Arkeologlar tarafından yeni keşfedilen bir medeniyetin kalıntıları üzerinde yürütülen titiz çalışmaları belgesel ekranlarından izlemek bile heyecan vericidir. Kaldı ki, bir arkeolog için hassas ve ürkek fırça dokunuşlarıyla asırlar öncesine uzanıp, kadim bir medeniyeti gün yüzüne çıkarmak tarifsiz bir heyecan olsa gerek. Bu açıdan bakıldığında yeni öğrendiğim tarihi her bilgi, keşfettiğim yeni bir kıta ya da kaybolmuş bir medeniyete asırlar sonra ilk dokunuş gibi gelir bana. Zaman ve tarih arasında süren amansız mücadelenin sonuçları asırlar ötesine kimi zaman hüzünlü bir hikaye, kimi zaman bir keşif, kimi zaman da acı bir yüzleşme olarak yansıyabiliyor.

6 asırlık mümbit ve mağrur bir İmparatorluğun genlerini taşıyan biri olarak, atalarımla buluşmak istediğimde aramızda kopuk ve kayıp bir asırla karşılaşmışımdır hep. Bu, yurdunuza dönmek ve sevdiklerinizle buluşmak için geçmeniz gereken, ancak geri döndüğünüzde halatları kopmuş ve çökmüş bir asma köprü ile karşılaşmak gibi bir şey. Aranızda ne ötesini ne de berisini görebildiğiniz derin ve sisli bir uçurum. Böyle bir durumda içinizi kaplayan yalnızlık ve çaresizlik hissine mahkum kalıyorsunuz.  İnsanoğlunun tarihiyle olan bağları yaşamsal fonksiyonlarımızı sağlayan ve bedenlerimizi saran damarlar kadar elzem. Geçmişimize doğru zihinsel bir sefer başlattığımızda belli bir noktadan sonraya gidememek ve sisli bir dünya ile karşılaşmak, geleceğimize dair sağlıklı bir kişilik kazanmamızı engelliyor. Ancak, aradan geçen birkaç asır sonra tahmin etmediğiniz uzak bir coğrafyada, atalarınıza ait hayal bile edemeyeceğiniz bir değerle karşılaşmak, tarih öncesinden size bırakılan müstesna bir mesajla buluşmak gibi geliyor. Meçhul bir şifreyi çözerek sırra mazhar oluyor ve kendinizi adeta yeniden keşfediyorsunuz…

İrlanda, zihinsel coğrafyamızın uzak limanlarında İngiltere’nin ötesinde, Atlantik Okyanusunda bir ada ülkesi. İrlandalılar, Kıta Avrupa’nın kuzeylerinde yaşayan bir halk olmasına rağmen Akdeniz insanının sıcaklığını hissettiren, gururlu ve Katolik olmaları hasebiyle de oldukça muhafazakar bir millet.  Bundan birkaç ay kadar önce, üç günlük bir konferans için kendimi İrlanda kıyılarında Dublin’de buldum biranda. Çok sevdiğim yağmur ve İrlanda’nın yemyeşil doğası dışında beni Atlantik kıyılarına çeken mistik bir tılsım daha vardı sanki. Bulunduğum süreyi azami ölçüde iyi kullanmak ve kültürel, siyasi, coğrafi dağarcığımı zenginleştirmek adına internet üzerinde İrlanda’yı araştırırken Dublin’e 50 km. uzaklıkta Drogheda adında küçük bir liman kenti ile karşılaştım. Bu kentin ambleminde yer alan  hilal ve yıldız dikkatimi çekince bir arkeolog hissiyatı ve heyecanı ile elimdeki fırçayı Drogheda üzerinde gezdirmeye başladım. Dokundurduğum her hassas fırça darbesi ile uçuşan toz yığınları arasından belirmeye başlayan manzara, bir “yeni ay” gecesinin en karanlık anından sonra, içimi aydınlatan ve ısıtan güneş gibiydi…

