Afganistan’da işgal 8. yılını doldururken, 20 Ağustos’ta yapılan seçimler, Afgan halkının   geleceğine ilişkin önemli mesajlar vermesi bakımından oldukça anlamlıydı. Taliban güçlerinin tehdit ve saldırıları altında gerçekleşen seçimlerden kameralara ve fotoğraflara yansıyan manzaralar, Afganistan’da sergilenen bir demokrasi komedyası izlenimi uyandırıyordu. Sokaklarda parayla dilediğin kadar satın alabileceğin oy pusulaları, ABD ve Koalisyon Güçleri’nin denetimi altında ne denli özgür, dürüst ve ciddi bir seçimin yapıldığını ortaya koyarken,  eşeğinin sırtına yüklediği seçim sandığı ve kendi sırtına bağladığı sandalye ile Hindikuşlara tırmanan Afgan seçim görevlisinin trajikomik görüntüsü, ABD önderliğinde batılı güçlerin Afganistan’ı taşıdığı noktayı göstermesi açısından manidardı.

 

Afgan Halkı Can Çekişiyor…

 

Bugün itibariyle sahip oldukları yaşam koşullarına göz atıldığında, yapılan seçimlerin Afgan halkı için bir şey ifade etmediği ve seçim sonrasına dair bir umut ve beklenti yaratmadığı görülüyor. Dünyanın en fakir beşinci ülkesi olan Afganistan’da nüfusun % 42’si ayda 14 doların altında yaşam sürmeye çalışıyor. Bir Afganlının ortalama ömrü ise bir kelebeğin ömrü kadar nerdeyse. İnanılır gibi değil ama bir Afganlı sadece 43 yıl yaşam sürebiliyor. Birleşmiş Milletler rakamlarına göre 8 yıldır batılı güçler tarafından yönetilen Afganistan’da, doğan her 1000 çocuktan 257’si ölüyor ve bu konuda Afganistan dünya üçüncüsü.  Afganistan’a dair daha hazin gösterge ise Anne ölümleri.  Afganistan’da her 100 bin anneden 1600’ü doğum ve buna bağlı gelişen rahatsızlıklarla yaşamını yitiriyor. Anne ölümlerinde ise Afganistan Sierra Leone’den sonra dünya ikincisi.  Okur yazar oranı % 23, çocukların yarısı okula gidebiliyor ve gidebilenlerin sadece % 35’i kız. Bu şartlarda yaşam süren bir halk için seçim ve demokrasi fanteziden öte ne anlam ifade edebilir ki?  Adeta can çekişen bir ülkeye batılı güçlerin demokrasi ihraç etmeye çalışmaları ile Fransa Kraliçesinin “Ekmek yoksa pasta yesinler” aymazlığı arasında bir fark var mı sizce?

 

Seçimler Afganistan’a Değişim Getirecek mi?

 

2004 yılında yapılan seçimlerin ardından Afgan halkı kavramsal anlamda ne olduğunu dahi bilmediği demokrasinin temel unsuru seçimler için sandıklara 2. kez gitmiş durumda. Afganistan’da Taliban rejiminin koalisyon güçleri tarafından devrilmesinin ardından 2004 yılında yapılan ilk seçimlere Afganlılar büyük umutlar besleyerek katılmıştı.  % 75 oranında katılımın sağlandığı seçimlerin ardından umutlar her geçen gün yerini karamsarlığa bıraktı. Taliban, Afganistan içlerinde nüfuzunu daha da artırırken şiddetin yükselen dozuyla birlikte güvenlik Afgan halkının öncelikli sorunu haline geldi. 2004 seçimlerinde Taliban Afganistan’ın 364 bölgesinden sadece 30’unu kontrol edebilirken bugün 2009 seçimlerinin yapıldığı bu günlerde 160’ını kontrol eder hale gelmiş ve daha da güçlenmiş.  Kalkınmada ilerleme sağlanamadığı gibi, eğitim, istihdam sağlık reformları gerçekleştirilememiş ve ülke dünyanın uyuşturucu merkezi haline getirilmiş durumda. 2 seçim arasında ortaya çıkan tüm bu göstergeler, Afgan halkının seçimlere ilişkin umut ve beklentilerini Kaf Dağı’nın ardına itmiştir.

