Bangladeş’te yapılan parlamento seçimleri gerçeği yansıtmayacağı varsayımıyla muhalefet partileri boykot ederek seçime girmeyince ortalık Şeyh Hasina Vecid denilen emperyalistlerin kuklasına kaldı. Halkın ancak yüzde 10’unun oyunu alabildi. Halktan ve dindarlardan intikam almak için önüne engel gördüğü herkesi korkutarak idam ettirmeye başladı. Hükumeti yönetmeye ehliyeti olmayan ve otoriteyi hileyle gasp eden bir kişiden bahsediyoruz.

Vasatın altında bir yapıya sahip olan bu kadın delirdi. Önüne gelen herkesi idam sehpasına gönderirken ülkenin birliği ve beraberliğinin temeline dinamit koymaktan çekinmiyor. Hırs ve intikam duygularının esiri olan Hasina’nın peşine takılan devlet ricaliyle birlikte ülkeyi sonu meçhul olan bilinmeze sürüklüyor.

Ülkede çıkacak iç savaş, kaos ve kargaşadan hoşnut olacak ülkelerin başında İnekperest Hindistan, bölgenin sömürgecisi İngiltere ve enerji kaynaklarının güzergahını eline geçiren ABD gibi emperyalist güçler gelmektedir. Her birinin bu fakir ve yoksul ülkenin üzerinde derin emelleri bulunmaktadır.

Bangladeş’i arka bahçesi olarak gören insanlık düşmanı Hindistan önceden beri ülkenin iç işlerine müdahalede bulunmayı kendine bir hak olarak görmektedir. Hint Okyanusuna açılan Bangladeş’in güçlü olması, idare ve yönetiminin dindarların elinde bulunması Hindistan için adeta bir kabus olur. Sadece dindar değil Milliyetçi duygulara sahip olan kişileri de düşman olarak gören Hindular özellikle bu iki kesime kancayı takmış durumda.

Hindistan’ın sevdiğini sevecek modunda ayarlanan Hasina, aslında basit bir kukladan  ve maşadan başka bir şey ifade etmiyor. Siyasi gücü olmayan, sadece devletin despot yasalarını ve uygulayıcılarını yanına alarak hareket eden bir zavallıdır. Hindistan müsaade ettiği müddetçe ülkede Başbakanlık yapan ve onların çizdiği plan dairesinde hareket edebilen siyasi mevtadan başka bir şey değildir.

İhvan gibi Cemaat-i İslami’yi terörist gösterme çabaları 

Ülke yönetimini elinde tutan Hindu yöneticiler ülkede bulunan 65 vilayetin 46’sına kendi dininden, yani Hindu inancına mensup kişileri Vali olarak atadı. Oysa ülkede Hinduların oranı yüzde 8, Müslümanların oranı ise yüzde 89 civarındadır. Buna rağmen illere Müslümanları idare etmesi için İneklere tapan ehliyetsiz kişileri Vali olarak atıyorlar.

Atanan Valiler devletin bir bürokratı değil Hindu dinini sevdirmek, “Kırmızı ineğin” faziletini(!) anlatmak, İslam’a ait olan ne varsa hepsini yasaklamak ve halkı kendi ülkesinde adeta esir gibi yaşatmak için ellerinden gelen zulmü yapıyor. Halk buna rağmen isyan etmiyor. Eline silah alıp diktatör Hasina ve onun İnekperest güruhuna eylemlerde bulunmuyor. Bu durumu engelleyen yegane güç ve odak noktası Cemaat-i İslami hareketidir. Ancak sabrın bir sonu olduğunu unutmamak gerekir.

Ülkenin kuruluşundan günümüze kadar şiddete karşı çıkan ve devamlı fikir bazında mücadele edilmesinden yana tavır koymuştur. Böyle bir harekete iftira atarak şiddet yanlısı ve hatta silahlı örgüt muamelesi yapmaları art niyetten başka bir şey değil. Mısır’da olduğu gibi İhvan’ı yani Müslüman Kardeşler Teşkilatını ısrarla “silahlı örgüt” gibi gösterme gayretinde olan faşist darbeci Abdulfettah es-Sisi ile aynı zulüm ve gayri insani zihniyette olan Hasina da Cemaat-i İslami grubunu zorla ve inatla terör örgütü olarak göstermek istiyor.

Her iki faşist ve darbeci ülke ve kukla yöneticiler gerçek barış sever ve silahlı mücadeleden yana tavır koymayan Müslüman grupları kışkırtmak ve böylece bu gruplar üzerine toplu katliam yapmak istiyorlar. Zalimlere fırsat vermeyen basiretli liderler inatla terörü ve şiddeti reddettikleri için şeytanları daha da çılgınlaştırıyor.

Bölgeye fitne tohumunu eken İngiltere 1887 yılından beri şeytanca, sinsice, kahpece “böl ve yönet” taktiği uygulamaktadır. İngiltere aslında Hint Müslümanlarından Osmanlı halifesine verdikleri maddi ve manevi destekten dolayı intikam almaktadır. Sahada ucuz ve ölmesi istenen Hint alt kıtasının askerlerinden Müslüman olanlar kandırılıp Singapur, Çanakkale, Basra ve diğer Osmanlı beldelerine gönderilen Hintli Müslümanlar Osmanlı saflarında ezan ve Allah’u Ekber seslerini duyunca silahlarını bırakıp Halife ordusunun saflarına katıldı. Bunu gören diğer dinlere mensup askerlerde de savaştan kaçma temayülü başladı.