Yıl 1845. İrlanda ve İrlandalılar hemen yanı başlarındaki sömürge imparatorluğu İngiltere’nin acımasız istismarı altında sömürülmekte ve ezilmektedir. İktisadi ve beşeri hayat, birçoğunun mülkiyeti İngilizlere ait olan tarlalarda üretilen patateslerle kaimdir. Ne var ki, Amerika’da baş gösteren ve Atlantik Okyanusu’nu aşarak İrlanda kıyılarını da etkisi altına alan bir mantar hastalığı (Phytophtera Infestans) patates tarlalarındaki ürünlerin %30’unu telef eder. Sıkıntıya düşen İrlandalılar bir sonraki yıl hastalığın etkisini kaybedip sona ereceğini beklerken, 1846 yılında patates tarlalarının %80’ni yok olur ve açlık baş göstermeye başlar. İrlanda dilinde “Gorta Mor” yani “Büyük Açlık” şeklinde tabir edilen bu zor dönemde 1 milyon İrlandalı yaşamını yitirirken, 2 milyon İrlandalı mülteci durumuna düşer. Osmanlı’nın da her taraftan saldırıya uğradığı, hasta adam şeklinde tabir edildiği, borç içerisinde geçen zor yıllarıdır. Ancak, İrlanda’daki bu dramı ve vahameti haber alan cennet mekan Sultan Abdülmecid Han İrlanda’ya 10 Bin Pound (Bugünün rakamlarıyla yaklaşık 16 milyon dolar) yardım yapma kararı alır. Ne var ki, bu girişimi haber alan İngiliz Kraliçesi, hemen yanı başlarında ve bir sömürgeleri olduğu halde kendileri sadece 2000 Pound yardım yaparken, Osmanlının bu yardımı yapamayacağını beyan eder ve sadece 1000 Pound tutarında bir yardıma izin verir. Sultan Abdülmecid diplomatik zekasıyla bu durumu kabul eder görünür ve 1000 Poundluk yardımı yapar.
Ancak, ağzına kadar gıda dolu 5 yelkenli gemiyi de gizlice yola çıkarır. Dublin limanlarına yaklaşan Osmanlı yelkenlileri, İngilizler tarafından haber alınınca limana yanaşmalarına izin verilmez. Bunun üzerine 5 yelkenli bir yolunu bulup Dublin’in 50 km uzağında küçük ve şirin bir liman kenti olan Drogheda’ya yanaşır ve tamamen gıdadan oluşan yüklerini buradaki limana boşaltırlar. Bu kadirşinaslık karşısında İrlanda’nın soyluları, asilzadeleri Sultan Abdülmecit Han’a hitaben 1849 yılında övgülerle dolu, çeşitli figürlerle süslenmiş bir şükran mektubu kaleme alır ve arzederler. O tarihten bugüne Drogheda kentinin amblemini hilal ve yıldız süslemektedir. Bununla da kalmayan İrlandalılar, 1949 yılında kurdukları ve bugün İrlanda 1. Liginde “Drogheda United” adıyla mücadele eden futbol takımının amblemini de hilal ve yıldızdan oluştururlar.

Atalarımın Atlantik kıyılarında, taa! İrlanda’da bulduğum bu izi, Türkiye’yi sözüm ona “Bölgesel güç olma yolunda ilerleyen bir ülke” şeklinde tanımlayanlar için ne anlama gelir acaba? Bande Aceh ve  Drogheda arasında Türkiye’yi hangi bölgeye sığdırabilirsiniz ki?
Konferansın 2. gününde toplantılara beraber katıldığımız İstanbul Milletvekilimiz ve yakın dostum Lokman Ayva beyle birlikte Drogheda’nın yolunu tuttuk.  Drogheda sokaklarında yürürken kendimi çok sevdiğim ve yıllar sonra görme fırsatı bulduğum bir dostumla bulaşacakmış gibi heyecanlı hissettim. İlk olarak İrlanda’ya yardım götüren leventlerin 5 gün süreyle misafir edildikleri otele gittik. Otel’in caddeye bakan cephesine “1847’de yaşanan “Büyük Açlık” sırasında Türk Halkı tarafından İrlanda Halkına gösterilen büyük cömertliğin anısına” ifadesinin yer aldığı büyük bir şükran plaketi konulmuş. Plaketi koyan Drogheda eski Belediye Başkanı Sayın William Frank’e ulaşarak kendisiyle görüşmek istediğimizi belirttiğimizde büyük bir kibarlık göstererek bu ricamızı kabul etti. Buluşacağımız Otel’e yerel basınla gelen William Frank, bizlere bir Türk misafirperverliği kadar  sıcak olan İrlanda ev sahipliğini gösterdi. Resmi ve soğuk bir belediye başkanı duruşundan öte kadim bir dost sıcaklığıyla konuşan Frank, İrlanda’nın açlık yıllarında gerçekleşen bu yardımın Türkiye ve İrlanda arasında bir köprü olabileceğini ve bu noktadan hareketle iki ülke arasında, kültürel, ekonomik, turistik, siyasi birçok projenin hayata geçirilebileceğini dile getirdi. Türk hükümetinin bir temsilcisi olarak Lokman Ayva Bey de aynı temennilerde bulunarak bu yönde başlatılacak çalışmaların ilk adımı olarak Başbakan Erdoğan’a sunmak üzere hilal ve yıldız logolu Drogheda United takımının formalarından almak istediğini söyledi. Vaktimizin sınırlı olmasından dolayı sayın William Frank’ten  formaları bir şekilde bize ulaştırma sözü alarak Dublin’e döndük. Ayrılmadan önce yerel basın mensupları Lokman bey ve Willam Frank’in ellerini gözlerinin üstüne koyarak İrlanda Denizi’nin ufuklarında Osmanlı Yelkenlilerini ararmış gibi bakmalarını istediler ve bu şekilde fotoğraflar aldılar. Aynı gece saat 23.00  sıralarında her gittiğim kıtanın en ücra köşelerinde bile atalarımın onur verici hatıraları ile karşılaşmanın hüzünlü sevincini yaşarken bir yandan da penceremden denizi ve dışarıda bardaktan boşanırcasına yağan yağmuru izliyordum. Oda telefonun çaldığını fark edip ahizeyi kaldırdığımda telefonun diğer ucunda Frank’in mütevazı sesini duydum. Sanki yıllardır konuştuğum bir sesmiş gibi hemen tanıdım. Otelin lobisinde formalarla birlikte bizi beklediğini söyleyince inanamadım. Dışarıdaki yağmura aldırmadan o saatte bayan arkadaşını da yanına alarak 50 km uzaktan bize o formaları yetiştirmişti.

