Ufuk Çoşkun – Milat Gazetesi

Dünya üzerinde yaklaşık 6,618 düşünce kuruluşu/think-thank bulunmaktadır. Rekor 1815 ile Amerika’da. Çin’de 425, İngiltere’de 286, Hindistan’da 292 ve Almanya’da ise 194 düşünce kuruluşu bulunuyor. En fazla düşünce kuruluşunun bulunduğu şehir ise 394 ile Washington D.C.

Türkiye ise 2014 verilerine göre Nijerya (38) Kenya’da (42) Romanya (53) Ukrayna (45) Şili ve Filistin’in de gerisinde kaldı. Örneğin Türkiye’de 31 düşünce kuruluşu bulunurken Filistin’de bu sayı 44.  Aslında Türkiye’de kâğıt üzerinde 50’ye yakın düşünce kuruluşu var ancak fiiliyatta bu sayı yok denilecek kadar az. Uluslararası çapta bir düşünce kuruluşumuz var mı derseniz, maalesef yok.

Uluslararası ilişkiler ve güvenlik konularında öne çıkan think-thank kuruluşları; İngilizChatham House (yıllık bütçe 12,4 Milyon Dolar) Washington merkezli Brookings Institution (yıllık bütçe 60.7 Milyon Dolar) Council on Foreign Relations ve 1910 yılında Pittsburghlu çelik baronu Andrew Carnegie tarafından kurulan Carnegie Endowment for International Peace.

Bize anlatılanlara göre bu tür büyük düşünce kuruluşları siyasi partiler, hükümetler ve baskı gruplarından ayrı bir hukuki kimliği olan bağımsız kuruluşlardır. Faaliyet alanları; kamuoyuna görüş bildirme, siyasi tartışmalara ve hükümetlere yön verme, politikacıları bilinçlendirme, eğitim, sanat, enerji, sağlık, terörizm, nüfus, güvenlik vs alanlarda çalışmalar yaparak dünyada barışın, insan haklarının ve ekonomik özgürlüklerinin gelişmesine katkı sunmak.

Bilhassa ABD, İngiltere ve Almanya için söylemek gerekirse evet, bu tür kuruluşlar kendi ülkelerinin menfaatleri doğrultusunda stratejiler geliştiriyor, yönetim kademelerine nüfuz ediyor en önemlisi de her biri birer algı makinası gibi çalışıyor. Think-thank kuruluşlarının geçmişi 19.yüzyıla kadar gidiyor.

Türkiye maalesef bu alanda da bir hayli geç kaldı. D-8 Teşkilatı’nın kuruluş hazırlıklarında aktif rol oynamış olan ESAM’ı saymazsak bugüne kadar dişe dokunur bir faaliyetleri olmadı. Oysa bugün küresel baronların finansmanını sağladığı, Rockefeller, Rothschild gibi ailelerin kuruluşunda ve sürekliliğinde aktif rol oynadığı, büyük şirketlerin ciddi maddi kaynaklar aktardığı düşünce kuruluşlarının hâkimiyeti söz konusu. Bu kuruluşların temel vazifesi ise Bush’un 1991 yılında tam 43 kez ifade ettiği Yeni Dünya Düzeni projesine hizmet etmektir.

Örneğin 1920’de kurulan Kraliyet Uluslararası İlişkiler Enstitüsü olarak da bilinen Chatham House’in bizlere gösterilen kısmı düşünce ve strateji üreten özerk bir merkez olmasıdır. Ancak arka planda tamamen gizlilik prensiplerine uygun bir şekilde Yeni Dünya Düzeni projesine hizmet etmektedir.

Bu CFR için de geçerli. Bugün dünyanın en etkili kuruluşlarından biri olarak gösterilen CFR de “manifest destiny” temelinde ABD’nin dış politikasını yön veriyor. J.P Morgan& Co, Carnegie Vakfı, Rockefeller ve diğer küresel tefeciler tarafından ciddi destek alıyor. 37 daimî üyesi bulunmakta. Bugün ABD’nin gerçekte “Dış İşleri Bakanlığı” işte bu kurumdur. ABD’nin altı başbakanına danışmanlık yapmış CFR’nin eski başkanlarından J. Mcloy “Yeni bir isme ihtiyacınız olduğunda CFR üyelerine göz atmanız kafidir” demişti. Kimler yok ki kuruluşta; Kissinger,Allen Dulles, Dick Cheney, G. Soros, Colin Powell, Condoleezza Rice, P. Wolfowitz,T.Friedman, Brzezinski, Rockofeller ailesi ve daha birçok isim.

Eğer yerseniz 1996 yılında ABD’nin Teksas eyaletinin Austin şehrinde kurulan Stratfor da özel bir istihbarat/düşünce kuruluşu. Ünlü stratejist ve siyaset bilimci George Friedman çekip çeviriyor. Yaklaşık 70 analist çalışıyor ve çoğu eski CIA ajanı. 15 Temmuz’daki darbe girişimi esnasında Cumhurbaşkanımızın uçağının lokasyonuyla ilgili 3 kez paylaşımda bulunan bir kuruluş!

İngiliz aklı plan yapar, ABD operasyonunu üstlenir, Almanya ise sosyal karışıklıklarla sürecin/projenin devamlılığını sağlar. Bu çerçevede tüm kurum ve kuruluşlarıyla birlikte aslında tek bir hedefleri var. Tek bir dünya hakimiyeti için tek bir ordu, banka, para birimi ve tek bir din! Bunun için de bireyin aklını, ruhunu, geleneklerini, inancını, aile değerlerini ve şahsiyetini yitirmesi gerekiyor.

Bizler ise ilk emri “oku” olan ve Kur’an’ın birçok ayetinde “düşünmez misiniz, akletmez misiniz” diyerek bilhassa düşünceye vurgu yapan bir dine inanıyoruz. Ne var ki son 200 yıldır zihinlerimiz çoraklaştı ve aynı zamanda düşünce fakiri de olduk. Bugün ülkemizde uluslararası düzeyde karşı algı üreten ve ülke politikalarına yön veren bir think-thank kuruluşumuz yok. Olanların da bugüne kadar tek bir öngörüsü tutmadığı gibi az kalsın ülkeyi Suriye üzerinden yıkıma götüreceklerdi.

Kaldı ki bizdeki düşünce kuruluşları gündelik iç siyaset dengelerini kontrol etmek için varlık gösteriyor. Sivil toplum kuruluşları ve sendikalar deseniz kuruluş ilke ve amaçlarından sapan gevşek yapılara döndüler. Onlar da think-thank kuruluşlarımız gibi siyasi rant peşinde ciddi enerji harcıyor. Yazık! Bu alanda acilen bir şeyler yapmak lazım. Kısacası tik-tak kuruluşları think-thank kuruluşlarına dönüşmeli.

http://www.milatgazetesi.com/kuresel-sistemin-dusunce-kuruluslari-ve-ahvalimiz-makale-118960

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here