Yeni Şafak Gazetesi’nin deneyimli ekonomi yazarı Fahri Sarrafoğlu ilgi odağı haline gelen Güney Asya’yanın ekonomik yükselişini ve Türkiye’nin Güney Asya stratejini GASAM’la konuştu…

Neden Güney Asya , Güney Asya’nın gelecekteki önemi konusunda neler söylenebilir?

2000’li yıllardan bu yana Güney Asya’da Hindistan ve Çin merkezli oluşan ve hızla büyüyen ekonomik ve siyasi bir güç merkezi var. Çin’le birlikte Güney Asya, dünya nüfusunun üçte birini barından ve çok büyük ekonomik potansiyellere sahip bir coğrafya. Hindistan % 8’ler seviyesinde seyreden büyüme hızı, dinamik nüfus yapısı, ucuz iş gücü ve beyin göçünü tersine çevirerek elde ettiği knowhow ile ekonomik anlamda bir cazibe merkezi haline geldi.

Hindistan’ın bu şekilde ilerleyişi bir yandan gelişen ve hızla büyüyen bir ekonomi yaratırken diğer yandan da 1 milyarlık taze, el değmemiş  bir tüketim toplumu oluşturmuş durumda. Hindistan’da bugün itibariyle lüks yaşam süren nüfus sayısı 100 milyon civarında. Bu Türkiye’den daha büyük bir nüfusa tekabül ediyor.

Bölgenin önemli diğer ülkelerinden Bangladeş yatırımcılara çok cazip fırsatlar sunuyor. Sri Lanka’da 60’lı yıllardan bu yana devam eden Tamil sorunu çözülmüş görünüyor. Güvenlik sorununun ortadan kalmasından dolayı Sri Lanka, ilerleyen süreçte Hint Okyanusu’nda önemli bir ticari nokta haline gelecektir.

Doğu yakasında bunlar yaşanırken Batı yakasında ise işlerin yolunda gittiği söylenemez. Bir yanda kanıksanmış bir yoksulluk kültürüyle tasarruf ederek büyüyen ve zenginleşen genç ve dinamik bir doğu varken diğer tarafta üretmediğini tüketmeye başlayan ve her geçen gün daha da yaşlanarak üretme kabiliyetini kaybeden bir batı toplumu var. Tüm bu göstergeler güç ve zenginliğin batıdan doğuya doğru kaydığını gösteriyor. Eğer bölgesel savaş gibi (ki Afganistan’da sayıları her geçen gün daha da artan yabancı güç sayısı bu yöndeki kuşkuları artırıyor) kapsamlı bir müdahale söz konusu olmazsa hep birlikte geleceğin doğudan yükselişini izleyeceğiz.

Güney Asya bu şekilde bir güç merkezi haline gelirken dış politikada eksen genişleten ve küresel güç potansiyellerini hatırlayan Türkiye’nin bu bölgeye gerek siyasi gerekse ekonomik anlamda ilgisiz kalması düşünülemez. Bu noktada Türk iş adamlarına ve hatta sivil toplum örgütlerimize önemli görevler düştüğünü söyleyebiliriz.

Türk işadamının bölgedeki üstünlükleri veya avantajları nelerdir?

Bölge toplumlarının Türk insanına yaklaşımı en büyük avantajı oluşturuyor. Güney Asya’da Türk olmak ayrıcalıklı bir durum. Tarihten gelen bağlarımız nedeniyle Türk toplumu ile bölge toplumları arasında çok derin bir güven bağı oluşmuş. Türk işadamları bölgede rakiplerine oranla 1-0 önde başlıyorlar işe. Pakistan, Bangladeş ve Afganistan için bu böyle. Türkiye’-Pakistan arasında yakın ilişkilere rağmen Hindistan’da Türkiye’ye karşı duyulan bir antipati söz konusu değil. Bilakis Hintli işadamları Türkiye ile iş yapmaya oldukça sıcak bakıyorlar. Bölge ile Türkiye arasındaki ticari girişimlerin önünde yatan en önemli sorun ulaşım sorunuydu. Ancak buna yönelik önemli adımlar atıldı ve atılmaya devam ediliyor. Hindistan’a olan uçak sefer sayıları artırıldı ve Yeni Delhi’den sonra Mubai’ye de direkt uçuşlar başlatıldı.

