“Savaş”, “kaos”, “komplo”, “kan” ve “göz yaşı” gibi kelimeler yerine içimizi rahatlatacak daha hoş kelimelerin ve cümlelerin kurulduğu bir ortamı sanırım hepimiz çok arzuluyoruz. Biz de öyle yaptık sadece barışın konuşulduğu uluslararası bir sempozyum düzenledik. İstanbul’da düzenlediğimiz bu etkinlikte politika değil barışı konuştuk. Gerçek barışa ve barış diline ülkemizin ve dünyanın ihtiyacı var.

Gönül coğrafyamızın iki kardeş ve dost ülkesi olan Pakistan ile Kosova’dan gelen misafirlerimizle barışı, kendi bölgelerimizde ve dünya genelindeki son gelişmeleri ele alarak insanlığın selameti ve geleceğinin barışta olduğu fikrinde mutabık kaldık. Her iki kardeş ülkenin bulunduğu bölgedeki sorunlar hem de ülkemizin etrafındaki ülkelerin birer ateş çemberi olduğu göz önüne alınarak barışın kaçınılmaz olduğunu vurguladık.

Hem küresel barışı konuşmak hem de kardeş ve dost Kosova Milli Günü’nü anmak istedik. Bu amaçla Pakistan merkezli bir düşünce kuruluşu olan Lahor Barış Araştırmaları Merkezi (LCPR) ile yönetiminde bulunduğum Güney Asya Araştırmaları Merkezinin (GASAM) ortaklaşa düzenlediğimiz uluslararası “Barış Yolu Sempozyumu” bölge ve dünya barışına katkı sunacağını umarak sesimizi İstanbul’dan duyurmak istedik. Çatışmaların ve kavgalarının özellikle İslam coğrafyasındaki kargaşanın son bulması için çağrı yaptık.

Kosova, Pakistan ve ülkemiz her ne kadar birbiriyle fiziki sınırlarla bağlı olmasa da gönül birlikteliği belirlenmiş sınırları aşarak ortak dil ve ayni mefkûre etrafında bulunmamıza engel değildir. Pakistan ile binlerce yıl önce Orta Asya’dan başlattığımız Büyük Göç zamanda tanıştık. Daha sonraki zamanlarda ise Hint yarımadasında kurmuş olduğumuz yönetimlerle dostluğumuz ve akrabalığımız daha arttı. Bu tarihi ve kültürel bağlar şimdiki mevcut devletlerde ve halklarda tüm canlılığını yaşıyor. Bizde bu fayları harekete geçirerek dostluklarımızın pekişmesine katkı sağlamaya çalışıyoruz.

Kosova çok zor şartlarda bağımsızlığını kazandı

Dost ve kardeş Kosova ile yaklaşık 6 asırdan beri et ve tırnak gibi olduğumuz bir gerçektir. Fatih Sultan Mehmed Han hazretleri İstanbul’u fethetmeden önce Kosova ile akrabalığımız 1389 yılındaki “Kosova Savaşı” ile başladı. Arnavut asıllı kardeşlerimizle hem dinde hem de coğrafyada kader birlikteliği yaptık. Bu birlik 1912 yılına kadar Sırp çetnik çapulcularının Osmanlıya türlü tuzaklar kurana ve ordumuzun Balkanlardan çekilmesiyle kısmen ayrıldı. Bizim istiklal savaşımızdan sonra rejim ve anlayış değişikliği, ikinci dünya savaşından sonra bölgenin faşist, akabinde Sosyalist diktatörlerin işgal etmesiyle fiili ilişkilerde ciddi kopukluklar oldu.

Bölgedeki zulümden kaçarak ülkemize gelen on binlerce Arnavut kardeşimiz eskiden olduğu gibi toplumumuza renk kattı. Berlin Duvarının yıkılmasıyla Sosyalist blokun çattırmasıyla Yugoslavya dağıldı. Ancak Bosna – Hersek ve Kosova gibi Müslüman eyaletlerin birlikten ayrılması kanlı oldu. Değişik mezhepte olsalar bile Hristiyanların ayrılmasına alkış tutan Sırplar ve Batı toplumu ayni müsamahayı Müslümanlar için gösterme cesaretinde bulunamadı.

