Türkiye iç ve dış dengeleri daha atak değerlendirdiği bir süreç yaşıyor. Bu süreç elbette, coğrafi olarak değilse de, siyâsî, kültürel ve sosyal açıdan yakın olduğumuz Ortadoğu’da da etkilere yol açıyor. 10 yıllık Ak Parti iktidarında paradigmasını, önceliklerini ve stratejilerini değiştiren Türk diplomasisi, önce bölgesel, ardından küresel bir aktör olmak için hamleler yapıyor. Bütün bu hamleleri ve Türkiye’nin dünya dengeleri içindeki yerini AK Parti Tanıtım ve Medya Başkan Yardımcısı Gaziantep milletvekili, uluslararası ilişkiler uzmanı ve GASAM Kurucu Başkanı Ali Şahin ile konuştum. Doğuyu, İslâm âlemini yakından tanıyan Ali Şahin aynı zamanda Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ve Türkiye-Avrupa Birliği Karma Parlamento Komisyonu Türk Grubu Üyesi. Ali Şahin, sorularımı ufuk açıcı bir netlikle Milat okuyucuları için cevapladı. RÖPORTAJ: NİL GÜLSÜM
Dünya dengelerini iyi bilen bir parlamenter siniz. Türkiye şu an dışarıdan nasıl görünüyor?
Dünya dengeleri artık değişiyor. Zenginliğin batıdan doğuya doğru kaydığını görüyoruz. Batı medeniyeti bir gerileme sürecine girmiş durumda. Tarihe baktığımızda da, dünya iktidarının el değiştirerek bir doğu medeniyetinde, bir batı medeniyetinde olduğunu görürüz. Son yüzyıl içerisinde Batı medeniyeti iktidarını çok adil bir biçimde kullanmadı. Paylaşımcı değil, sömürgeci bir ruhla dünyayı yönettiler. Afganistan’da, Irak’ta, Bosna’da, Ruanda’da yaşananları buna örnek gösterebiliriz.
Dünya dengelerine nasıl yansıyor bu durum?
Yalnızca Batı medeniyetinde değil, dünyadaki uluslar arası örgütlerde de aynı yorgunluğu görüyoruz. BM’yi ele alalım. BM’nin amacı, savaşları önlemekti. Ama son elli yıla baktığımızda, BM’nin önleyebildiği bir savaş göremiyoruz. Önlemek bir yana BM, zalimin mazluma, güçlünün zayıfa açtığı savaşlarda referans kurum hâline gelmiş durumda. Irak’ın Afganistan’ın işgalinde BM referans kurum olmuştur. Yine BM, Ruanda’da meydana gelen katliamı durdurmak yönünde üzerine düşeni yapmamıştır. Kezâ, 1948’ten bu yana Filistin konusunda, İsrail meselesinde; Keşmir sorununda çözüm getirememiştir BM. Aslında bunlar, Batı medeniyetinin gerilemesinin sonucudur.
Batı bunun farkında mı?
Batılı stratejistlerin de bu yönde görüşleri var. Amerikalı ekonomist ve Reagan’ın ekonomi danışmanlarından Clyde Prestowitz’in 2005’de yazdığı bir kitabı var: The Great Shift of Wealth and Power to the East (Güç ve Zenginliğin Doğuya Geçişi). Bu kitapta aşağı yukarı bizim belirttiğimiz hususlar dile getiriliyor. Orta vadede Batı medeniyetinin hegemonyasının ortadan kalkacağını söylemekte Prestowitz. Yine New York Times dış politika yazarlarından Thomas Friedman’ın bir sözü var. Şöyle diyor Friedman: “Benim çocukluğumda anne-babam, ‘Hindistan’daki aç çocukları düşün ve tabağında yemek bırakma’ derdi. Ama bugün ben çocuklarıma, ‘eğer Hindistan’daki ve Doğu’daki çocukların sizi aç ve işsiz bırakmasını istemiyorsanız, derslerinize iyi çalışın’ diyorum”.
TÜRKİYE’NİN NÜFUZU ARTIYOR
Türkiye bu durumun neresinde?
Son 10 yıl içerisinde Ak Parti döneminde, küresel güç potansiyelinin ortaya çıkmasıyla birlikte Türkiye’nin Ortadoğu’da, Kafkaslar’da, Balkanlar’da nüfuzunun daha da arttığını görüyoruz. Türkiye’nin nüfuz coğrafyası artık 780 bin kilometre kare ile sınırlı değil. Ortadoğu’da artık müspet bir Türkiye algısı ve Tayyip Erdoğan gerçeği var.
ORTADOĞU’NUN ŞUURALTI AYDINLANDI
Tayyip Erdoğan faktörü ne kadar etkin bu dönüşümde?