Bu güven Türk işadamlarının özellikle Batılılar gibi sömürgeci değil, paylaşımcı bir imaj çerçevesinde algılanmasını sağlıyor.

Geçtiğimiz aylarda Pakistan’ın kadim siyasi partilerinden birinin eski dış ilişkiler sorumlusu bir arkadaşım bir düğün vesilesiyle Türkiye’de bulunuyordu. Beni de ziyaret etti ve birkaç gün bir arada olma fırsatı bulduk. Ekonomik işbirliği konusunda gelişen sohbetimizin bir noktasında  enteresan bir örnek verdi. “Bizde (Pakistan’da) biliyorsun zeytinyağı yok ve Pakistan şartlarında oldukça pahalı. Pakistan’a gelen Zeytinyağı İtalya, İspanya ya da Yunanistan’dan. Halbuki Türkiye de Zeytinyağı üreten bir ülke. Bir Pakistan’lı bu ülkeler arasında tercih yapacak olsa Türkiye’de bu zeytinleri, Müslüman ellerin topladığını, Müslüman ellerin rafine işleminden geçirdiğini, Müslüman ellerin paketlediğini düşünerek Türkiye’den gelen ürünü tercih eder.” Şeklinde bir değerlendirme yapınca pazarlama fırsatı ve avantajları bakımından Türkiye’nin rakiplerine oranla ne denli önemli bir avantaja sahip olduğunu anladım. Sanırım bu örnek Türk işadamlarının bölgede sahi oldukları avantajlardan bir kısmını gözler önüne sermesi bakımından oldukça çarpıcı.

Buna ilaveten üzerinde çalışılan ve Pakistan’la Türkiye’yi birbirine bağlayacak demir yolu  projesinin ilerleyen süreçte Türk işadamlarının işlerini daha da kolaylaştıracağını  söyleyebiliriz.  Yine Pekin – İstanbul arasında İpek Yolu’nu canlandırmaya yönelik düşünülen demir yolu hattı da bölgeye olan ilgili oldukça artıracaktır.

Türk hükümeti bölgede daha etkin olmamız için sizce neler yapmalı?

Türkiye’nin bölgede etkinliğini artırabilmesi için atılması gereken acil ve hızlı adımlar var aslında. Ülkemizdeki bürokratik engeller ve bürokratik atalet maalesef sınıf tanımıyor. Bir yanda sayın Cumhurbaşkanı beraberinde 200 civarında işadamı ile Hindistan’a sefer düzenlerken diğer yanda Türkiye ile ticaret yapmak isteyen Hintli işadamı Türkiye vizesi almak için Yeni Delhi Elçiliğimizin kapısında sabah saat 6’dan itibaren uzamaya başlayan kuyruğa girmek zorunda. Gerek elçilikte çalıştırılan Hintlilerin gerek Türk personelin kaprisleri aşılabilirde bir şekilde vize alınabilirse Hintli işadamları Türkiye’ye gelecekler.

Geçen gün otomotive sektöründe hizmet veren bir arkadaşım aradı. Kendisini İngilizce konuşan birinin aradığını ancak dil bilmediği için anlaşamadığını söyleyip benden yardım istedi. Güç bela almış olduğu telefon numarasını aldım ve aradım. Arkadaşımın Arap olduğunu tahmin ettiği yabancı bir Hintli çıktı. GASAM olarak zaten bölge ile Türkiye’nin bağlarını geliştirmek ve Türkiye’nin bölge üzerindeki etkinliğini artırmak istediğimiz için Hintliyi ve arkadaşımı GASAM’da buluşturarak bağlantılarını oluşturduk. Hintli’den Türkiye ile ticaretin seyrini sordum. Önemli sorunlar olduğunu söyleyerek Türkiye’ye 8 kez ziyaret düzenlemiş Hintli bir tüccar olarak vize için halen sabah saat 6’da Delhi elçiliğinin önünde oluşan uzun kuyruğa girmek zorunda kaldığını, Amerika dahil Fransa, Almanya, İngiltere gibi ülkelere de ticari ziyaretler düzenlediğini ancak böyle bir eziyet çekmediğini söyleyince mahçup oldum. Hintli arkadaş bir kereye mahsus sadece ABD vizesi almak için mülakata çağrıldığını diğer Avrupa ülkelerine internet üzerinden başvuru yapılıp sistemli bir şekilde vize hizmeti alırken, Türkiye Büyükelçiliğinde hep güçlüklerle karşılaştığını ve işlemler süresince de kendisini asla iyi hissetmediğini söyledi.

