Vakit Gazetesi Güney Asya ve Afganistan’da oluşan hassas siyasi atmosferi, bölge de Türkiye ve İslam Konferansı Örgütü’nün oynaması gereken rolü GASAM’la değerlendirdi. Mustafa UZUN tarafından yapılab röportaj şu şekilde:

Afganistan’da 2001 yılından bu yana gelinen son durumu özetlemek gerekirse Afganistan şu an nerede?

Afganistan’a ABD öncülüğünde gerçekleşen NATO müdahalesinin 9 yılını dolduruyoruz. Müdahale ve işgalinin dünya kamuoyuna açıklanan ilk günkü amaç ve hedefleri ile bugünkü gelinen noktaya baktığımızda çok büyük çelişkilerle karşılaşıyoruz. Neydi amaç Bin Ladin’in yakalanarak El Kaide unsurlarını yok edilmesi, Taliban rejiminin devrilerek özgür, modern ve her bakımdan yaşanabilir bir Afganistan’ın yaratılması. Oysa geçen 9 yıllık süreçte ne Bin Ladin yakalanabildi, ne El Kaide ve Taliban çökertildi ne de Afganistan özgür ve yaşanabilir bir coğrafya oldu.

Gelinen nokta itibariyle Afganistan işgal öncesinden çok daha kötü ve  istikrarsız ülke haline geldi. Yüz binlere varan NATO ve yabancı güç askeri varlığına rağmen güvenlik bugün Afganistan’ın en önemli sorunu.  Sivil kayıplar had safhada.  25 Şubatta  BM Genel Sekreter yardımcılarından Radhika Coomaraswamy, geçen sene Afganistan’daki savaşta 346 çocuğun öldüğünü belirtti. Bu çocuklardan 153’ü NATO operasyonlarında  128’i intihar saldırılarında geri kalan kısmı ise yine savaşa bağlı diğer nedenlerle yaşamını kaybetmiştir. Bu, Afganistan’da yaşamın hangi şartlarda hüküm sürdüğünü  göstermesi bakımından korkunç bir durum. Daha korkunç olan ise Afganistan’da bu ölümlerin uluslararası toplum tarafından özellikle de Müslüman coğrafyalar tarafından kanıksanmış olmasıdır. Düşünebiliyor musunuz TV izlerken alttaki haber bandından düğün konvoyunun vurulduğunu ve tamamı sivil  100 kişinin öldüğünü okuyorsunuz. Ancak söz konusu  Afganistan’sa bu haber normal ve sıradan geliyor insana. Afganistan savaşıyla uluslararası toplumun şuur altı uyuşturulup, hipnoz edilmiştir.

ABD müdahalesi Afganistan’ı  tabiri caizse tarih öncesi çağlara attı. Afganistan, kadın ve çocuk ölümlerinde dünya ülkeleri arasında ilk ikiye yerleşmiş durumda.  Bugün Afganistan maalesef ki baştan ayağa bir mayın tarlası haline getirilmiştir. Ülkede nereye gömülü olduğu belli olmayan mayın sayısının 50 milyon civarında olduğu düşünülmektedir. Eğitim, sağlık, barınma, beslenme ve sağlıklı suya erişim konularında Afganistan dünyanın en geri kalmış ülkesi durumunda. Afganistan yaratılan otorite boşluğuna paralel olarak dünyanın rakipsiz tek uyuşturucu merkezi haline getirildi.

İşgalden sonra bugüne gelinen süreçte şiddet ve terör iklimi sadece Afganistan’la da sınırlı kalmadı. Afganistan’daki istikrarsızlık iklimi bir veba gibi bölgeye de bulaştırılmış ve özellikle Pakistan’ı kurulduğu yıllardan bu yana güvenlik, ekonomik, siyasi istikrarsızlık ve toplumsal bakımdan en kötü günleriyle karşı karşıya bırakmıştır. Bush’un “sizi  yontma taş devrine göndeririz tehdidi” bir bakıma gerçekleşmiş durumda.

