Türkiye, 24-25 Ağustos tarihlerinde çok ilginç bir toplantıya ev sahipliği yaptı. 20 Ülkenin üyesi bulunduğu “Demokratik Pakistan Dostları Grubu” (FODP) Türkiye’nin ev sahipliğinde İstanbul’da bir araya gelerek Pakistan hükümetini terörle mücadele konusunda desteklemek ve Pakistan’ın enerji, ekonomi, eğitim gibi sorunlarına çözüm bulmak için toplandı. Toplantısının asıl amaçlarından biri de 24 Eylül’de ABD Başkanı Barack Obama’nın katılımıyla New York’da düzenlenecek Pakistan zirvesinin hazırlıklarını yapmaktı. ABD’nin öncülüğünde gerçekleşen toplantıya ABD’nin Pakistan-Afganistan Özel Temsilcisi Richard Hoolbrooke da katıldı.

“Demokratik Pakistan Dostları Grubu” türü bir oluşum, şahsen benim bugüne kadar uluslararası ilişkiler tarihinde rastladığım türden bir oluşum değil. Organizasyonu ilk duyduğumda, nesli tükenmek üzere olan bir türü koruma ve yaşatma derneği gibi bir hareketi çağrıştırdı bende. Mesela; “Kelaynakları Koruma ve Yaşatma Derneği” gibi.

Akla getirdiği bir diğer çağrışım ise Osmanlı İmparatorluğu’nun son dönemlerinde batılıların Osmanlı İmparatorluğu’nu nitelemek için kullandıkları “Hasta Adam” tabiriydi. Pakistan, maalesef 2001 yılından bu yana Afganistan’da ki laboratuarlarda bilinçli olarak üretilen ve bir salgın halinde tüm Güney Asya’ya bulaştırılan terör hastalığına duçar olmuş “Hasta” bir ülke.  Ve bu hasta adam tıpkı bundan yıllar önce Osmanlı’nın Sevr’de bir “hasta adam” olarak masaya yatırıldığı gibi Çırağan’ın otantik masalarında ameliyata alınmış durumda. Pakistanlı çocuklar İstanbul’u ya da Çırağan’ı ilerleyen yıllarda belki de bir “Sevr” gibi itici bulacaklar.

Hastalığı Bulaştıran Da, Masaya Yatıran Da Aynı El

Pakistan, ABD’nin Afganistan’a müdahalesinin gerçekleştiği 2001 yılına kadar kendi içinde bir takım küçük çaplı etnik ve mezhep çatışmaları dışında ciddi bir terör tehdidi ile karşı karşıya değildi. Afganistan’ın işgaliyle birlikte terör vebasıyla Afganistan’dan başlayarak başta Pakistan olmak üzere, Hindistan, İran ve Çin’in istikrarsızlaştırıldığını ve Güney Asya’da kaos ikliminin yaratıldığını görüyoruz. Özellikle Pakistan, son 2 yılda gerçekleşen terör saldırıları, sivil can kayıpları ve düzenlenen intihar eylemleri ile Irak ve Afganistan’ı geride bırakmış durumda. Tüm bu gelişmelere bakıldığında Pakistan’a terör vebasının bilinçli şekilde zerk edildiğini ve Pakistan’ın dokularıyla oynanarak batı ve kimi ülkeler için tehdit olmaktan uzak, sinirleri alınmış bir Pakistan yaratılmaya çalışıldığını görüyoruz. Pakistan’ın bugün karşı karşıya kaldığı ve bütünlüğünü tehdit eden “Pakistan Taliban Hareketi” ABD tarafından Abdullah Mehsud eliyle kurdurulmuştur.

Pakistan Taliban Hareketi CIA Ürünüdür

Abdullah Mehsud 2001 yılında ABD’nin Afganistan’ı işgali sırasında ABD güçleri ile çatışırken yaralı olarak yakalanmış ve 2004 yılına kadar Guantanamo üssünde tutulmuştur. Bu şartlar altında yakalanan Abdullah Mehsud, her ne hikmetse 2004 yılında ABD tarafından serbest bırakılmış, serbest kalan Mehsud Pakistan’a dönerek bugün Pakistan’ın bütünlüğüne kasteden, düzenlediği intihar saldırıları ile masum binlerce sivilin yaşamına malolan, Pakistan ekonomisini çökerten, 3 milyon Pakistanlıyı kendi ülkesinde mülteci haline getiren,  Pakistan’ı uluslararası kamuoyu nezdinde terörist ülke pozisyonuna düşüren Pakistan Taliban Hareketi’ni kurmuştur. Pakistan medreselerinden toplanan yüzlerce masum öğrenci halen Guantanamo’da sorgulanmadan suçsuz bir şekilde tutulurken, çatışma halinde yakalanmış Abdullah Mehsud’un serbest bırakılmasını neyle, nasıl açıklayabiliriz?

