Çin, Hindistan ve İslam medeniyetleri Asya’nın 1800’lere kadar binlerce yıl dünya ekonomik sisteminin merkezinde yer almasını sağlamışlardır. Bugün yaklaşık 200 yıllık aradan sonra dünyada ekonomik merkezin yeniden Asya’ya kaydığına şahitlik ediyoruz. Çin 2011 yılında ABD’yi geçerek dünyanın en büyük ekonomisi haline geldi. Hindistan da ciddi bir ekonomik büyüme performansıyla yakın gelecekte dünyanın en büyük ikinci ekonomisi haline gelerek ABD’yi geçecek. Osmanlı imparatorluğunun varisi olan Türkiye de gerçekleştirdiği yüksek ekonomik büyüme performansıyla orta gelirli ülkeler grubuna dâhil oldu ve önemli ekonomik atılımlar yapmanın arifesinde bulunuyor.

Dünya ekonomisinin dümenini ciddi biçimde Asya’ya kırdığı bu çağda Asya medeniyetlerinin kendi aralarındaki iletişimi ve koordinasyonu ciddi biçimde artırması önemli bir gereklilik ve fırsat olarak ön plana çıkıyor. Bu noktada, İslam medeniyetiyle çok uzun zamanlar boyunca yakın bir ilişki içinde olan Hindistan ile Türkiye arasında gerçekleştirilecek uzun soluklu bir işbirliği her iki ülke açısından da oldukça kazançlı ve faydalı bir ilişki olacaktır.

Bu açıdan, çok köklü medeniyetlere sahip olan bu iki ülkenin ekonomik kalkınma yolunda da birbirlerine katacakları çok şey bulunmaktadır. Genel olarak bakıldığında Türkiye ekonomik kalkınma yolunda Hindistan’a göre epey daha önde bulunmaktadır. Türkiye’de kişi başına milli gelir piyasa kuruna göre 11.000 dolar, satın alma gücü paritesine göre de 25.776 dolar iken, Hindistan’da bu rakamlar sırasıyla 2.000 dolar ve 6.700 dolardır. Öte taraftan, Hindistan sahip olduğu 1.3 milyar nüfusun katkısıyla Türkiye’den çok daha büyük bir ekonomik hacme sahiptir. Piyasa kuruna göre Türkiye’nin ekonomik büyüklüğü 861 milyar dolar civarında iken, Hindistan 2.6 trilyon dolarlık bir ekonomiye sahiptir.

Öte yandan, Türkiye’de nüfusun çok büyük kısmı şehirlerde yaşarken, Hindistan’da nüfusun üçte ikisi kırsal bölgelerde yaşamaktadır. Yine, Türkiye’de işgücünün sadece yüzde 20’lik kısmı tarımda çalışırken, Hindistan’da nüfusun yarısı tarımda çalışmaktadır. Her iki ülke de oldukça genç bir nüfus yapısına sahiptir. Türkiye’de medyan yaş 30 civarında iken Hindistan’da 28 yaş civarındadır.

Türkiye’de okullaşma oranının yüzde 100’lere ulaşmışken Hindistan’da okuryazarlık oranı, nüfusun büyük kısmının kırsal bölgelerde yaşamasının da katkısıyla yüzde 71.2 düzeyindedir. Bununla birlikte Hindistan hükümeti milli gelirin yüzde 3.8’ini eğitim harcamalarına ayırarak eğitime verdiği önemi gözler önüne sermektedir. Yine sağlık harcamalarının milli gelire oranının yüzde 4.7 olduğu Hindistan’da sosyal devlet anlayışının emareleri görülmektedir. Bununla birlikte, Hindistan’da vergi gelirlerinin milli gelire oranı yüzde 8.9 ile çok düşük bir düzeydedir. Sanayileşmiş ülkelerde bu oranın yüzde 35’ler düzeyinde olduğu hesaba katılacak olursa Hindistan’da devletin ne kadar az düzeyde vergi toplayabildiği daha rahat anlaşılabilir.

İşsizlik oranının yüzde 4, enflasyon oranının da yüzde 5’ler düzeyinde olduğu Hindistan’da kamu borcunun milli gelire oranı da yüzde 52.3 ile oldukça düşük düzeylerdedir. Ortalama ekonomik büyümenin yüzde 7’ler civarında olduğu Hindistan’ın bu açıdan makroekonomik görünümü oldukça iyidir.