Afganistan ABD’nin Asya’yı Kontrol Üssü

Afganistan’a yerleşerek NATO ve ABD, Asya’nın sırtına bir hançer gibi saplanmıştır. ABD  Asya’ya ilişkin tüm özel operasyonlarını Afganistan’dan yönetiyor.  Asya haritasını önünüze açtığınızda Afganistan’ı Orta Aysa, Güney  Asya, Ortadoğu, Uzakdoğu ve Kafkasların  merkezinde, kesişme ve  buluşma noktası olarak görürsünüz.  Bununla birlikte Afganistan, ABD  için hayati önem taşıyan ve orta vadede dünya üzerindeki  Amerikan hegemonyasını tehdit eden Çin, Rusya, Hindistan, İran ve nükleer silahları nedeniyle Pakistan gibi ülkelerin tam ortasında yer alan bir ülkedir. Stratejik anlamda bu çok önemli noktaları görebildiğimiz takdirde ABD’nin Afganistan’daki varlık nedenini ve aradan geçen 9 yıla rağmen neden Afganistan’da olumlu bir ilerlemenin sağlanmadığını anlamış oluruz.

ABD’nin varlığını sürdürebilmesi için Afganistan’da var olması gerekmektedir. Ekonomik anlamda  hayati rakipleri haline gelen Çin ve Hindistan’ın, siyasi anlamda rakipleri olan Rusya ve İran’ın, nükleer tehdit anlamında ise Pakistan’ın istikrarsızlaştırılması ve birer tehdit olmaktan çıkarılması için ne pahasına olursa olsun Afganistan’da bulunması  gerekiyor. Bu açılardan baktığımızda Bin Ladin, El Kaide ve Taliban’ın birer detay ve enstrüman , ABD’nin Afganistan’da varlığını dünya kamuoyu nezdinde gerekçelendirmek için bir argümandan öte bir şey olmadığını görürüz.  Bilerek yada bilmeyerek bölgede ki örgütler ABD’nin bölgesel stratejinin bir parçası konumundalar. ABD’nin bölgede var olabilmesi için şiddete, kaos ve istikrarsızlığa ihtiyaç var.  Artan şiddet ve kaos beraberinde bölgeye yerleşen çok daha fazla sayıda ABD askeri varlığını getiriyor. Eylül 2010 itibariyle Afganistan’a konuşlanacak NATO güçleri dışında  sadece ABD askeri varlığı 98 bin olacak. Bu korkunç bir rakam. Bundan bölgeye büyük bir yığınak ve yerleşmenin yapıldığını anlıyoruz. Bu bağlamda yakın gelecekte bölgede istikrar, barış ve huzur beklemek mümkün görünmüyor.

ABD Afganistan’a yerleşerek ekonomik ve siyasi anlamda rakipleri olan ülkeleri istikrarsızlaştırmaya başlamıştır. Afganistan’daki otorite boşluğu ile bir terör laboratuarı yaratılmış ve rakip ülkelerin dokularına uygun terör örgütleri geliştirilerek bu ülkelerin bünyelerine zerkedilmiştir.  Cundullah ile İran, Pakistan Taliban Hareketi ile Pakistan, Dekkan Mücahidin adında paravan bir örgütün Mumbai’ye düzenlediği akıl almaz saldırı ile Hindistan, Urumçi olayları ile Çin’in istikrarı hedef alınmıştır. Bu örgütlerin lider kadrosunun  Guantanamo çıkışlı olması tesadüf olmasa gerek.  Söz konusu  örgütler içerisinde bölgedeki  Amerikan ve yabancı varlığını hedef alan güdümsüz yapılar da mevcuttur. Ancak sonuçta ABD ve yabancı güçler bölgedeki şiddet ve kaostan beslendikleri için dolaylı olarak onlar da ABD ve emperyalist güçlerin strateji ve menfaatlerinin birer parçası haline gelmektedirler.

Peki  böylesine derin strateji ve hedefler varken Bölgeye barış ve istikrar nasıl gelebilir?

Bölgedeki yabancı güçler çekilmedikleri sürece ne Afganistan’a, ne Pakistan’a ne de genel olarak Güney Asya’ya huzur gelmeyecektir. Bu noktada İslam Ülkeleri’nin inisiyatif alması ve yabancı güçlerin bölgeden çekilmesi yönünde  baskı oluşturmaları gerekmektedir.  Bir kere bir noktanın çok iyi anlaşılması lazım. Afganistan meselesi Müslüman mahallesinin bir sorunudur. Ve bu sorun ancak bu mahallenin sakinleri tarafından çözülebilir. Bu noktada daha önce de çeşitli kereler belirttiğim, işaret ettiğim üzere İslam Konferansı Örgütü Afganistan meselesinin çözüm adresidir. Bu tabiî ki kolay olmayacaktır.  Ancak mevcut konjonktürde İKÖ dışında bir çözüm mekanizması da görünmüyor.