Sadece bu Hintli tüccarın ifadelerine bakarak bu kanıya varmak tabi ki mümkün değil. Ancak kesin olan bir şey var ki o da dış temsilciliklerimizin ne Davutoğlu, ne Erdoğan, ne de Gül hızına erişemedikleri. Ben Pakistan Karaçi üniversitesinde öğrenci iken bir Türk vatandaşı olarak resmi işlemlerde yaşadığım sıkıntıları düşününce Hintli işadamlarını anlamak zor olmuyor.

Bu noktada Türk Hükümetinin sahip olduğu siyasi, ticari, stratejik vizyonları dış temsilciliklerimize giydiremediğini ve paralel bir hızda seyredemediklerini görüyoruz. Bir yandan Cumhurbaşkanı düzeyinde yüzlerce işadamı ile seferler düzenleyeceksiniz diğer taraftan Hintli işadamını vize için sabahın altısında elçiliğinizin kapısında uzamış kuyruğa sokacaksınız. Denizi geçip derede boğulmak diye buna deniyor sanırım.

Bürokratik problemlerin yanı sıra Türk Hükümetinin bölge halklarının kaynaşmasına ve buluşmasına yönelik projeler geliştirmeleri ve bu projeler üzerinde çalışan sivil toplum örgütlerini desteklemelidir. Sonuçta siz yukarda ne denli etkin ticari mevzuat hazırlarsanız hazırlayın tabanda halkları sosyal, kültürel, sanatsal alanlarda buluşturamadığınız zaman hedeflerinize tam anlamıyla ulaşamazsınız.

İş dünyasına düşen görevler nelerdir?

İş dünyasına bu süreçte çok önemli görevler düşüyor tabiî ki. Her şeyden önce ticarette esas olan para değil tesis edilmiş güvendir. Eğer güven tesis etmiş iseniz paranız olmasa da ticaret yapabilirsiniz. Bu açıdan bakıldığın Türk işadamlarının avantajlı olduğunu görüyoruz. Az önce de belirttiğim üzere bölge halklarının Türklere güven duygusuyla yaklaşıyorlar. Bu güvenin muhafazası ve daha güçlendirilmesi çok önemli.

Bu noktaya paralel olarak işadamlarına önereceğimiz diğer önemli bir nokta ise kendilerine misyon üstlenmeleri yönünde olacak. Bu nokta gerçekten çok önemli. Bölgede yürüttüğümüz ticari faaliyetlerimize mutlaka ruh üflemeliyiz. Güney Asya’ya ruhumuzu da alıp  götürmeliyiz. 1600’lü yıllarda İngiliz, Portekiz, Fransız ve Hollandalıların yaptığı gibi sadece sömürmek için değil, kazanmak, kazandırmak ve iyilik için gitmeliyiz ve bunun için orada olduğumuzu da hissettirmeliyiz. Bölgeden aldığımız her işin yanına küçük büyük fark etmez mutlaka bir sosyal sorumluk çalışması eklemeliyiz. Bölge halkı Türk insanını bölgenin sosyal problemlerinin çözümünde de yanında görmeli. Zor günlerinde de bölge halkının yanında olduğumuzu gösterip acılarını ve sevinçlerini paylaştığımız hissettirmeliyiz. Kara gün dostu olduğumuzu anlamalılar. Bizim genlerimizde zaten var olan hassalar bunlar.

Bu noktada verebileceğim çok çarpıcı bir örnek var aslında. Bir işadamımız Bangladeş’te geçtiğimiz yıllarda bir halı fabrikası açtı. Onlarca Bengali kadın ve erkeğe iş fırsatı sundu. Bir süre sonra Fabrika  Bengali mafyası tarafından rahatsız edilmeye başlanıyor ve haraç isteniyor. İşadamı arkadaşımız bakıyor olacak gibi değil mafya takımını fabrikada toplayarak bir toplantı tertip ediyor ve; “Bakın arkadaşlar ben binlerce kilometre uzaktan risk alıp geldim ülkenizde halı fabrikası kurdum. Kiminizin anası, kiminizin kardeşi bacısı için iş fırsatı sundum ve inanlarınız hayatlarını kazanıyorlar. Bu şekilde devam edecek olursanız fabrikayı kapatıp ülkeme dönmeyi düşünüyorum. Size son bir teklif. Ya buyurun sizi de işe alayım hep birlikte çalışıp üretelim, anlımızın teriyle kazanalım. Ya da vedalaşalım” şeklinde bir konuşma yapıyor. Bu konuşmanın ardından sessizce dağılan bölgenin mafya üyeleri halı fabrikasında tek tek işe başlamışlar. Bu inanılmaz bir misyon örneği. Tam bir sosyal rehabilitasyon.

