Bangladeş’te Cemaat-i İslami liderlerinden Abdülkadir Molla’nın 12 Aralık’ta alelacele idam edilmesini birkaç nedenle yorumlayabiliriz.
İngilizler, 1857-1947 tarihleri arasında Hint yarımadasının hâkim gücü idi. Anglosakson yönetim yarımadadan ayrılmak zorunda kalınca, 1857 öncesine bir daha kesin olarak dönülemeyecek şekilde Müslümanların hâkimiyetini yok etmeye karar vermişti. Anglosaksonlar 1947’de yönetimden fiili olarak ayrılsalar da, geride her zaman kendilerine ihtiyaç duyulan bir ortam bırakmak istemişlerdi. Buradan hareketle, Hint yarımadasının tek yönetimle yönetilememesi stratejisini hayata geçirip, asırlarca beraber tek devlet çatısı altında yaşayan Müslüman ve Hindu halkların birbirine karşı dini ve etnik farklılıklarından çatışma üretecek bir ortamın alt yapısını oluşturmuşlardı. Bu çatışmaların ortaya çıkartacağı ayrılma fikrine ilk etapta Müslüman ve Hindu bağımsızlık liderlerinin karşı çıktıklarını görüyoruz. Ancak nihai noktada İngilizler, halklar arasındaki ayrışmayı körükleyerek, ayrılma fikrini her iki topluma da benimsetmeyi başardılar.
Doğu ve Batı Pakistan’ı 1971’e götüren süreç
Hint yarımadasındaki ayrışmayı destekleyen liderlerin amacı, Müslüman ve Hindulara ait iki devletin kurulması idi. Etnik nüfusun yoğunluğuna göre ülkelerin sınırları masa başında çizildi. Ancak bu ayrışma masa başında planlandığı gibi huzurlu gerçekleşmedi, aksine kanlı sonuçlar doğurdu: 1,5 milyon insanın öldüğü, bağımsız kaynaklar tarafından belirtilmektedir.
Hint yarımadasında yaşanan bu ilk ayrışma ile acının, kanın, çilenin bitirildiğine değil, yenilerinin yaşanması için yapılan ön hazırlıklara tanık olundu, Müslümanları sindirmeye yönelik stratejik ve sinsi planlar uygulandı.
Bu amaçla, 1947-1971 yılları arasında hayat bulmaya çalışan, Doğu-Batı Pakistan olarak bilinen tek devlet iki ayrı coğrafyada bir sezaryen devlet kurduruldu. Dünya siyasi haritasına baktığımızda aslında zorlamayla kurdurulan, bu devletin idari olarak yürümeyeceğini baştan kestirmek için kâhin olmaya gerek yoktu. Çünkü coğrafi olarak kara bağı olmayan, iki ayrı etnik gruptan oluşan, muhtemelen potansiyel olarak ayrı bir devlet kurulma ihtimalinin her zaman olabileceği bir coğrafyanın tek devlet olarak ilan edilmesinin bir arka planı olacağını düşünmekte zorlanmayız.
1969’a gelindiğinde, Doğu–Batı arasındaki ekonomik yatırımların farklılığı ve başarısızlığı, buna ilaveten yönetimde feraset sahibi olmayan yöneticilerin Bengal halkının ana dili Bengalce konuşmasını ve bu dilde eğitim almasını yasaklaması ile ayrılık tansiyonu yükseltildi. Böylece ayrışmanın ilk ciddi fitili ateşlenmiş oldu. Bengalcenin yasaklanmasına idamla yargılanan Cemaat-i İslami lideri Gulam Azam da karşı gelmişti. Bundan dolayı zamanın idarecileri tarafından hapisle cezalandırılmıştı.
Bu durumda Doğu Pakistan, Batı Pakistan’dan ayrılma aşamasına geldi. Doğu Pakistan’da iki ayrı fikir ortaya çıktı. Mucib-ür Rahman ve avenesi Batı Pakistan’dan bağımsız olmayı isterken, Cemaat-i İslami ve halkın bir kısmı Doğu-Batı Pakistan yapısının muhafaza edilmesi ve sorunlara çözüm bulunması gerektiğini düşünmekteydi.