 

Halk İradesi Sandığa Yansıyabildi Mi?

 

Afganistan seçimlerine ilişkin yöneltilecek en önemli sorulardan biri de halk iradesinin sandıklara ne ölçüde yansıyabildiğidir. Feodal bir yapıya sahip olan Afganistan’ın % 60’ı aşiretlerin kontrolünde. Bu bölgelerde yaşayan Afgan halkının aşiret reislerinin işaret ettiği aday dışında birine oy verme şansları yoktur. Bu da % 75’i okur yazar olmayan Afgan halkının kime niçin oy verdiğini bilmediğini gösteriyor.  Halk iradesinin sandıklara ne ölçüde yansıyabildiğine ilişkin diğer önemli bir soru ise % 80’i dağlık olan Afganistan’ın özellikle kırsal kesimlerinde sandık ve oy güvenliğinin ne derece sağlanabildiğidir. Türkiye gibi demokrasisi ve seçim güvenliği Afganistan’la kıyaslanamayacak kadar gelişmiş bir ülkede  dahi oy pusulaları zaman zaman çöplüklerden toplanırken oy pusulalarının aleni bir şekilde sokaklarda satıldığı Afganistan’da bu konuda neler yaşanabileceğini tahmin etmek zor olmasa gerek. ABD’nin Afganistan’da kendisi için zorluk çıkaracak bir hükümet oluşumuna izin vermeyeceği gerçeği de göz önünde bulundurulduğunda,  Afganistan seçimlerinin sonuçlarını, halk iradesinin yansıması şeklinde değerlendirmenin güçlüğü ortaya çıkacaktır.

 

Batılı Güçler Karzai’yi İstedi

 

Yukarıda değindiğimiz şartlar ve karakteristikler içinde tamamlanan Afgan seçimlerinden kimin galip çıkacağına gelince, gerek Karzai, gerekse Abdullah Abdullah resmi sonuçlar açıklanmadan zaferlerini ilan etmiş durumdalar. Ancak seçim öncesi yaşanan bazı gelişmeler batılı güçlerin kerhen de olsa Karzai’de karar kıldıklarını gösteriyor. Bu gelişmelerden en önemlisi Karzai tarafından 2008 yılında Türkiye’ye sürgüne gönderilmiş olan  General Dostum’un ABD’nin izni doğrultusunda seçimler arifesinde Afganistan’a döndürülmüş olmasıdır. General Dostum, 2004 yılında yapılan seçimlerde Karzai’ye rakip olmuş ve kullanılan oyların % 10’unu alma başarısı göstermiştir. Özellikle Afganistan’da yaşayan başta Özbekler olmak üzere, Türkmen, Hazara ve Tacik oylarını alan General Dostum’un Karzai tarafından affedilerek Afganistan’a davet edilmesi Dostumun sahip olduğu % 10’luk oy potansiyelinin Karzai’ye yarayacağı anlamına geliyor. Bu durumda Karzai’nin seçimleri kazanmasının ardından General Dostum’u Afganistan Savunma Bakanı ya da Afganistan Genel Kurmay Başkanlığı’nın başında yeniden görmek sürpriz olmayacaktır. Ayrıca, Dostum’un Afganistan’a dönüşüne izin vererek Türkiye de Karzai’nin yanında yer aldığını ortaya koymuş oldu. Yine İtalya Devlet Başkanı Berlusconi’nin seçim öncesi yaptığı Afganistan değerlendirmesinde koalisyon güçleri olarak Karzai’den vazgeçmelerinin kolay olmayacağını belirtmesi de batılı güçlerin yeniden Karzai’de karar kıldıklarının somut bir göstergesi şeklinde değerlendirilebilir.