Hintli Müslümanların Kurtuluş savaşına katkıları ve İş Bankası  

Hint alt kıtasını tamamen eline geçiren ama yönetmekte zorlanan emperyalist İngiltere’nin önüne en büyük engelin Müslümanlardan geldiğini kendi tarihçileri bile itiraf etmektedir. Hindu ve Budistleri bir şekilde kandıran İngilizler, Müslümanları kandırmakta oldukça zorlandı. Onun için durmadan yalan ve hileli yola başvuran sömürgeci İngiltere, Müslümanlara olmadık vaatler verdi.

Geçtiğimiz hafta sonunda GASAM olarak bir panel düzenledik. Panel’de Hindistan’da başlatılan Hilafet Hareketi ele alındı. Möderatörlüğünü değerli kardeşimiz Abdullah Zerrar Cengiz’in yaptığı panele AK Parti Milletvekili, DrZehra Taşkesenlioğlu, Başbakan Başdanışmanı DrÖmer Korkmaz, İstanbul Ün. Urdu Dili bölümünden Doç. Dr. Zekai Kardaş ile bizleri kırmayıp Hindistan’dan gelen DrYunus en-Nedvi bu konuda bilinmeyen ve unutulmaya yüz tutmuş değerli bilgiler sundular.

Osmanlı Halifesini korumak için şimdiki konumumuzdan yaklaşık 7 bin km uzaklıktaki kardeşlerimiz bizim adımıza İngilizlere kök söktürmüş. Kendi aralarında topladıkları yardımları değişik yollarla Halife ordusuna göndermişler. Kurtuluş Savaşının sonunda ise Halide Edib Adıvar bölgeye giderek Halife adına konuşmalar yapmış. Hem para toplamış hem de halkı yatıştırıcı konuşmalar yapmış. Kim tarafından gönderildiği tam olarak bilinmeyen Adıvar, Hint Müslümanlarından almış olduğu milyonlarca değerindeki parayı Mustafa Kemal’e teslim etmiş. Kurtuluş savaşının sonunda  gelen bu paranın bir kısmının İş Bankası’nın kuruluşunda, her ne kadar bazıları inkar etse de, sermaye olarak kullanıldığı ileri sürülmektedir.

İngilizlere karşı ilk kez kitlesel olarak ayaklanan Hintli Müslümanların hareketine Mahatma Gandi Hindu yoldaşlarıyla birlikte katılmış. İlk kez özgürlük ve bağımsızlık fikrine Gandi bu hareketle birlikte başlamış ve karar vermiş. Durumu gören İngiltere oldukça telaşlanmış ve “asla isyan etmez” denilen Hindular ‘da örgütlenmeye başlayınca Müslüman liderlere bir yığın teminat ve iltimaslar vermek zorunda kalmıştır. Ama şeytanca planlarını daha dikkatlice uygulamaya koymuştur.

İdamların arkasında emperyalist güçler var

Halife’ye kesinlikle zarar verilmeyeceğini, Osmanlı Devleti’nin parçalanmayacağını ve Mukaddes beldelere asla dokunulmayacağını aksine bu durumu isteyen Alman ve Fransız ordularına karşı savaşacaklarını vaat etmişler. Oysa garanti olarak verdiği maddelerin hepsinin kendi çapulcu ordusu tarafından yapıldığı daha sonra anlaşıldı. Algı operasyonunun şimdi değil tarihten beri yapıldığının en barız bir örneğidir.

O zamandan beri Hint Müslümanları arasında fitne tohumları ekerek hileli yollarla Keşmir’i Hindulara bırakıp Bangladeş ve Pakistan’ın ayrılmasını sağlayarak bölgedeki Müslümanları böldü ve parçaladı. Daha sonra Bangladeş ile Pakistan’ı birbirine düşman ederek kanlı savaşların meydana gelmesine vesile oldu. Bu kışkırtma günümüzde de devam etmektedir. Özellikle Bangladeş’in başına bela olan düşük profilli Hasina ve ekibi her fırsatta 1971 yılında Pakistan ile yaşanan kanlı savaşı gündeme getirerek kendine yeni düşman ve taraftar kazanmaya çalışıyor.

Düşman olarak seçtiği kişiler aslında ülkenin gerçek sahipleri ve hiçbir zaman teröre ve şiddete cevaz vermeyen bir kesim. Ülkenin gerçek anlamda bağımsız olmasını savunan ve modern sömürgecilerle işbirlikçilerine karşı fikir beyan eden bu kişiler olduğu için idam ediliyorlar.

ABD’nin bölgeden, özellikle Myanmar’ın işgali altında olan Arakan bölgesinden çıkarılacak olan gaz ve petrolü sorunsuz bir şekilde Bengal körfezi üzerinden dış piyasalara satmasına karşı çıkacak ve ülkenin menfaatini düşünecek yegâne grup oldukları için idam ediliyorlar. Eğer bu çılgın kadına kimse engel olmazsa uyduruk mahkemelerle yaklaşık 10 kişiyi daha idam ettirecek.

Hindistan’ın İnekperest siyasetine ve İngiltere’nin hegemonyasına karşı çıkan Cemaat-i İslami olduğu için terörist veya suçluymuş gibi gösterilip idam ediliyorlar. Ortada hiçbir suç olmadığından şimdiye kadar idam edilen âlim ve liderler gülerek idam sehpalarına çıkıyor. Ama kâfir ve münafıklardan asla “af” dilemiyorlar.

En son İdam sehpasına gönderilen 73 yaşındaki Muti’ur Rahman Nizami ve ondan öncekilerin hepsi birden, “Zalimler için yaşasın cehennem!” diye tekbir getirerek şehitler kervanına eklenmiş oldular.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here