Hindistan’ın yıllık ihracat hacmi 271.6 milyar dolar iken ithalat hacmi ise 402.4 milyar dolardır. İhracat ürünleri arasında; petrol ürünleri, değerli taşlar, taşıtlar, makine, demir ve çelik, tıbbi ürünler, gıda ürünleri bulunurken, ithalat ürünleri arasında ham petrol, değerli taşlar, makine, kimyasallar, gübre, plastikler, demir ve çelik bulunmaktadır. Hindistan’ın başlıca ihracat yaptığı ülkeler; ABD (%15.2), BAE (%11.4), Hong-Kong (%4.6) iken başlıca ithalat yaptığı ülkeler ise Çin (%15.5), BAE (%5.5), S. Arabistan (%5.4), İsviçre (%5.3), ve ABD’dir (%5.2).

Türkiye ile Hindistan arasında ticaret 2000’li yıllarda ciddi biçimde genişlemiştir. 2000 yılında yarım milyar dolar düzeyinde olan iki ülke arasındaki ticaret hacmi bugün 6 milyar doların üzerine çıkmıştır. Öte yandan, bu ticaretin yaklaşık yüzde 90’lık kısmı Hindistan’dan Türkiye’ye doğrudur. Bu açıdan Türkiye Hindistan’dan ciddi biçimde ithalat yaparken, Hindistan’a yaptığı ihracat çok kısıtlı düzeydedir.

Türkiye’de aralarında M/s Polyplex, GMR Infrastructure, TATA Motors, Mahindra & Mahindra gibi şirketlerin de 248 Hindistan menşeili şirket bulunurken Hindistan’da da birçok Türk menşeili şirket bulunmaktadır. Yine, Türkiye’de birçok Hint yatırımı bulunduğu gibi her iki ülke arasında; Borusan Telekom – Dhanus ve GMR – Limak arasında olduğu gibi birçok ortak yatırım da bulunmaktadır.

Genel olarak bakıldığında Türkiye ve Hindistan arasındaki ekonomik ve kültürel ilişkilerin olması gerekenden çok daha az olduğu görülmektedir. 1.3 milyarlık nüfusa sahip olan Hindistan’da nüfusun yüzde 14’ünün Müslüman olması aradaki ilişkilerin geliştirilmesi noktasında her iki ülkenin elini önemli oranda güçlendirmektedir. Bu açıdan, her iki ülkenin ekonomik anlamda birbirlerine katabilecekleri çok şey bulunmaktadır. Kazan-kazan prensibi çerçevesinde, ekonomik eksenin Asya’ya döndüğü bu çağda Türkiye ve Hindistan el ele vererek birbirlerinin kalkınmasına önemli miktarda katkıda bulunabilir. Bunun için her iki ülkenin güçlü ve zayıf yanlarının belirlenmesi ve diğer ülkenin bu noktada nasıl bir katkıda bulunabileceğinin ortaya konulması gerekir. Örneğin, Türkiye Hindistan’a kıyasla çok daha şehirli ve çok daha zengin bir ülkedir. Bu da Türkiye’nin teknolojik yolculukta Hindistan’dan daha ileri bir safhada olduğunu gösterir. Bu noktada Türkiye Hindistan’a önemli katkılarda bulunabilir. Özellikle Türkiye’nin inşaat sektörü küresel ölçekte önemli bir sektör haline gelmiştir. Diğer sektörlerin yanı sıra bu sektör Hindistan’ın şehirleşme yolculuğunda önemli katkılarda bulunabilir. Öte yandan, Hindistan’ın bilişim ve yazılım sektöründe küresel ölçekte bir marka olduğu ortadadır. Hindistan da bu noktada Türkiye’ye önemli katkılarda bulunabilir.

Sonuç olarak, ekonomik kalkınma yolcuğunda olan ve Asya çağında tekrardan küresel birer ekonomik güç haline gelmeye başlayan Türkiye ve Hindistan birbirlerine çok önemli katkılarda bulunabilir. Bunun gerçekleşebilmesi için de ilk önce aradaki ilişkilerin önemli ölçüde geliştirilmesi gerekmektedir.

Yrd. Doç. Dr. Mevlüt Tatlıyer

GASAM Uzmanı ve İstanbul Medipol Üniversitesi Öğretim Üyesi

tatliyer@gmail.com

HENÜZ YORUM YOK

CEVAP VER