27-30 Kasım 2014 tarihlerinde Center for Strategic &Regional Studies (CSRS) Araştırma Merkezi’nin davetlisi olarak Afganistan’ın başkenti Kabil’de bulundum.
CSRS’in davetini aldığımda hiç tereddüt etmeden Kabil’e gitmemin gerekliliğini ve Afganlı kardeşlerimizle kucaklaşma fırsatını kaçırmamam gerektiğini düşündüm. Bazı dostların Kabil’de ki güvenlik sorunlarını hatırlatmalarına rağmen daveti kabul ettim. Kabil ziyaretim sonrasında ise davete katılım kararımın ne kadar isabetli olduğunu müşahede ettim.
Kabil Yerleşimi

20141128_114319

Coğrafi olarak yüksek dağlarla çevrili ve bu dağların eteklerine kurulan birçok medeniyete ev sahipliği yapmış tarihi bir dünya şehri olan Kabil’e dair genel izlenimim; şehirde bulunan tarihi camiler ve Baghe Babür’ün (Babür Bahçesi) güzelliğiydi. Şehir, on yıllardır süren savaş ve iç çatışmalar nedeniyle şimdilerde mahzun olsa da, kadim ruhuna uygun şekilde mağrurluğunu da korumayı sürdürüyor… Bu genel izlenimi öncelikle not düşmüş olayım…
Center for Strategic & Regional Studies (CSRS) araştırma merkezi

2

Kabil ziyaretimin detaylarına gelecek olursam: Şehirde ilk durağım, daveti aldığım CSRS Araştırma Merkezi oldu. CSRS, Afganistan’da mütevazı bir araştırma merkezi olarak faaliyetlerini sürdürüyor. Araştırma merkezinin çalışanları, Türkiye’nin siyasi istikrar tecrübelerinden faydalanarak, ülkelerinin de sulh ve selametini nasıl oluşturabilecekleri üzerine araştırmalarda bulunuyorlar. Burada, CSRS’in yönetim kurulu ile genel olarak Türkiye ve Afganistan konulu verimli bir fikir alışverişimiz oldu. Afganların Türkiye’ye olan güvenlerini içtenlikle takdir ettiğimi not düşmek isterim.
Salam Üniversitesi

3

Görüşmemizde, CSRS Başkanı Abdulbaki Amin, “Afganistan’ın barışa olan ihtiyacının, insanların ekmeğe olan ihtiyacından daha önemli olduğunun” altını çizdi. Afganistan’da tüm olumsuzluklara rağmen Afgan halkının ülkelerine barışın gelmesi için ne kadar istekli oldukları, konuşmalarında net olarak görülüyor. Aynı zamanda,“Afganistan’ın girift sorunlu yapısını anlayacak ve barışın sağlanmasında bilgi ve birikimiyle yer alan ve art niyetli hesabı olmayan tek ülke Türkiye’nin tüm taraflar arasında yumuşak iletişimi sağlayacak ülkenin olduğunu” ayrıca ifade ettiler. Şahsım adına yaptığım konuşmada ise “Afganistan’da sulh ve selameti sağlayacak tek gücün Afgan halkının birlik ve beraberliğinin olduğu,  Afgan dostlarının dostane yaklaşımından kaynaklanacağı” düşüncemi kendileriyle paylaştım.

4

CSRS’in ardından davetli olduğum Kabil Salam Üniversitesi’nde yaptığım “Türkiye’de siyasi istikrar ve ekonomik başarı” & “Erdoğan’ın Afganistan ziyaretinin izdüşümü” konulu sunuma ise, üniversitenin öğretim görevlileri ve öğrencilerin ilgisi takdire şayandı. Burada gerçekleşen fikir alışverişlerinde ise Afgan kardeşlerimizin beklentisi olan Türkiye’nin birikim ve tecrübelerini duyma isteğini bir nebzede olsa onlarla paylaşmanın bahtiyarlığını yaşamış oldum. Ayrıca burada temaslarda, siyasal istikrarın bir ülke için olmazsa olmazların başında geldiğini net olarak müşahede etmiş bulundum.
 “The Daily WEESA” Baş Editörü Muhammed Zubair Shafiqi