Türkiye’nin yoğun siyasi gündemi Drogheda United formasını Başbakan Erdoğan’a giydirmek için şuana kadar maalesef fırsat tanımadı. Lokman bey formayı Başbakan’a İrlanda’nın Ankara Büyükelçisi eliyle sunarak bu yönde iki ülke arasında bir duyarlılık yaratmaya çalışıyor. Mesela “Büyük Açlık” trajedisinin her yıl dönümünde sembolik olarak tayfalarıyla birlikte dönemin şartlarına göre dizayn edilmiş bir yelkenli İstanbul’dan Dublin’e uğurlanabilir. Dublin yakasında ise bu gemiyi karşılayacak etkinlikler, şenlikler düzenlenerek bu trajedi iki ülkenin “kadim” dostluğunu her alanda “daim” bir dostluğa dönüştürebilir.

Drogheda, yeryüzünde adaletle hükmedip huzuru ve barışı yaymaya çalışan, zalimin karşısında mazlumun yanında yer alan 6 asırlık bir doğu medeniyetinin  ardından Türkiye’nin ve Türk toplumunun nasıl bir zihinsel zafiyete uğratıldığının somut bir göstergesidir. Tarihin her döneminde küresel güç potansiyellerini bünyesinde barındırmış, İslamla bütünleştikten sonra yeryüzünün her bir noktasında kendini his ve kabul ettirmiş Türk toplumunun genlerindeki bu şifreyi çözen Batı medeniyeti, DNA’ları ile oynayarak son asırda kendi kendine yabancı bir Türk toplumu yaratmaya çalışmıştır. Küresel sömürülerinin selameti için Türkiye’nin küresel güç genlerinin felç edilmesi gerekiyordu ve bu operasyonu yaptılar. Ne var ki Türkiye, 100 yıl süren bitkisel hayattan uyanmaya başlamıştır.

Türkiye tarihçilerini devreye sokarak Drogheda gibi üzeri tarihin tozlu yıllarıyla örtülmüş bu kültür noktalarımızı tek tek gün yüzüne çıkarmalıdır. Dünyanın dört bir yanına dağılmış bu ata yadigari kentler, küresel bir güç olan Türkiye’nin yeryüzüne dağılmış “Kültür Üsleri” niteliğindedir. Bande Aceh gibi, Kabil, Seul, Hartum,  Saraybosna ve Drogheda gibi daha nice ata yadigari medeniyet üslerimiz, Türkiye’nin ABD’den daha kadim ve daha güçlü bir küresel güç olduğunun somut kanıtlarıdır. ABD ve Batı yok etmek için dünyanın çeşitli noktalarında bombalarla dolu şer üsleri kurarken atarlımızın yaşatmak için kurmuş oldukları kültür üslerini tek tek açığa çıkarmalıyız. Yeryüzündeki asıl gücün askeri ve nükleer güç olmadığını sevgi ve insanlık gücü olduğunu ortaya koyarak batı medeniyeti ile doğu medeniyeti arasında güç anlayışını ve farkını ortaya koyabilmeliyiz.

Ali ŞAHİN
16.01.2010

Paylas
GASAM

GÜNEY ASYA STRATEJİK ARAŞTIRMALAR MERKEZİ

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here