemenin, sağlık, eğitim, istihdam konularının ciddiyetle ele alınmasıyla mümkün olabilir. Türkiye, İslam Konferansı Örgütü (İKÖ) merkezli geliştireceği Afganistan stratejisi ile kendi stratejilerinde ısrarcı olmalıdır.
Afganistan ve Pakistan başta olmak üzere Güney Asya’ya ABD stratejileriyle yakın bir gelecekte huzur ve istikrarın gelmesi hayal ötesi. Çünkü ABD, bekasını ve geleceğini bölgenin Amerikan çıkarlarına göre şekillendirilmesinde görüyor. Türkiye ve İKÖ, kendi stratejilerini geliştirip kabul ettirmedikleri sürece, şiddet ve kaos kasırgası Güney Asya’yı tamamen etkisi altına alarak yakıp yıkmaya devam edecektir.

Ali ŞAHİN
03 Aralık 2009

Paylas
GASAM
GÜNEY ASYA STRATEJİK ARAŞTIRMALAR MERKEZİ

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here