Uluslararası toplum terör kavramıyla 20. yüzyılın son dönemlerinde tanıştı. Yıllar ilerledikçe yeni yöntem ve stratejiler geliştirerek dünya kamuoyunun kâbusu haline gelen terör eylemleri, üniversitelerde ve sokak kavgalarıyla yaşamımıza girdi. Tabanca ve tüfeklerle ateşli silahlara dönüşen kâbus, intihar saldırıları boyutuna geçerek geniş kitleleri imhaya yöneldi. Bir savaş ortamı olması hasebiyle 2. Dünya Savaşı sırasında Japon Kamikazelerin Amerikan donanmalarına düzenledikleri intihar saldırılarını saymazsak uluslararası resmi kaynaklara göre dünya, bugünkü tarzda ilk intihar eylemi ile 23 Ekim 1983 yılında tanıştı. Lübnan iç savaşının sürdüğü bu yılda Beyrut’taki Amerikan ve Fransız üslerine TNT yüklü kamyonlarla yapılan intihar saldırılarında 241’i Amerikalı, 58’i Fransız askeri personeli olmak üzere toplam 299 kişi yaşamını yitirdi. Mazlumların kendilerinden daha güçlü olan zalimlere ağır darbe indirmesini hedefleyen bu eylem tarzı kısa sürede Güney Asya ülkelerinden Sri Lanka’daki Tamil Gerillaları ve Filistin’deki HAMAS tarafından model alındı.

11 Eylül olaylarından sonra intihar eylemlerinin seyir ve rotasında önemli sapmalar yaşandı. Eylemler sanki global bir projenin parçası gibi planlı uygulanmaya başlandı. Afganistan ve Irak’ın işgali ile birlikte artan intihar eylemleri bir veba gibi Müslüman coğrafyada yayılma eğilimi gösterdi. Her ne kadar işgallere karşı misilleme şeklinde gelişse de işin aslı öyle görünmüyor. Düzenlen intihar eylemlerinde yaşamlarını yitiren ve kurtulmuş olsalar bile yaşamları altüst olan Müslüman coğrafyanın sivil ve masum insanları… Giderek yayılan tahrip gücü yüksek intihar eylemi dalgaları maalesef Türkiye’yi de etkisi altına almış durumda ve ilerleyen dönemde başımızı oldukça ağrıtacak gibi görünüyor.

SALDIRILARIN ODAĞI PAKİSTAN

Bu yazıyı kaleme aldığım saatlerde Pakistan’ın Wah kasabasında askeri gereç üreten bir tesise düzenlenen çifte intihar saldırısında yaşamını yitiren sivil sayısı Pakistan kaynaklarına göre 70’e ulaşmış durumda. Bu sayının ilerleyen saatlerde 100 sınırına dayanması kuvvetle muhtemel. Pakistan televizyonlarından eylemin vahametini izlerken bir ayrıntı gözüme takılıyor. Saldırıda tesiste çalışan evlatlarını yitirmiş aksakallı 2 pir-i fani birbirlerine sarılarak ağlamaya başladılar. Yaşlılardan biri daha fazla dayanamayarak kendinden geçti ve yere yığıldı. Saldırı daha sonra Pakistan Taliban Hareketi tarafından üstlenildi.

Bu durumda birinin, yaratılmışların en şereflisi olarak kabul ettiğimiz insanlara düzenlenen bu eylemin mantığını bize anlatması lazım. Başkalarına dahi yapılması kabul edilemez olan bu tür bir katliam, kendi dilinden, dininden, ırkından bir kesime karşı nasıl düzenlenebilir? Askeri hedeflere yönelik her türlü saldırıyı savaşın bir parçası kabul edebilirsiniz. Ancak, evine, çoluk çocuğuna ekmek götürmekten başka hiçbir amacı olmayan bunca masum insanın katli hiçbir din anlayışıyla açıklanamaz.