Katliamlarda Hindistan etkisi
Merkezi hükümetin 1971’de millet meclisinin teşkilini Doğu Pakistan’da ertelemesini Bengal halkı meşru haklarının ihlali olarak kabullendi ve grevler başladı. Bunun üzerine ordu grevcilerin üzerine gitti ve iç savaş başlamış oldu. Hindistan Doğu Pakistan’ı desteklemek için Batı Pakistan’la savaşmaya başladı. Hindistan Batı Pakistan’a hava sahasını kapatarak, Doğu Pakistan’da ki merkezi hükümetin askeri birliklerine yardımda bulunamadı. Hindistan Batı Pakistan’a karşı Doğu Pakistan’ın büyük bölümünü işgal etti.
16 Aralık 1971’de Bangladeş, Mucib-ur Rahman liderliğinde bağımsızlığına kavuşmuş oldu. Bu savaşta yaklaşık 3 milyon insanın öldüğü iddia edilmektedir. Bu sayı abartılmış olsa da, her iki taraftan da kardeş katliamlarının yaşandığı bilinmektedir. Doğu Pakistan’da yaşanan katliamlarda Hindistan’ın da büyük payı olduğuna dikkat çekmek gerekiyor.
Abdülkadir Molla’nın idamının anlamı 
Bu katliamlardan Cemaat-i İslami liderlerinin tamamı ve Bangladeş Milliyetçi Partisi’nin liderlerinden bir kısmının savaşta merkezi hükümetle işbirliği içinde oldukları iddiasıyla 2010 yılında kurulan Bangladeş Uluslararası Savaş Suçluları Mahkemesi’nde yargılandıklarını hatırlatmak gerekiyor. Birçok uluslararası bağımsız kurum tarafından Bangladeş Uluslararası Savaş Suçluları Mahkemesi’nin uluslararası standartlarda olmadığı beyan edildi ve yargılamaların siyasal bir şekilde devam ettiğine vurgu yapıldı.
Bangladeş’teki idamların durdurulması için uluslararası tüm baskıya rağmen Bangladeş yönetimi ilk idam kararını 12 Aralık 2013’de Cemaat-i İslami liderlerinden Abdülkadir Molla’nın infazıyla gerçekleştirdi. Bangladeş yönetimin alelacele idamın infazını yerine getirmesini birkaç nedenle yorumlayabiliriz. Muhtemelen kuruluşunun 42. yılında Bengal halkına tam da seçimler arifesinde bir mesaj verilmek istendi. İktidarın bilinçli olarak ateşle oynamayı göze alarak vermek istediği mesajı şu şekilde yorumlayabiliriz:
Bangladeş’te 5 Ocak 2014’te genel seçimlere gidilecek. Seçimlere ramak kala bu idamın gerçekleşmesi, iktidarın seçim stratejisinin ilk adımını oluşturuyor. Hükümet ekonomi ve eğitim alanındaki başarısızlıklarına rağmen (Bangladeş’in 2012 Gayri Safi Milli Hasılasında kişi başına düşen milli gelir 747 $  olarak gerçekleşti. Okuma-yazma oranı ise yüzde 57 ) milli bir dava ile seçmenleri karşısında dik durmak ve radikal bir seçmen topluluğunu oluşturarak seçimlerden zaferle çıkmak istiyor. Seçim stratejisinin ikinci adımında ise ülke genelinde köklü bir teşkilat yapılanmasına sahip olan ve muhtemelen 2014 yılında hükümet kurmada koalisyonun anahtar partisi olacak Cemaat-i İslami partisini seçimlerden uzaklaştırmak ve iktidarını sağlamlaştırmak yer alıyor. Seçim stratejisinin üçüncü adımı ise ülkede kaos çıkararak seçimleri ertelemek yönünde. Bunu destekleyen açıklama ise koalisyon ortağı Muhammet Erşad liderliğindeki Jatiya Partisi’nin seçimler için güvenli ortamın olmadığı gerekçesiyle seçimleri boykot edecekleri yönündeki beyanı.
