Geleneksel İngiliz politikası Hindistan’la Pakistan arasında bir tercih yapmak gerektiğinde her zaman Hindistan’ın yanında yer almıştır. Gerek Hindistan alt kıtasının bütünüyle sömürü yıllarında, gerekse Hindistan ve Pakistan’ın 1947 yılında bölündüğü dönemlerde İngiltere her zaman Hindistan ve Hindu tarafını tercih etti. Bunun en somut örneği ise Keşmir sorunudur. İngiltere, bölünme sürecinde nüfusunun yüzde yetmişlere varan kısmı Müslüman olan, etnik ve kültürel açıdan kendini Pakistan’a daha yakın hisseden Keşmir’in statüsünde bir belirsizlik yaratarak, Keşmir’i Hindistan’a adeta sunmuştur. Ve bu sorun, maalesef 1947 yılından bu yana Güney Asya’nın istikrarsızlaşmasında da en önemli rolü oynamaktadır.

İKİ ÜLKE ARASINDA MAKAS AÇILIYOR

Geçtiğiz günlerde Hindistan’ı ziyaret eden İngiltere Başbakan’ı Cameron, Yeni Delhi’den İslamabad’a yönelik ciddi suçlamalarda bulundu. Cameron, “Pakistan içinden Hindistan’a, Afganistan’a ya da başka yerlere terör ihraç eden gruplara destek verilmesi fikri ‘kabul edilemez’. Ancak geçmişte bu durumun yaşandığını gösteren pek çok belge var.” diyerek Pakistan’ı bir kez daha Güney Asya’da yalnızlığa terk etti.

İngiltere açısından bakıldığında Güney Asya hipodromunda üzerine oynanması gereken at Pakistan değil yine Hindistan’dır. Aslına bakarsanız bunun için birçok neden var. Her şeyden önce Hindistan İngiliz sömürgeleri ve mevcut İngiliz Milletler Topluluğu içerisinde en büyük ülke. Hindistan yüzde dokuzlarda seyreden büyüme hızı, jeopolitik konumu, büyüyen ekonomisi ile her geçen gün daha da iştah kabartan büyük bir tüketim toplumu haline geliyor.

Bununla birlikte Pakistan terör batağına sürüklenmiş, ekonomisi çökmüş, sanayi kenti Karaçi’de bile her gün düzenli olarak 3-5 saat elektik kesintisi uygulanan, şeker ve un gibi temel gıda maddelerinin karaborsa olduğu dibe vurmuş bir ülke. Hindistan’la Pakistan arasında ekonomik ve siyasi rekabet alanında makas o kadar açılmış ki, iki ülke arasında denge unsuru tamamen kaybolmuş. Güney Asya terazisinde Pakistan alçalan Hindistan ise yükselen kefe. İki ülke arasında her geçen gün daha da derinleşen bu güç farkı İngiltere gibi denge politikaları izlemekte mahir bir ülkenin kadim politikalarında bu denli sapmalara yol açabiliyor.

YÖRÜNGE DEĞİŞİYOR

İngiltere’nin Güney Asya politikalarında keskin bir sapma yaratan ikinci ama daha önemli etken ise Cameron dönemi ile birlikte İngiltere’nin köklü bir biçimde değişecek olan dünya politikası gibi görünüyor. Özellikle 2. Dünya Savaşı sonrası İngiliz dış politikasına baktığımızda Amerikan dış politikası ekseninde seyreden bir uydu politika ile karşılaşıyoruz. Irak’ın İşgal’i, dünya genelinde Amerika’nın başını çektiği terörle savaş stratejisi ve Afganistan’ın işgali gibi temel konularda İngiltere’yi Amerikan dış politikasının bir uydusu gibi gördük. Ancak Cameron özellikle seçimlere hazırlanırken iktidara geldiğinde bu uydu politikaya bir son vererek İngiltere’nin her ülke ile kendi ilişkilerini kuracağını ve kendi politikalarını hayata geçireceğini ileri sürmüştü.

Bu açıdan bakıldığında İngiltere’nin Güney Asya ve Ortadoğu gibi eski sömürü coğrafyalarının yükselen değerleriyle ortaklıklar kurmak istediğini görüyoruz. Cameron’un Türkiye ziyaretini de bu bağlamda ele almak gerekiyor. Türkiye Ortadoğu’nun, Hindistan ise Güney Asya’nın yükselen değerleri.

Köklü siyaset gelenekleriyle İngilizler dünya siyasetinin seyrini ve nabzını çok iyi tutabiliyorlar. İngiltere önümüzdeki birkaç on yıl içerisinde dünya üzerindeki Amerikan hegemonyasının giderek zayıflayacağının farkına varmış durumda. Zayıflayan Amerikan hegemonyasının karşısında ise yükselen eski imparatorluk değerleri var. Ortadoğu’da Türkiye, Orta Asya’da Rusya, Güney Asya’da Hindistan çok önemli değerler. Dünya politikalarındaki bu önemli dönüşümün farkında olarak İngiltere, Cameron’la birlikte üzerinde güneş batmayan imparatorluk anılarını yeniden canlandırmaya çalışıyor. İngiltere’nin dünya politikalarında hissettirdiği bu keskin manevrayı ilerleyen dönemlerde daha belirgin bir şekilde gözlemleyebileceğiz.