Pakistan, özellikle 2007 yılından bu yana intihar saldırılarının odağı haline gelmiş bulunuyor. Pakistan da düzenlenen intihar saldırıları sayı ve sıklık anlamında nerdeyse işgal altında bulunan Irak’ta düzenlenen saldırılarla eşdeğer bir seyir izliyor.

Son iki yılın seyrine göz atacak olursak 2006 yılında Pakistan’da sadece 6 intihar saldırısı eylemi gerçekleşirken 2007 yılında ki eylem sayısı toplamı 56’ya yükseliyor. Ve bu saldırılarda 419’u güvenlik görevlisi, 217’si sivil olmak üzere 636 kişi yaşamını yitiriyor.

2007 yılında gerçekleşen intihar saldırılarının 4’ü yılın ilk yarısında düzenlenirken, 52 saldırı yılın ikinci yarısında gerçekleşiyor. Sadece 2007 yılı Temmuz ayında 15 intihar saldırısına maruz kalan ülkede, Aralık 2007’de ikisi Benazir Bhutto’yu hedef alan toplam 10 intihar saldırısı gerçekleşmiş.

İntihar saldırılarının hedeflerine bakıldığında 46 intihar eyleminin güvenlik güçlerini, geri kalan 10 saldırının ise politikacılarla cami ve cami cemaatlerini hedef aldığını görüyoruz.

Pakistan’daki intihar saldırılarının kaynakları:

Pakistan da ciddi anlamda artış gösteren intihar eylemlerinin 3 ayrı kaynağı var. Bunlardan ilki Pakistan Ordusu’nun Pakistan Taliban Hareketine karşı düzenlediği operasyonlara misilleme olarak güvenlik güçlerini hedef alan intihar eylemleri.

İkincisi ise Şii – Sünni mezhep çatışmalarından kaynaklanan ve karşılıklı olarak Şii-Sünni cami ve cemaatlerinin hedef alındığı mezhep çatışmasının doğurduğu intihar eylemleri…

Gizli servis kaynaklı liderlere yönelik suikast amaçlı intihar saldırıları ise üçüncü kaynağı oluşturuyor. Bu kategorideki en belirgin saldırılar Benazir Bhutto’ya karşı düzenlenen Ekim ve Aralık aylarında düzenlenen intihar saldırıları.

EYLEMLER BİR LABORATUAR ÇALIŞMASIDIR

Pakistan böyle bir intihar eylemi kasırgası içindeyken Türkiye’de bu yıkıcı eylemin etkisi altına girmiş durumda. Ve bu seyir her geçen gün artarak ilerliyor. Bir noktanın çok iyi algılanması lazım: İntihar eylemleri kesinlikle terör odaklarının birbirinden örnek aldıkları ve hedeflerine yönelik etkin biçimde kullandıkları bir saldırı biçimi değildir. Bilakis intihar saldırıları dünyayı biçimlendirmek isteyen derin güçlerin laboratuar ortamlarında hazırladıkları özel bir mücadele yöntemidir. İntihar saldırılarında kaç kişinin yaşamını yitirdiğinin ya da tahrip gücünün ne denli yıkıcı olduğunun önemi yoktur. Önemli olan bu yolla yaratılan istikrarsızlık, ülke ekonomilerine vurulan darbe, sokağa caddeye çıkan, kafe ya da sinemaya giden, parklarda gezinen geniş kitlelerin psikoloji ve ruhlarında yaratılan tahribattır.

İntihar saldırılarının hemen hemen %99’u Müslüman ülkelerde gerçekleşmekte ve bir veba gibi yayılmaktadır. Ve her ne hikmetse gerek Irak’ta, gerek Afganistan ve Pakistan’da intihar saldırılarının nerdeyse tamamı yerel noktaları ve sivilleri hedef alıyor. Mesela, Pakistan’da zirve yapan intihar eylemlerinde önemli bir nokta dikkat çekiyor: Pakistan anti-Amerikan duyguların en yüksek olduğu bir ülke olmasına rağmen bugüne kadar herhangi bir Amerikan üs ya da hedefine böyle bir eylem düzenlenmiş değil.