5

Afgan aydınlarla görüşmeyi ve onlarla istişare etmeyi de programımızın kapsamına alarak, Kabil’de vaktimizi daha verimli kullanmaya gayret ettik. Süren temaslarımızda, ülkenin önde gelen medya organlarından Bostnews’ın baş editörü Wahid Mozhda ve The Daily WEESA baş editörü Muhammed Zubair Shafiqi ile bir araya geldik. Her iki isimle de, geride kalan 12 yıllık süreç içerisinde sağlanan siyasi istikrar sayesinde Türkiye’nin kazanımlarını paylaştık ve Afganistan’ın önde gelen sorunlarıyla ilgili olarak istişarelerde bulunduk. Her iki editörün de üzerinde durduğu iki nokta şunlar idi: İki ülkenin de tarihi, kültürel ve dini bağları nedeniyle sosyo-ekonomik projeler yoluyla daha yoğun ve yakinen çalışması gerektiğine dair istekleriydi. Türkiye’nin Afgan halkına yapmış olduğu tüm hizmetlerinden dolayı kalbi teşekkürlerini ilettiler. Türkiye dostları olarak ikinci hatırlatmaları ise, Türkiye’nin ülkelerine yapmış olduğu hizmetlerin, Türk ve Afgan halklarının yakınlaşmasını sabotaj etmek için bazı kesimlerin bilinçli olarak karalama çabalarına dikkat edilmesi gerektiğiydi. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın şahsı üzerinden Türkiye aleyhine görsel ve yazılı basında yürütülen yoğun kara propaganda faaliyetlerini şahsımla paylaştılar. Bu bağlamda, ülke içerisinde bazı odaklarca Erdoğan’ın bir taraftan İslam dünyasında kendini Müslüman lider olarak tanıtmaya çalıştığı, diğer yandan ise Afganistan’da General Reşit Dostum’a Türk olmasından dolayı yardım ettiği konusu işlenerek, Erdoğan’ın Afganistan’da “ırkçı” olarak tanıtılmaya çalışıldığı ve bu meyanda bir gündem oluşturularak Türkiye’ye olan sempatinin söndürülmesine yönelik sinsi bir proje yürütülmekte olduğuna  dair düşüncelerini bizimle paylaştılar.
Yaptığım konuşmada ise bu ithamın amacının iki toplum arasındaki sarsılmaz güven ve saygıyı bağlarını zayıflatmak hedefi güden kara bir iftira olduğunu örnekler vererek açıkladım; Türkiye’nin Afganistan’da yürüttüğü hizmetlerde hiçbir etnisiteye öncelik vermediğini ifade ettim. Türkiye’nin Peştun, Tacik, Hazara, Özbek, Aymak, Türkmen vb. Afgan etnik gruplar arasındaki yaklaşımının eşit düzeyli olduğunu paylaştım. Ama bu karalama projesini yürütenlerin Afganistan’daki etnik çatışmayı iyi bildikleri için, Türkiye’nin faaliyetlerini de etnik çatışmayı kışkırtacak söylemlerle karalama yoluna gittiklerini ifade ettim. Kendileri ise bunun farkında olduklarını ama Türk kamuoyunun da bu konuda bilgilerinin olması ve tedbirler alınmasını gerektiğini belirttiler.
Afgan aydınlarının üzerinde durdukları noktaların çok önemli olduğunu düşünüyorum. Türkiye’nin Afgan halkına yapmış olduğu güzel hizmetleri hiçbir aktörün sabote etmesine kesinlikle müsaade etmemeli ve önlemler almalıyız. Afganistan’da Türkiye üzerine oynanmakta olan bu fitne karşısında, Türkiye yaptığı hizmet ve yardımların tüm Afgan halkı için olduğunu gösteren sesli ve yazılı bilgileri Afganistan medyasıyla paylaşarak, Türk ve Afgan halklarının birlik ve güvenini sabotaj etmeye yönelik çalışmaları boşa çıkarmalıdır. Eğer bunu yapmaz isek, yapmış olduğumuz gönüllü çalışmaların sekteye uğrayacağından kimsenin şüphesi olamasın; zira bu tür ihmaller telafi edilemez sonuçlar doğurabilir. Kadim tarihi münasebetleri ve din kardeşliğiyle et ile tırnak gibi olmuş Türk ve Afgan halklarının birlikteliği ve sağlıklı diyaloğu adına, Afganistan’a olan ilgimizi her alanda artırmamız ve iki ülke halklarının arasını açmaya yönelik çabaları elbirliğiyle boşa çıkartmamız bugün ve gelecek adına büyük önem taşıyor.
Paylas

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here