Sayın Başbakan’ın iktidarı döneminde yaptığı icraatlarla Türkiye’yi asıl mecraına döndürdüğü kanaatini taşıyorum. Ak Parti iktidarından önce Ortadoğu ve Filistin şimdiki kadar Türkiye’nin gündeminde değildi. Oysa bugün Gazze meselesi, Türkiye’nin iç meselesi gibi. Bizden önce bu rolü İran üstleniyordu. Arap kamuoyunda da ciddi bir sempatiye sahipti. Şu anda, Filistin meselesini güçlü ve samimi bir biçimde sahiplenen bir Türkiye var. ‘One minute’ diyerek Ortadoğu’nun şuuraltını aydınlatan bir Türkiye var. Bu gelişmeyle birlikte Ortadoğu halkları, baskıcı Şii rejimi yerine, özgürlükçü Türkiye’yi tercih ediyorlar.
Batı’nın bakışı nasıl peki?
Ben aynı zamanda Avrupa Birliği Uyum Komisyonu üyesiyim. Avrupa’daki bütün toplantılarımızda çok daha cesur ve güçlü bir biçimde masaya oturabiliyoruz. Türkiye’nin son 10 yılda kaydetmiş olduğu ekonomik ilerleme, AB’nin girmiş olduğu ‘euro’ bunalımı, Avrupa’da da Türk ekonomisine yönelik bir hayranlık oluşturdu. Yunanistan’da bile Türkiye’ye yönelik bir hayranlık var.
ÇÖZÜM SÜRECİ ORTADOĞU’DA ETKİLİ OLACAK
İsrail’in özrünü hangi bağlamda anlamalıyız?
İsrail’in özür sürecinin, Türkiye’deki çözüm sürecinin hemen ertesine rastlaması önemlidir. Türkiye’nin koşmasını engelleyen terör sorununun çözümüne yönelik bu hamle, en önemli kırılma noktasıdır diyebilirim. Bu çözüm sürecinin sadece Türkiye’de değil, Ortadoğu’nun tümünde önemli sonuçlar vereceğini düşünüyorum.
İsrail’in özür dilemesinin altında ne yatıyor?
İsrail’i özür dilemeye iten iki sebep var. Birincisi, terör sorununu yaşarken bile büyük bir güç olan Türkiye’nin, bu sorunu çözdükten sonra nasıl gelişeceğini bilmeleri, görmeleri. Türkiye bu şekilde, Ortadoğu’nun karşı koyulamayacak gücü haline gelmektedir. İkinci sebep ise, İsrail’in çevresinde Müslüman Kardeşler’den oluşan iktidarların yükselmesi. Bundan da öte, halk iradesine dayanan iktidarlar oluşmaktadır bölgede.
İSRAİL MÜBAREK’İ MURSİ’YE TERCİH EDERDİ
Bu gelişmenin sonuçları ne anlam taşıyor?
Batı ve İsrail artık, diktatörler aracılığıyla bölge halklarını kontrol edemeyecekler. Ortadoğu’da bugüne kadar aile iktidarları ve diktatörler vardı. Şimdi halk iradesine dayanan, özgür iktidarlar var. İsrail, Mübarek’i Mursi’ye tercih ederdi.
Arap Baharını ve müzakere sürecini Amerika’ya bağlayanlara ne dersiniz?
‘Arap Baharı ve müzakere süreci Batı’nın telkin ve müsaadesiyle olmuştur’ tezine kesinlikle katılmıyorum. Batı artık herhangi bir yerdeki gelişmeye doğrudan müdahale edip yön veremiyor. Tarihin bir akışı var. Batı şu an, ‘bu akıştan en iyi nasıl istifade edebiliriz, nasıl menfaat elde edebiliriz’ çabası içinde. Ortadoğu dönüşüyor ve bu engellenemez bir durumda. Sınırların kalktığı, AB gibi bir birliğin oluştuğu bir Ortadoğu göreceğiz. Batılılarca oluşturulan 22 sun’i sınırla bölgeye yönelik projesi yüz yıl bile gidemedi. Batı medeniyeti gerilerken Ortadoğu büyük bir dönüşüm yaşıyor. Bu noktadan itibaren Ortadoğu’nun kendi kaderini yaşayacağını göreceğiz.
BATI FAKİRLEŞİYOR
Hint yarım kıtası bu değişen dengelerde nasıl bir yere sahip?
Batı ekonomik olarak gerilerken, Çin, Hindistan, Türkiye gibi ülkeler büyük bir ilerleme kaydediyorlar. Çin’in üretim gücünü her yerde görüyoruz, Amerika’da bile. Hindistan’da durum biraz daha farklı. Bu ülkede kanıksanmış bir yoksulluk var. Kast sistemi, insanlara kendi yoksullukları içinde mutlu olmayı öğretmiş. Bombey’de beş milyon insanın sokaklarda doğup, orada yaşayıp, yine sokaklarda öldüğü söylenir. Hindistan’da, tabandan itibaren zenginleşme yerine, devleti zenginleştirme olduğunu söyleyebilirim.