Terör vebasının bilinçli ve bir strateji gereği Pakistan ve Güney Asya’ya yayıldığının 2. önemli kanıtı ise Pakistan Cumhurbaşkanı Asıf Ali Zerdari’nin 19 Mayıs 2009 tarihinde El Kaide Lideri Bin Ladin ile ilgili yaptığı ve Türk Basını’nda da yer alan açıklamasıdır. Zerdari bu tarihte yaptığı açıklamada 11 Eylül saldırılarına müteakip Pakistan istihbarat birimlerinin El Kaide lideri Bin Ladin’i Afganistan’daki Tora Bora dağlarında yakalayarak ABD güçlerine teslim ettiklerini, ancak birkaç gün sonra Bin Ladin’i serbest bırakılmış gördüklerinde buna bir anlam veremediklerini ve şaşırdıklarını söylemişti.

Tüm bu planların hedefi Pakistan’ı hasta adam haline getirerek ameliyat masasına yatırmak ve Pakistan’ın dokularıyla oynayarak, batı uyumlu organ nakilleriyle küresel güçler tarafından kolay yönetilebilir, batının çıkarlarına hizmet edecek tabiri caizse iğdiş edilmiş bir Pakistan yaratmaktır.

Pakistan’ın Bünyesi Bu Doku ve Organları Kabul Etmez

İstanbul’da yapılan toplantılarla kimi klinik testlerden geçirilen ve ameliyatlara alınan Pakistan, 24 Eylül’de ABD’de gerçekleşecek zirveyle plastik cerrahi  ve estetikten geçirilerek dünya kamuoyuna sunulacaktır. Ancak unutulmaması gereken nokta her bünyenin her doku transferi ya da organ naklini kabul etmeyeceğidir. Pakistan’ın İslam’la şifrelenmiş dna ve hücrelerinin  batı laboratuarlarında hazırlanmış doku ve organları benimsemesini beklemek hayal ürünü bir yaklaşımdır. Bu şekilde ortaya çıksa çıksa Frankeştayn ürünü bir hilkat garibesi çıkar ki, böyle bir durumda yaratacağı sıkıntı sadece Pakistan’la sınırlı kalmaz. Pakistan’ın tabiî ki tedavi görmeye ve kurumlar bazında ıslah edilmeye ihtiyacı vardır. Ancak bu tedavinin şu an olduğu gibi batı laboratuarlarında yapılacak batılı donörlerden alınmış doku transferleriyle değil, kendi dokusuna uygun doku adaptasyonu ile mümkün olacağı görülmelidir. ABD ve batılı güçler hiçbir kan ve doku uyum testi yapmaksızın Pakistan, Afganistan, Irak gibi ülkelere rejim transferleri yapmayı istemektedirler. Oysa ki, Türkiye gibi batı kültürüne en yakın ve etkilenmiş ülkeler bile demokrasiyi halen özümseyebilmiş değilken ve kendi dokusuna uygun bir demokrasi sentezi yaratma çabasındayken bir Pakistan ve Afganistan’dan batı modelli bir demokrasiyi benimsemelerini beklemek hayalden öte bir beklenti değildir. Başbakan Erdoğan’ın bundan 20 yıl önceki demokrasi anlayışı ile bugünkü demokrasi anlayışı arasında fark olmadığını ve aynı paralelde olduğunu söyleyecek kimse var mı?

Grup İçerisinde Türkiye Hangi Rolü Oynuyor?

“Demokratik Pakistan Dostları Grubu” içerisinde Türkiye’nin oynadığı rol açıkçası oldukça merak ettiğim bir konu. Bundan önceki kimi analizlerimizde de Türkiye’nin Pakistan için en doğru model olabileceğini belirtmiştik. Pakistan zaten her alanda rol model olarak kendini Türkiye’ye yakın hissetmektedir. Türkiye’nin bu oluşum içerisindeki rolü Batılı güçlerle Pakistan arasında bir köprü görevi görerek Pakistan’ın dokusuna uygun modeller geliştirmek olmalıdır. Türkiye AK Parti iktidarı ile birlikte kendi dokusuna uygun muhafazakar bir demokrasi anlayışı geliştirmiş ve bu anlayışı büyük ölçüde kamuoyuna ve birçok organına hazmettirmiştir. Pakistan’ın iç dengelerini sarsmayacak ve farklılıkların harmoni içinde bir arada varlıklarını sürdürebilecekleri bir demokrasi kültürü gruba üye ülkeler arasında sadece Türkiye tarafından sunulabilir. Bunun bilincinde olarak Türkiye’nin Pakistan ve Afganistan politikalarında batının taşeronluğunu değil kendi politika ve stratejilerini geliştirmesi ve uygulamaya koyması gerekmektedir.

Ali ŞAHİN
Güney Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi (GASAM) Başkanı
25 Ağustos 2009

Paylas
GASAM

GÜNEY ASYA STRATEJİK ARAŞTIRMALAR MERKEZİ

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here