İKÖ kendi Afganistan stratejisini hazırlayarak, tek amaçlarının Afganistan’a ve bölgeye barış ve istikrar getirmek olduğunu iddia eden ABD ve NATO’ya sunmalıdır. Eğer gerçek gündemleri bölgede barış ve istikrarsa ne ABD ne de NATO’nun  İslam Alemini  çözümün bir parçası haline getirmeden olumlu bir sonuç alamayacaklarını görmeleri lazım.

Ancak ben asıl hedefin İran rejiminin çökertilesi, Pakistan’ın nükleer yetenek  ve silahlarının etkisiz hale getirilmesi, Hindistan ve Çin ekonomilerinin zayıflatılması, Orta Asya ve Hazar denizindeki enerji kaynaklarının sömürülmesi olduğunu düşündüğüm için bu hedeflere varılmadan Afganistan’daki ABD ve NATO varlığının  son bulmayacağını bilakis daha da güçleneceğini düşünüyorum. Söz konusu hedeflere ulaşıldıktan sonra tükenmiş  bir Afganistan’ı kendi elleriyle teslim edeceklerdir.

İKÖ’nün Hazırlayacağı Afganistan Strateji Nasıl Olmalı

İKÖ, 2 aşamadan oluşan bir “Afganistan Islah ve Kalkınma Stratejisi” hazırlamalıdır. Bu aşamalardan ilki güvenlik, sağlık, eğitim, altyapı ve istihdam alanlarında iyileştirme çalışmalarını kapsamalıdır. İkinci önemli aşamada ise ülkenin dokusuna ve mozaiğine uygun siyasi bir planlama yapılmalıdır. Bu planlama sonucu Afganistan’ın dokusuna uygun şekilde oluşturulacak yönetim modeli  Afganistan’da 10 yıl süre ile İKÖ tarafından uygulanmalıdır. Diğer bir deyişle Afganistan 10 yıl süreyle İKÖ tarafından oluşturulacak ve herkes tarafından kabul görecek bir uzlaşı hükümeti tarafından yönetilecektir.  Bu uzlaşı hükümetinde  görev yapacak kabinenin tamamının Afganlılardan oluşması gerekmiyor. Sonuçta bu bir geçiş hükümeti olacaktır ve Afganistan’da istikrar ve barış sağlandığında ve kalkınmada ilerleme kaydedildiğinde yönetimin Afganlılara devri yapılacaktır.

Bu stratejik plan dahilinde Afganistan’ın silahlardan arındırılması (mayınların temizlenmesi çok önemli), İKÖ barış gücünün oluşturulması ve güvenliğin sağlanması, eğitim, sağlık ve istihdam fırsatlarının geliştirilmesi ve iyileştirilmesi, El kaide ya da Taliban üyelerinin eve dönüşlerinin sağlanması, eve dönen üyelerin mutlaka bir sosyal rehabilitasyon sürecine tabi tutulması, uyuşturucu ile mücadele, kabilelerin uzlaşı sürecine ve yönetimlere mutlaka dahil edilmesi gibi önemli başlıklar ele alınmalıdır.

Eğer gerçekten Afganistan meselesinin Müslüman mahallesinin bir sorunu olduğunu düşünüyorsak İslam ülkeleri taşın altına ellerini koyarak bir “Afganistan Kalkınma Fonu” oluşturmalıdırlar.  Batı alemi Afganistan yaklaşımlarında samimiyse onların da Afganistan’da sarf ettikleri sadece mühimmat ve iaşe  harcamalarını bu fona aktarmaları bu yöndeki samimiyetlerini fazlasıyla ortaya koyacaktır. İslam Âlemi el birliği ile Afganistan’ı bu şekilde bitkisel hayattan yaşama döndürebilir. Afganistan’da her gün 1 çocuk bombalama ya da çatışma nedeniyle yaşamını yitiriyor. Bu ölümleri batı aleminin kanıksama lüksü olabilir ama İslam Aleminin böyle bir lüksü yok. Olmaz da.
“Afganistan Islah ve Kalkınma Stratejisi” ciddiyetle ele alınması ve üzerinde çalışılması gereken bir projedir.

Bu noktada Türkiye’nin Afganistan’da ki rolü için neler söyleyebiliriz?