Arap Baharı’na benzer bir hareketi Hindistan’da görmek mümkün olur mu?
Asla olmaz. Hindistan, her ülkede rastlanabilecek aşırı uçları barındırsa, zaman zaman Müslümanlarla çatışmaya giren Hindu faşistleri olsa da, güçlü bir demokrasiye sahip. Mesela Pakistan’da bir Hindu’nun cumhurbaşkanı olması düşünülemez. Ama Hindistan’da bir Müslüman cumhurbaşkanı ülkeyi beş yıl yönetmiştir. Bu şartlar altında Arap Baharı benzeri bir olayın Hindistan’da gerçekleşmesi mümkün değil. Üstelik ekonomik anlamda da ilerleyen bir ülke ile karşı karşıyayız.
GÜÇ SAVAŞI ASYA’YA KAYIYOR
Dünyanın merkezi Asya’ya kaydığı söylenebilir mi?
Dünyadaki hegemonya savaşı, Güneydoğu Asya’ya kayıyor. Amerikalı think tank kuruluşlarının ilgisi de Güneydoğu Asya’ya odaklanmaya başladı. Bunun sebebi, bölgedeki zengin enerji kaynaklarının Batının ilgisini çekmesi.
Sınırsız Ortadoğu Projesi yazılarınızda işlediğiniz bir konu. Nedir tam olarak?
Ortadoğu 1920’lerden sonra, psikolojik, siyasi, coğrafi anlamda bir operasyona mâruz kaldı. Osmanlı’nın yıkılmasından sonra, cetvelle çizilen sınırlarla 22 Arap devleti üretildi. Sadece ülkelere değil, insanların zihinlerine de sınırlar çizildi. Şuuraltlarına düzenlenen operasyonlar ile Türk toplumunda Arap antipatisi, Arap toplumlarında Türk antipatisi yaratılmaya çalışıldı.
ORTADOĞU BİRLİĞİ KURULMALI
Durum değişiyor mu artık?
Batının gerilemesi ve Arap Baharı ile Ortadoğu uyanıyor, altın bir çağa giriyor. Bu sun’i sınırlarla daha ileri gitmek mümkün değil. AB benzeri bir Ortadoğu Birliği oluşturulmalı. Bu coğrafyanın zenginliğinin bu coğrafyada tutulması ve Ortadoğu’da 1948’den bu yana devam eden İsrail zulmünün durdurulabilmesi için sınırlar kaldırılarak bu birliğin oluşturulması lâzım. Bu birlik oluşturulursa, eminim ki, İsrail de bu birlik içinde yer almak için yalvaracaktır.
Kurulması hâlinde Ortadoğu Birliği İsrail’i nasıl etkiler?
Bu birlik kurulduğunda İsrail, ya Ortadoğu halklarıyla onların hak ve hukukuna saygı duyarak, onlara entegre olarak yaşamaya devam edecektir, ya da karanlık bir geleceğe mahkûm olacaktır. Ortadoğu Birliği, İsrail’in kendi sınırları içine çekilmesi sonucunu doğuracaktır. ABD’nin ve İsrail’in Filistinlilerin devlet olma haklarını tanımaları, aslında bu sürecin başladığını göstermektedir. Avrupa, Ortadoğu’yu sun’i sınırlarla ayırırken, kendisi bütün farklılıklarına rağmen birlik kurma yoluna gitmiştir.
ASIL SORUN SINIR SENDROMU
Bu projeyi gerçekleştirilebilir buluyor musunuz?
Aslında bu yeni bir durum değil. Biz bunu bölgede 400 yıl tecrübe ettik. Bütün farklılıklar, bu coğrafyada tam 400 yıl huzur ve barış içinde yaşadı. Ne zaman sınırlar çizildi, bölgede sömürü, huzursuzluk, savaş ve Müslüman kanının akması söz konusu oldu. Bu coğrafyanın asıl problemi, sınır sendromlarıdır. Ortadoğu sınır sendromundan kurtulduğu gün, altın çağını yaşayacağı bir döneme girecektir.
Suriye’yi konuşalım isterseniz. Suriye’de Esad niçin devrilmedi hâlâ?
Suriye’de meselenin bu kadar uzaması, etnik ve mezhebî anlamda iç yapısıyla alakalı bir şey. İkinci olarak Suriye bir çok ülke için güç ve anlaşmazlık merkezi. İran, Rusya, Çin bu ülkelerin başlıcaları. Suriye, İran açısında çok hayatî bir ülke. İran’da başlayıp Irak’ta, Suriye’de devam edip Lübnan’a uzanan bir Şii kamçısı var. Bu kırbacı İsrail’e istediği zaman şaklatabiliyor. Eğer Suriye’deki bağlantı koparsa, İran’ın Hizbullah ile olan teması ortadan kalkıyor. Böyle olursa da, İsrail’e üstünlüğünü kaybetmiş olur. İran buna inanıyor. İran ayrıca,
Türkiye’nin Suriye üzerinde etkili bir ülke olmasını istemiyor. Neden?