Bölgeye giden ya da bölge ile iş yapan işadamlarımızın bu nüansı kaçırmamaları ve atalarımızdan miras bu misyonları üstlenmeleri gerekiyor. Aldığımız bir ihale ya da iş süresince iş yapacağımız yerin sosyal dokusunu gözden geçirerek tespit ettiğimiz en elzem en acil sorunun çözümünde  pay sabi olmalıyız.  Bu çocuklarla, yaşlılarla, kadınlarla ilgili sosyal, kültürel, eğitim gibi alanlarda projeler olabilir. Bir hayır çalışması olabilir. Özetle o coğrafyalarda sadece almak için değil vermek ve paylaşmak için de orada olduğumuz bu şekilde hissettirmeliyiz. Biz zaten buyuz.

Özellikle hangi sektörlere dönük yatırım daha cazip görünüyor?

Güney Asya’nın yatırım ve iş fırsatları bakımından balta girmemiş bir orman, kazma vurulmamış, bakir ve mümbit bir coğrafya niteliğinde olduğunu söyleyebiliriz.

Bölge nerdeyse tamamen ciddi altyapı yatırımlarına ihtiyaç duyuyor. Bölgenin önemli kentlerinde kanalizasyon başta olmak üzere, yol, köprü, sulama, sel önleme çalışmalarına ihtiyaç duyuluyor. Şehirler arası yollar, liman çalışmalarını da buna ekleyebiliriz.

Diğer önemli bir yatırım alanı ise enerji sektörü. Bundan birkaç sene öncesine kadar Hindistan özellikle likit enerjinin nakil yöntemleri ve yine doğal gaz dağıtım sistemleri ve ürünleri konusunda Türkiye ile işbirliği arayışı içerisindeydi. Bizzat GASAM’a bu yönde başvurular vardı. Enerji transferi konusunda da yine altyapı çalışmaları önemli bir yatırım alanını oluşturuyor. Hali hazırda Hindistan’da enerji hattı döşeyen Türk firmaları var.

Turizm sektörü bölge ile önemli bir iş alanı potansiyeli içeriyor. Bölge’nin gelişen orta sınıfı ve özellikle Hindistan’da 100 milyonluk dev bir kitle Turizmcilerimizin hitap etmesi gereken bir kitle.  Pakistan’da okuduğum yıllarda bir nokta çok ilgimi çekmişti. Pakistan’da düşük gelir düzeyindeki aileler kendi içlerinde uzun vadeli küçük tasarruflarla bütçeler oluşturarak ziyaret etmek için kendilerine hedef bir ülke seçiyorlardı. Aile fertlerinin her biri  kendi  harçlığından, bütçesinden biriktirerek yaşamlarında bir kez de olsa bu hayallerini gerçekleştirmiş oluyorlardı. Bölge insanının böyle de bir geleneği ve temayülü var. Hindistan’dan Türkiye’^ye giriş yapan Hintli sayısı 2007 yılında 25 bin civarında iken 2008-2009 yıllarında 50 bin rakamlarına yaklaşmış bulunuyor.

Tekstil, dericilik, değerli taş, bitkisel ilaç bölgeye ilişkin diğer zengin ticari kaynakları  oluşturuyor.

Bölge’de Bangladeş, yatırımcılara önemli fırsatlar sunuyor.  Bangladeş’te üretilen malların Avrupa Birliği ülkeleri, Kanada, Avustralya, Norveç gibi pek çok gelişmiş ülkeye gümrüksüz ve kotasız girişi, yabancı yatırımcıya teşvik ve vergi muafiyeti, ucuz enerji fiyatları, yabancı yatırımcının kazanmış olduğu parayı her an ülke dışına transfer edebilmesi,  yabancı dil olarak İngilizcenin kullanılması yatırımcılar için önemli avantajlar.

07.03.2010
Yeni Şafak

Paylas

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here