Türkiye Afganistan’da son dönemlere kadar çok olumlu roller üstlendi. Her şeyden önce muharip bir rol üstlenmediği için Afgan halkı tarafından diğer yabancı güçler gibi “işgalci” gibi görülmedi. Afganistan’da Türk Silahlı Kuvvetleri dışında tüm güçler işgalci güç olarak algılanmaktadır. Türkiye yeterli olmasa da Afganistan’ın eğitim, sağlık ve altyapı alanlarında kalkınmasına yönelik Afganlılar tarafından da kabul gören önemli çalışmalar yürütüyor. Ancak son dönemlerde ABD ve NATO’nun yoğun baskıları sonucunda Türkiye’nin Afganistan’da tehlikeli bir rol değişikliğinin içine çekilmek istendiğini görüyor ve hissediyorum. Geçen Kasım ayında Kabil Bölge Komutanlığı görevini devralan Türk birliğine operasyonel bir hüviyet kazandırıldığı söz konusu birliğin bundan böyle kimi operasyonlara da katılacağı yönünde haberler var. Yine geçtiğimiz aylarda NATO genel Sekreteri Rasmussen’in Türkiye’nin Afganistan aktif rol oynayacağı yönünde açıklamaları Türkiye’nin Afganistan’da ateş hattına sürülebileceği yönünde kuşku uyandırıyor.   Türkiye’nin Afganistan’da muharip rol oynaması karşılığında NATO ülkelerindeki PKK varlığının bitirilmesi ve devam eden Ergenekon operasyonunun ABD tarafından desteklenmesi konusunda bir mutabakat söz konusu. Kimi Avrupa ülkelerinde bugüne kadar hiç olmadığı biçimde PKK’nın üzerine ciddiyetle gidilmesi ve bir zamanlar Rasmussen’in onur meselesi haline getirdiği ROJ TV’nin kapatılmasını bu yönde varılmış bir mutabakat ve atılmış bir adım olarak görmek gerekiyor. Bunu ifadelendirmek istemiyorum ama eğer bu yöndeki kuşkularımız doğru ise Türkiye’yi Afganistan’da tehlikeli bir sürecin beklediğini söyleyebiliriz.

Son Olarak NATO güçlerinin 13 şubat tarihinde 15 bin askerle Helmand bölgesinde gerçekleştirmiş olduğu kapsamlı bir operasyon var. Bu operasyonu ne şekilde yorumlamak gerekiyor?

Öncelikle şunu belirtmek gerekir ki ne denli büyük bir operasyon olursa olsun Afganistan’a çözüm getirecek bir operasyon olmayacaktır. Afganistan’â barışı silah ve savaşla getiremezsiniz. Silah ve savaşla Afganistan’da çözümsüzlüğü derinleştirir  ve şiddeti körüklersiniz. Zaten ABD ve NATO’nun da istediği bu.  Bu operasyonu NATO’nun ve ABD’nin bölgedeki askeri varlıklarını daha da artırmaya yönelik bir çaba olarak görmek gerekiyor. Dünya kamuoyuna ve özellikle Afganistan’daki NATO güçlerine ek asker göndermekte tereddüt yaşayan ülkelere yönelik Afganistan’da işimizi biran evvel bitirmek istiyoruz ama bunun için ek güce ihtiyacımız var şeklinde mesaj içeriyor. ABD ve NATO İşgal’den buyana Afganistan’da bu denli bir operasyon düzenlememişti. Bu operasyonlar dünya kamuoyunun “siz orada napıyorsunuz Allah aşkına?” şeklindeki tereddütlerine cevap vermek ve oluşan şüpheleri gidermek amacını taşıyor. Bu tür operasyonlarla Afganistan’daki gerçek gündemlerinin üzerlerini örtmüş oluyorlar.

Ancak bir süredir Pakistan’ın Karaçi kentinde Taliban liderlerine karşı düzenlenen operasyon ve tutuklamaları şüpheli buluyorum. Karaçi Pakistan’ın güneyinde Hint Okyanusu’nda bir liman kenti. Yani Afganistan sınırına yakın sorunlu bölge ile alakası olmayan bir kent. Ancak geçen hafta içinde birbiri ardına düzenlene operasyonlarla çok sayıda Taliban’ın önde gelen kurmayları yakalanmış oldu. Tuhaftır sanki elleriyle koymuş  gibi nokta operasyonlar düzenleyerek  tek tek aldılar. İlerleyen süreçte bölgede yeni bir takım oluşumlar ve şekillenmeler olabilir kanaatindeyim.

M. Mustafa UZUN 11.03.2010

Paylas

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here