Ülkedeki siyasi tabloya da kısaca değinirsek; Bangladeş siyasetine dört parti hâkim. Bunlar, Şeyh Hasina Vecid yönetimindeki iktidar partisi Awami Parti (AL), Begüm Halide Ziya liderliğindeki ana muhalefet partisi Bangladeş Milliyetçi Partisi (BNP), Muhammet Erşad liderliğindeki Jatiya Partisi (JP) ve Gulam Azzam isimli lideri idamla yargılanan Cemaat-i İslami (JI). Bangladeş’te AL ve BNP partileri halkın çoğunluğunun oyunu alan ve hükümeti kuran partiler. JP ve JI ise halk tarafından kabul gören ve hükümet koalisyonlarının anahtarı konumundaki partiler. Cemaati İslami’nin tüm baskılara rağmen her ne pahasına olursa seçim maratonundan uzak durmaması gerektiğinin altını da önemle çizmemiz gerekiyor.
İdamlarda Hindistan etkisi 
Öte yandan, Abdülkadir Molla’nın idamı ve diğer yargılamalarla ilgili olarak Hindistan etkisine de dikkat çekmek gerekiyor. Hindistan yanlısı Bangladeş hükümeti, 1971 bağımsızlık mücadelesini gündeme taşıyarak, açıktan ülkede milli mücadele dönemindeki Hindistan dostluğuna ve Pakistan düşmanlığına anlam yükleyerek halklar arasında yaşanmış yaraları tazeleme yoluna gidiyor. Bu tutum Hindistan lehine, Pakistan aleyhine propaganda anlamına geliyor ve Hint yarımadasındaki Müslümanların nüfuzunu sarsıyor. Hint yarımadasındaki
Müslümanlar bu durma prim vermemelidirler.
Hint yarımadasının asil sahipleri olan Müslüman ve Hinduların bu kirli planlara müsaade etmemeleri gerekiyor. Hindistan, dünyada siyasal yönetimi en aktif olan ülkelerinden biri olup, komşuları ile olan sorunlarını barışçıl yollarla ve diyalogla çözmeye gayret etmelidir. Hindistan bu siyasetinden dolayı yarımadada huzurun ve güvenliğin olmadığı bir damgayı taşıyamaz. Bangladeş’teki idamları durduracak ve ülkede huzuru sağlayacak tek ülke Hindistan’dır. Örnek vereceksek İran ve Rusya için Suriye ne ise Hindistan için de Bangladeş’in etkisi aynıdır. Bangladeş hükümetine idamlar konusunda uluslararası baskıyı etkin duruma getirmek için Hindistan’a uluslararası baskı kurulmalıdır.
Ülkenin istikbaline zarar verecek tüm stratejiler ve planlardan uzak durulmalı, yeni idamlarla 1971 dönemine toplumun sürüklenmemesi için Bangladeşli tüm yetkililerin sağduyulu hareket etmesi gerekmektedir. Abdülkadir Molla’nın idamı ile başlayan yeni süreci kardeş ülkemiz Bangladeş’in dostane teklifleri değerlendirerek tekrardan gözden geçirmesi, halkın ve devletin geleceği açısından çok önemlidir.
Tarihte siyasi karşıtların idam edilmesi neredeyse bütün yönetimlerde siyasi rekabeti bastırmak amacıyla kullanılmıştır. Yaşanan bu süreçte, kullanılan idam ruhsatı ile geride birçok haksızlığın da yapıldığını anlamaktayız. İdamla yargılanın evrensel savunma hakkı engelleniyorsa, o zaman adil bir yargılanmanın yapılmadığı ortaya çıkar ve ulusal ve uluslararası bağımsız kurumların eleştirisine muhatap olunur. İdamın icrasında, yargılayan kurumun tüm hukuki eksiklileri gidermesi yargılamanın adil olduğunu göstermektedir. Eğer yargılama eksiklikleri giderilmiyorsa, yargılamanın adil olmadığına kanaat edilir. 19-12-2013
———–
1-http://data.worldbank.org/indicator/NY.GDP.PCAP.CD
2-https://www.cia.gov/library/publications/the-world-factbook/geos/bg.html
Paylas
GASAM
GÜNEY ASYA STRATEJİK ARAŞTIRMALAR MERKEZİ

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here