Eskiden Ortadoğu sokaklarında İran ve Ahmedinecad sempatisi vardı. ‘One minute’dan, Ak Parti’nin son on yıllık iktidarından sonra, Tayyip Erdoğan Ortadoğu’nun kahramanı oldu. Bir anlamda, ‘İran out, Türkiye in’. Ahmedinecad’a son Mısır ziyaretinde ayakkabılı saldırı oldu. Oysa Sayın Başbakanımızı büyük kalabalıklar karşıladı.
SURİYE’YE GÖZLERİMİZİ KAPATAMAYIZ
Türkiye Suriye’de yanlış bir politika mı izliyor?
Kesinlikle yanlış bir politika izlemiyor Türkiye. Bir zalim iktidar kendi halkını bombalıyor. Terörize edilmiş çetelerle köylere baskınlar düzenlenip katlediliyor. Böyle bir durumda, bir zalimin yanında yer alması, yarısı Türk olan Halep’te gerçekleşenleri görmezden gelmek insanî değildir.
ESAD TÜRKİYE’Yİ DİNLESEYDİ KATİL DEĞİL KAHRAMAN OLURDU
Bir dönem Erdoğan ve Esad çok yakındı…
Suriye, dünyaya entegre olmak istediğini söyleyerek Türkiye’ye geldi. Türkiye, Suriye’nin dünyaya entegre olabilmesi için ona çeşitli öneriler ve paketler sundu. Eğer Esad o önerileri kararlılıkla uygulasaydı, bugün halkının katili değil, kahramanı olurdu. Maalesef Baas kalıntısı kesimler reform imkanı tanımadılar. Halkın iradesinden, kendilerinden hesap sorulmasından, zenginliklerinin elden gitmesinden korktular. Bu baskılar karşısında Esad, ya ülkesini terk edip halk mücadelesini destekleyip ülkesine kahraman gibi dönecekti, ya da şimdi yaptıklarını yapacaktı. O tercihini, ikinciden yana yaptı.
TÜRKİYE MAZLUMUN YANINDADIR
Türkiye’nin Suriye politikasında belirleyici olan nedir?
Türkiye bu menfaat değil, hak ve adalet merkezli bir politika izlemektedir. Biz bu süreçte Esad’ı destekleyerek kârlı da çıkabilirdik. Ama Suriye’li çocukların kanı üzerinden menfaat elde etmek, Türkiye’nin tutacağı bir yol değildir. Biz Suriye halkının, mazlumların yanındayız.
Bundan sonra ne olur?
Dünyanın hiçbir yerinde rejim ve sistem değişiklikleri, demokratik dönüşümler bugünden yarına olmaz. Demokrasi kültürünün oturması zaman alacaktır. Suriye, şu an Mısır’ın yaşadığına benzer şeyler yaşayacaktır. Kaldı ki Mısır, Suriye’den daha homojendir. Demokrasinin zamana ihtiyacı var.
TÜRKİYE İSLAM DÜNYASININ ROL MODELİ
Türkiye’ye bu bağlamda düşen nedir?
Türkiye her zaman İslâm coğrafyası için rol model olmuş bir ülkedir. İslâm ülkeleri Türkiye’yi yakından takip eder. 1994 yılını hatırlıyorum. O yıl yapılan seçimlerde Sayın Başbakanımız Recep Tayyip Erdoğan İstanbul’da belediye başkanı olmuştu. O sırada bulunduğum Pakistan’da insanların bu seçimleri takip ettiğine bizzat şahidim. Hatta düzenlenen bir toplantı için ben de davet edildim ve Türkiye’deki çalışmalar hakkında bilgi verdim. Bugüne geldiğimizde, Ortadoğu halkları Türkiye’yi model alıyor. Özellikle de ‘one minute’dan sonra. Pek çok ülkede Adalet ve Kalkınma adıyla partiler kurulduğunu görüyoruz.
Yeni süreçte Türkiye hangi konularda katkıda bulunabilir?
Sahip olduğumuz demokratik değerler ve sivil toplum dinamikleri bakımından tecrübemizi aktarmalıyız. Diktatöryal bir idareden çıkıldığı için bölgede sivil toplum dinamikleri zayıf. Bu boşluğu biz doldurmalıyız; eğer doldurmazsak, Ortadoğu yine Batı dizaynına mâruz kalacaktır.
15-04-2013 Milat Gazetesi
Paylas

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here