Bölgedeki değişen şartlara 1980 yılında Kosovalı kardeşlerimiz de kendi yönlerini tayın etmek istemelerine karşı ırkçı ve tescilli katil olan zamanın Sırp yöneticisi Slobodan Miloşeviç Arnavut kardeşlerimize karşı gerçek anlamda bir soykırımda bulundu. Ancak bağımsız olmakta kararlı olan Kosova halkını ne aşırı ırkçı Sırplar ne de batinin haçlı ordularının gizli odakları durduramadı. Canını dişine takarak Kosova halkı dünyanın en güçlü ordularından birine kafa tuttu.

1989 yılında kanlı olaylar yaşandı. Sırplar her zaman olduğu gibi masumları, çocukları, kadınları ve yerleşim birimlerini hunharca yok etmeye başladı. Dünyanın gözü önünde Orta Balkanlarda Sırplar resmen Müslümanları katletmeye başlayınca çaresizce Kosovalılar 1991’de bağımsızlığını ilan etti.

FETÖ’cü hainler Kosova ile aramızı açamadı

Binlerce kardeşimiz özgürlük ve hürriyet uğruna şehit oldu. Bu kanlı savaşta en az 6 bin kişi hala kayıptır. Bunların bir mezarı bile yok Daha önce Bosna-Hersek’te ayni Sırp çetnikleri Müslümanları toplu olarak katledip, naaşlarını yakmıştı. Ayni vahşeti Kosovalı direnişçiler için de yapmış olabileceğinin düşünüyoruz.

Türkiye’nin de öncülüğünü yaptığı NATO güçleri devreye girdi. 1999 yılında Sırplara karşı hava operasyonuna başladı. Aradan 3 ay geçtikten, özellikle başkent Belgrad bombalandıktan sonra ırkçı Sırplar tüm şartları kabul ederek askerlerini bölgeden çekti. Bu olaydan sonra Birleşmiş Milletler 1244 numaralı kararıyla Kosova’nın durumunu belirlemek üzere bölgeyi BM Kosova Geçici Yönetimi Misyonuna devretti.

Bağımsız devlet olabilmesi için Kosova 2005 yılında BM’de çalışma başlattı. Ülkemiz daha başından sonuna kadar hep Kosova’nın yanında durdu. Diplomatlarımız her platformda Kosova’nın sözcülüğünü yaptı. 17 Şubat 2008 tarihinde ise Kosova tam bağımsızlığını ilan etti. Kosova’yı ilk tanıyan ülke Türkiye oldu. Bundan tam 10 yıl önce İslam ülkelerinin en küçük ve en yeni devleti oluştu.

Ülkenin kalkınmasında elinden geldiğince katkı sunmaya çalışan ülkemiz TİKA ve diğer kurumlarıyla ülkedeki yapılması gereken alt yapı ve tarihi eserlerin restorasyonu yapıyor. Her alanda ilişkilerin en üst düzeyde olduğu bir anda ortaya çıkan ABD ve emperyalistlerin maşası olan FETÖ haşhaşıleri aramızı açmak için ellerinden geleni yaptı. Kosova’da okullar açarak her yerde olduğu gibi ABD ve Siyonist çıkarlara hizmet edecek mankurtlar yetiştirdi. Şimdi onlar kendince bu tarihi bağları koparmak ve araya husumet oluşturmaya çalışıyor.

GASAM ile LCPR’ın barışa olan katkısı

Ülkemizin İstihbarat güçleri Kosovalı yetkililerle ortaklaşa bir operasyonla FETÖ’cü vatan hainlerinin yakalanıp ülkemize getirilmesine Kosova’nın başbakanı sert tepki gösterince ülkemizin yakın gelecekteki devlet başkanı Recep Tayyip Erdoğan gerekli cevabı vererek iki ülke arasında istenmeyen tatsızlık oluştu. Bu olay olmadan önce biz GASAM olarak Pakistanlı kardeş kuruluş LCPR ile bu sempozyumu yapmaya karar vermiştik. Daha sonra bu sürtüşme meydana gelince hiç tereddüt etmeden programımızı iptal etmedik. Çünkü iki halkın ve devletin arasını birkaç çapulcunun açacağına hiç ihtimal vermedik.