 

Burada yeri gelmişken bir önemli konuya daha işaret etmek gerekiyor.  Dostum’un Afganistan’a dönüşü  ABD ‘nin Taliban ve Al Kaide ile mücadelede konusunda geliştirdiği yeni bir stratejinin de ürünüdür. 2001 yılında Kuzey İttifakı Komutanı olarak Taliban’a karşı başarılar elde eden, Mezarı Şerif, Kandahar bölgelerinde, Cenk Kalesinde silah bırakmış 3000 Taliban askerinin katledilmesinde başrol oynayarak savaş suçu işlemiş biri olan Dostum, ilerleyen süreçte savaş ağasına dönüştürülerek  etkin bir şekilde cepheye sürülecektir. ABD Dostum vasıtasıyla Taliban’a karşı tutumunu daha da sertleştirmek niyetinde.

 

Seçimler ABD ve Koalisyon Güçleri İçin Güven Oyu Niteliğinde

 

Batılı güçlerinin seçimlere ilişkin en büyük merakı seçimi kimin kazanacağı değil seçimlere katılım oranı olacaktır. 2004 yılında demokrasi, özgürlük, güvenlik, huzur ve iş umutlarıyla tüm tehditlere rağmen Afgan halkının % 75’i sandık başına koşmuştu. Ancak yazımızın başında da belirttiğimiz yaşanan hayal kırıklıkları  Afgan halkının 2009 seçimlerine teveccühünü önemli şekilde azaltacaktır. % 75’in altına düşecek bir katılım oranı ABD ve koalisyon güçleri için güven oyu alamamak anlamına gelecektir ki bu durum Afganistan’da bulunan batılı güçleri oldukça rahatsız edecektir. Afgan halkı artık Afganistan’da bulunan yabancı güçlerin Afganistan’ı yeniden imar etmek yerine bölgeye yerleşmek ve dengeleri kendi menfaatleri doğrultusunda şekillendirmek gibi gizli gündemleri olduğuna inanmaktadır. Kabildeki Bagram üssünde dağıtılmak üzere hazırlanırken görüntülenen Dari ve Peştu dillerinde yazılmış İncillerin bulunması, drone saldırılarında çok sayıda sivilin yaşamını yitirmesi, ve karikatür krizi sorumlusu Rasmussen’in NATO Genel Sekreterliği’ne atanmış olması, Afgan Halkı’nın başta ABD olmak üzere yabancı güçlere olan güvenlerini önemli ölçüde sarsmıştır.

 

Seçim sonuçları ve seçimlere katılım oranları açıklandıktan sonra, eğer ABD ve Koalisyon Güçleri’nin Afganistan’da bulunuş amacı barış ve huzuru getirmekse, acilen bir çekilme politikasının belirlenmesi ve bu yönde bir takvim ortaya konulması gerekmektedir.

 

Afganistan’da çözüm sürecine İslam Konferansı Örgütü’nün (İKÖ) etkin bir şekilde mutlaka dahil edilmesi gerekmektedir. Ülkedeki terör ve şiddetin kontrol altına alınması, ekonomik, sağlık, altyapı ve yeniden yapılanmanın sağlanabilmesi için İKÖ gibi bölge ile doku uyumu bulunan oluşumlara ihtiyaç duyulduğu açık bir şekilde görülmektedir. İKÖ çerçevesinde oluşturulacak güvenlik ve destek gücünün Afganistan’da ve bölgede bir diyalog ortamı yaratma ve uzlaşı noktasında NATO’ya oranla daha güçlü dinamiklere sahip olduğu bir gerçektir.

 

Seçim sonuçları ne olursa olsun ve kim kazanırsa kazansın, sadece varlıkları ile bile alerji yaratan koalisyon güçleri bölgeden çekilmediği sürece, Afganistan ve Güney Asya’daki şiddet son bulmayacak, bölgeye barış ve huzur gelmeyecektir.

 

Ali ŞAHİN

Güney Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi (GASAM) Başkanı

22 Ağustos 2009

Paylas
GASAM

GÜNEY ASYA STRATEJİK ARAŞTIRMALAR MERKEZİ

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here