HİNT OKYANUSU ISINIRKEN…

Mavi ve deniz kokusu hayali kurarak gittiğiniz Hint Okyanusu sizi ürkütücü bir uğultuyla karşılar. İrkilir, zor bir coğrafyanın ve çileli bir tarihin iniltisini hissedersiniz adeta.

Hint Okyanusu iklimi altında Güney Asya’yı ilerleyen günlerde daha uğultulu bir atmosferin beklediğini söyleyebiliriz. Mumbai baskınının üzerinde ki toz bulutları yavaş yavaş kalkarken, bu projenin ne şekilde bir seyir izleyeceği sorusu da netleşiyor.

Evet eylemin hedefinin yavaş yavas Hindistan – Pakistan gerilimi yaratarak iki testiyi birbirine kırdırmak olduğu belirmiş gibi. Hindistan hükümet kanadından artan dozda eylemden Pakistan’ı sorumlu tutan açıklamalar gelmeye devam ediyor. Hindistan kamuoyu da hükümet üzerinde bu yönde ciddi bir baskı oluşturmaya başlamış durumda.  İlerleyen günlerde bu gerilimin artarak tırmanacağını söyleyebiliriz. Hindistan’dan gelen bu suçlamalar karşısında Pakistan güvenlik güçleri teyakkuz haline geçti ve batı Pakistan’da bulunan askeri birliklerin büyük bir bölümü Hindistan sınırına kaydırılıyor.

Yine son 3 günden bu yana  Karaçi’de başlayan etnik çatışmalar dikkat çekici. Karaçi Pakistan’ın en önemli ticari ve finans kenti. Birden bire patlayan ve 2 günden bu yana devam eden çatışmalarda şu ana  kadar 17 kişi yaşamını yitirdi  90’un üzerinde kişi de yaralanmış durumda. Kentte yaşanan gerilimden dolayı Karaçi’deki  tüm eğitim kurumları kentteki gerilimden dolayı kapatılmış durumda.

Güney Asya da yaşanan tüm bu gelişmeler Hint Okyanusu’nun sularını yavaş yavaş ısıtıyor maalesef. Kehanetlere hiç inanmam ama bu gidişat insana Bulgar Kahin Vanga’nın Güney Asya’ya ilişkin kehanetlerini hatırlatıyor.

Uluslararası kamuoyu Güney Asya’da Hindistan ve Pakistan arasında tırmanan bu gerileme acilen el koymak zorundadır.  Doğu kültürünün hamasetiyle Pakistan ve Hindistan arasından konvansiyonel olarak başlayacak bir savaşın seyrinin nükleer bir savaşa dönüşmesi içten bile değil. Yıllar önce Pakistan Cumhurbaşkanı İshak Khan’ın Hindistan’ı uyaran “Eğer Hindistan’la aramızda nükleer bir savaş çıkacak olursa nükleer silaha ilk başvuranın Pakistan olacağı kesin” sözleri kulaklarımda çınlıyor.

Teröristler Pakistan Kökenli Ama Pakistan Örgütlü Değil

Saldırıyı gerçekleştiren teröristlerin Pakistan kökenli oldukları kesinleşmiş durumda. Ancak böyle bir saldırının arkasında Pakistan’ın olduğunu söylemek oldukça güç.  Saldırının türü ve niteliği nerdeyse bir savaş ilanını andırıyor. Bir ülkenin ticari başkentini basarak 200 masum insanı öldürmek, ekonomiyi, ticareti ve turizmi baltalamak, toplumsal psikolojiyi alt üst etmek tam bir çılgınlık. Hem de böyle bir saldırıdan sorumlu tutulacak ilk ülkenin Pakistan olduğunu bile bile. Bu açıdan bakıldığında böyle bir saldırıdan Pakistan’ı sorumlu tutmak kolay olanı yapmak olacaktır.

Doğudan Batıya Kayan Güç Dengesi Ürkütüyor

Batılı birçok ekonomist ve stratejistin son birkaç yıldır üstüne basa basa vurguladığı bir gerçek var. Uluslarası güç dengesi artık batıdan doğuya doğru kayıyor. Güney Asya, Hindistan ve Çin eksenli oluşan ekonomik, politik ve stratejik güç dengesi Yüz yıllardır süren batının dünya hakimiyetini ve kontrolünü kaybetmesi anlamına geliyor.  Kanıksanmış fakirlikle yaşamayı ve mutlu olmayı öğrenmiş kanaatkar doğu insanı üretmediğini tüketen ve tükettikçe acıkan batı toplumuna üstünlük sağlıyor. Hindistan yoğun fakirlikle boğuşan bir ülke olmasına rağmen %9’lara varan büyüme hızı, nükleer yeteneği ve uzay çalışmalarıyla doğu üstünlüğünün kalesi durumunda. Doğudaki bu önü alınamaz yükselişin bir şekilde durdurulması gerekiyordu. Mumbai’de gerçekleşen bu derin saldırıdan sonra batıdan doğuya doğru kayan ekonominin içine gireceği psikolojiyi, yatırımcının ruh halini, turistin Hindistan ve doğu halini hayal edebilir misiniz.

Terör Güney Asya’yı Ülke Ülke İşgal Ediyor…

Dikkat çekilmesi gereken diğer önemli bir konu ise her geçen sene Güney Asya’nın güvenlik bakımından daha sorunlu bir bölge haline geldiği. Özellikle 11 Eylül saldırılarına müteakip Afganistan’ın işgaliyle başlayan bir terör ikliminin yavaş, yavaş bölgeyi etkisi altına aldığını görüyoruz. Afganistan’la başlayan, Pakistan’la devam eden ve Hindistan’ı da etkisi altına alan bu terör iklimin Afganistan ve Keşmir sorunları halledilmediği sürece sona erecek gibi görünmüyor. Terör Güney Asya’da bir veba gibi diğer ülkelere de sirayet ederek etki alanını genişletiyor.

Bölgedeki kaos ortamı kimi güçlerin bölgedeki menfaatleri için gerekli bir ortam. Örneğin böyle bir ortam dünya uyuşturucu üretiminin %93’ünü gerçekleştirmek için oldukça uygun ortam. Enerji bölgelerine yakın olmak, bölgedeki nükleer potansiyeli kontrol altında tutabilmek için kaos ve kargaşa ortamının maalesef sürekli zinde tutulması gerekiyor.

Türkiye Bölge’de Aktif Rol Almalı

Türkiye, bölgede önemli ve etkin bir rol oynayabilecek potansiyellere sahip bir ülke.  Bir süredir kendi coğrafyasında önemli bir barış rolü üstlenen Türkiye, Suriye ile İsrail, Ermenistan ile Azerbaycan, İran ile ABD arasında oynadığı iyi niyet ve barış elçiliği rolünü Pakistan’la Hindistan arasındaki Keşmir krizi içinde oynamalıdır. Üstlenilecek bu rol bölgenin barış ve istikrarına katkı sağlamanın yanı sıra Türkiye’yi Güney Asya’da daha etkin bir ülke haline de getirecektir.  Bu role Obama soyunmadan önce, Başbakan Erdoğan el koymalıdır.

Ali ŞAHİN
Güney Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi (GASAM) Başkanı
01.12.2008

Paylas
GASAM

GÜNEY ASYA STRATEJİK ARAŞTIRMALAR MERKEZİ

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here