Nitekim öyle de oldu. Gerçekleştirdiğimiz sempozyuma Kosova’dan en üst düzeyde katılım oldu. Biz bir bakan beklerken iki bakan ve bir bakan yardımcısı birden katıldı. Kosova Ekonomi Bakanı Sayın Valdrin Lluka ile Enerji ve Çevre bakanı bayan Albena Restihaj ve Dışişleri bakan yardımcısı katıldı. Kosova’nın Ankara Büyükelçisi olan Sayın Avni Spahiu ve elçilikte çalışan diğer diplomatlarla üst düze katılım sağladı.

Kendi çapında mütevazi olan düşünce kuruluşumuz üzerine düşeni yaptı ve ilişkilerin bozulduğu izlenimi verilmeye çalışan bir ortamda Kosova devletinin ve hükümetinin ülkemize karşı asla bir komplonun içinde olmadığını ve aramızın açılmadığını göstermesi bakımından önemli olduğunu belirtmek istiyorum.

Sempozyumun moderatörlüğünü yaptığım ilk oturumda eski Pakistan Maliye Bakanı sayın Dr. Salman Shah, Pakistan NUST, Sosyal Bilimler ve Beşeri Bilimler Dekanı sayın Dr. Ashfaque H. Khan, İstanbul Aydın Üniversitesi Ekonomi bölüm başkanı sayın Prof. Dr. Sedat A. Aybar, eski Başbakan Başdanışmanı sayın Dr. Ömer Faruk Korkmaz ve BESADER Y.K. Başkanı Sayın Yunus Torpil birer konuşma yaptılar. Her biri kendi alanında önemli konulara değindi. Barışın sadece ekonomi alanında değil hayatı kapsayan tüm alanda olması gerektiği üzerinde duruldu.

Dünya Türkiye’nin seçimden barışın çıkmasını bekliyor

Sürdürülebilir kalkınma olmadan gerçek anlamda barışın olmayacağı, kalkınma ile birlikte barışın da sağlanacağı belirtildi. Tüm dünyada askeri harcamaların milyarlarca dolar olduğu,  barış için sadece halkların ve bazı STK’ların çaba gösterdiği bir gerçek olduğu ve adaletin olmadığı yerde barıştan söz edilemeyeceği vurgulandı.

Dünya barışın ilk önce Habil ile Kabil arasındaki çekişmede bozulduğu hatırlatılan sempozyumdaki konuşmacılar İslam dünyasında yaşanan olumsuz ve hoş olmayan çekişmelerin bir an önce son bulması istendi. Sadece Müslümanların değil bütün insanlığın birbiriyle iletişim içinde olmasını ve dünya barışı için herkesin üzerine düşenin yapması gerektiği bir kez daha hatırlatıldı.

Sempozyumun ikinci oturumun moderatörlüğünü yapan LCPR başkanı ve eski Büyükelçi Sayın Shamshad Ahmed Khan ile birlikte TASAM Başkan yardımcısı eski Büyükelçi Murat Bilhan, Eski BM Türkiye Mukim Temsilcisi Shahid Najam, Sebahattin Zaim Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Balkan Bilimleri bölüm öğretim görevlisi Dr. Mawludin Ibish ile Pakistan’ın İstanbul Başkonsolosu sayın Bilal Khan Pasha da birer sunum yaptı.

Pakistan’ın Ankara Büyükelçisi sayın M. Syrus Sajjad Qazi, yaptığı konuşmada Pakistan, Türkiye ve Kosova’nın birer bağımsız ve kardeş ülke olduklarının ve böyle bir ortamda İstanbul’da bu sempozyumun yapıldığının önemini vurguladı. Her üç devletten de bürokrat ve önemli STK’ların katılmasıyla gerçekten verimli ve istenilen bir atmosfer oluştu.

Bu coğrafyada yaşadığımızdan ve dinimizin gösterdiği istikametten dolayı barış diline en çok bizim kullanmamız gerekir. Çünkü dinimizin kendisi barıştır. Hoş görü ve barış fikirleriyle yoğrulan insanımızın girmiş olduğu başkanlık ve parlamento seçim atmosferinin hayırlara vesile olmasını, tüm dünyanın sayın Erdoğan’dan ve milletimizden oldukça fazla beklentisinin olduğunu bir kez daha ifade etmek istiyorum. Barışın ve kaosun seçiminde barışın kazanmasını niyaz ediyorum.

Paylas

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here