İntihar saldırılarıyla toplumların psikolojileri tahrip edilmekte, güven ortamı ortadan kaldırılmakta, güvenlik bir ekmek kadar, su kadar önemli ihtiyaç haline getirilmektedir. Sokakta yürüyen, otobüste birlikte seyahat eden insanlar birbirlerinden şüphelenir duruma düşmektedir. Toplumu dehşete düşüren bu saldırıların ardından hedef ülkelerdeki istikrar ortamları ortadan kalkmakta, ekonomik dengeler sarsılmakta, yatırım planları alt üst olmakta, güvenlik harcamaları artmaktadır. Güvenlik harcamalarının artmasından kimlerin istifade edeceği ortadadır.

İntihar eylemleri terör örgütlerinin lokal hedeflerine ulaşmak için kullandıkları etkin bir saldırı modeli değil, dünya üzerinde global hedeflerini gerçekleştirmek isteyen uluslararası güç odaklarının kimi toplumlar üzerinde 2000 yılından bu yana yürüttükleri bir yıpratma, çürütme çalışmasıdır. İsrail ajanları tarafından Kuzey Irak’ta eğitilen intihar eylemcileri İsrail’in Ortadoğu’ya yönelik uzun vadeli projelerinin sadece bir hazırlık aşamasıdır. İsrail laboratuarlarında sadece insanların değil hayvanlarında ne şekilde bombalı saldırılarda kullanılabileceklerine dair deneyler yapılmaktadır.

İNTİHAR EYLEMLERİNİN KÖKENİNDE DİN YOKTUR

Dünyadaki intihar eylemlerini tek tek inceleyen Chicago Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Robert Pape, “İntihar eylemlerin arkasında dini değil, politik sebepler var” diyor. 1980 – 2004 yılları arasında gerçekleştirilmiş 462 intihar eylemini analiz eden Prof. Pape saldırıların

% 95’inin dini düşüncede olmayan guruplar tarafından gerçekleştirildiği tespitine varıyor. Pape tespitlerinde “Eğer din intihar eylemlerini motive etseydi İsrail’i hedef alan saldırılar devam ederdi” diyor. Eylemi gerçekleştiren kişilerin kimlikleri, yaşam biçimleri, dünya görüşleri, amaçları, mensup oldukları örgütlerin yapısı, siyasi ve politik hedeflerini araştıran Pape, ilginç sonuçlara ulaştığı araştırmasını “Kazanmak için Ölmek: İntihar Terörü’nün Stratejik Mantığı” başlıklı kitabında yayınlamış bulunuyor.

Prof. Pape’in tespitlerini de göz önünde bulundurarak bir sonuca varmak istersek, ağırlıklı olarak Türkiye’nin de içinde bulunduğu Ortadoğu, Güney Asya ve Kuzey Afrika’daki Müslüman coğrafyada gittikçe yaygınlaşan, tahrip dozu yüksek bu saldırılar dini kökenlerle açıklanamaz. Yeryüzünün bakir kaynaklarını yağmalamak için bölge ülkelerini yıpratmak, zayıf düşürmek amacıyla 80’li yıllardan sonra CIA, MOSSAD ve KGB laboratuarlarında geliştirilip yaratılan terörün intihar eylemi formatında tahrip dozu daha da artırılmıştır. Müslüman coğrafyalarda yine Müslüman eliyle gerçekleştirilen eylemlerle bir yandan ülkelerin ekonomileri çökertilirken (Türkiye’nin PKK terörüne yaptığı harcamalar 200 milyar doları aşmıştır), toplum psikolojisi tahrip edilmekte, ülkelerin savunma harcamaları artırılmakta, yaratılan vahşet ortamıyla eylemi gerçekleştirdiği öne sürülen odakların mensup olduğu inançlar karalanmakta ve bir propaganda aracı olarak kullanılmaktadır.

*Güney Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi (GASAM) Başkanı
23.08.2008

Paylas
GASAM
GÜNEY ASYA STRATEJİK ARAŞTIRMALAR MERKEZİ

HENÜZ YORUM YOK

CEVAP VER