YENİDEN ESKİ ROLÜNE SOYUNUYOR

İngiltere Güney Asya’da Pakistan’ın dibe vurmuşluğundan yararlanmak isteyen fırsatçı bir politikayı devreye sokmuş durumda. Hindistan’la girişilen nükleer işbirliği, Hawk jetlerinin satışı ve İngiltere’ninbölgedeki etkinliğini artırmaya yönelik istihbarat paylaşımı ve denizaltı tatbikatları bu fırsatçı politikaların bir ürünü. Ancak Cameron’un bu kadar açık bir şekilde Hindistan’a oynamasının önemli riskleri olduğunu görmek gerekiyor. İngiltere’nin en büyük diplomatik misyonlarından birinin Pakistan’da bulunduğu ve İngiltere’de yaşayan son derece güçlü bir Pakistan lobisinin varlığı asla göz ardı edilmemeli.

Cameron’un Pakistan’ı Afganistan, Hindistan ve dünyanın diğer noktalarına terör ihraç eden bir ülke gibi tanımlaması konusuna gelince bu açıklama hiç de adil ve dürüstçe değil. Bugün bölgede terörden en büyük tahribatı gören ülke Pakistan’dır. Hemen hemen her gün bir kentinde canlı bombanın patladığı, terör ve şiddet travması geçiren bir ülke haline getirildi Pakistan. Güvenlik bugün Pakistan’ın birinci sorunu. Son yüzyılın en büyük iç göçünün terör ikliminden dolayı Pakistan’da yaşandığı ve bu dramın hala sürdüğü unutulmamalı. Geçtiğimiz yıl Şubat ayında ABD ve İngiltere’nin baskılarıyla Afganistan sınırında El Kaide ve Pakistan Taliban Hareketi’ne karşı Pakistan Ordusu tarafından düzenlenen operasyon sonucu 3 milyon Pakistanlı yerinden yurdundan edildi. Amerikan’ın Pakistan içlerinde insansız uçaklarla düzenlediği saldırlar sonucu her gün aralarında çocuklarında bulunduğu onlarca sivil ve masum insan yaşamını yitiriyor. Kendi topraklarında bir savaş yaşamamasına rağmen bölgede en büyük tahribatı yaşayan tek ülke Pakistan dır. Bölgede ki yabancı güçlerin Pakistan’ın maruz kaldığı bu yıkımda önemli pay sahibi olduğunu unutmamak gerekiyor.

PAKİSTAN HEDEF SEÇİLDİ

Pakistan’ın ABD be NATO güçleri tarafından zafiyete uğratılan otoritesi ülkeyi her türlü terör saldırısına açık hale getirmiştir. Bugün Pakistan’ın bütünlüğünü ve varlığını tehdit eder hale gelen Pakistan Taliban Hareketi dış güçler tarafından Pakistan’ın ve bölgenin istikrarını hedef almak için oluşturulmuştur. Pakistan’ın ve bölgenin istikrarsızlaştırılmasında rol oynayan örgütlerin en önemli gelir kaynağını uyuşturucu oluşturmaktadır. Ve maalesef ki dünya uyuşturucu üretiminin yüzde doksanı ABD, İngiltere ve NATO güçlerinin işgali altındaki Afganistan’da gerçeklemektedir. Afganistan merkezli bölgede yaratılan otorite boşluğu ve uyuşturucu ticareti bölgeyi adeta bir terör laboratuarı haline getirmiştir. Bölgenin bu derece istikrasızlaşmasının birinci nedeni bölgedeki yabancı güç varlığıdır.
Unutulmamalı ki, 2001 yılında gerçekleşen Afganistan işgaline kadar Pakistan terörün pençesinde değildi. Evet geçmişte CIA ile birlikte Pakistan istihbaratı Afganistan Taliban’ının oluşturulmasında rol oynamıştır. Ancak bugün için Pakistan’ın terörü bir araç olarak kullanması ve ihraç etmesi şöyle dursun terörün bölgedeki birinci hedefi Pakistan’dır. Terör kıskacına alınan Pakistan’ın nükleer silahları, anti Amerikan ve İsrail karşıtı genleri ise asıl hedeflerdir.

Ali ŞAHİN
31.07.2010
http://yenisafak.com.tr/Yorum/?i=271049

Paylas
GASAM

GÜNEY ASYA STRATEJİK ARAŞTIRMALAR MERKEZİ

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here