Nepal’de Hindu Krallığı yıkan, Maocu devrimcilerin yenilgisiyle sonuçlanan ve ülkenin demokratikleşme sürecine ciddi katkı sağlayacağı düşünülen seçim sonuçları, son yıllarda hızlanan Güney Asya’daki güç savaşlarında kimin hangi cephede ve ne şekilde yer aldığı sorusuna da cevap teşkil edecektir.

Nepal’in hükümdarı Rana’lar, Çin komünizminin iktidarlarını yıkmasından korkarak 1950 Hindistan-Nepal Barış ve Dostluk Antlaşmasını imzaladı. 1962 Çin-Hint sınır savaşına kadar Hindu Krallık karşıtı Nepal Komünist Partisi vb oluşumlarını destekleyerek, Nepal’in iç siyasetine karışarak anlaşmayı ihlal eden Hindistan, sınır savaşını kaybedince Nepal’e muhalifleri desteklememe sözü verdi. Katmandu ile Yeni Delhi arasındaki problemi çözdü ve Nepal’e birçok ticari imtiyaz vererek ülkenin nefes alma alanını genişletti.

1963’te tekrar askıya alınan bu anlaşmaya benzer şekilde Hindistan, 1965’te imzalanan gizli bir silah anlaşmasıyla Nepal’e silah satışı konusunda tekel statüsü kazandı ve Çin’in Nepal Silahlı Kuvvetlerine silah verme ihtimalini önledi.

Uluslararası sistemde Soğuk Savaş sonrasında yaşanan değişim rüzgârları tüm dünya ülkelerini etkiledi. Bölgesel bir güç olarak Soğuk Savaş yıllarında bağlantısızlık politikasının öncülerinden Hindistan, bu süreçte daha aktif bir dış politika izleme eğiliminde oldu ve ABD ile yakın ilişkiler geliştirerek ülkenin nükleer tecridini ABD ile imzalanan sivil işbirliği anlaşması ile sona erdirdi. ABD’nin Orta Asya’ya siyasi çıkış kapısı gibi önemli bir coğrafyada bulunan Güney Asya siyasetini şekillendiren Hindistan’ın Nepal ile ilişkileri stratejik öneme sahiptir. Ancak 1960’lı yıllarda İsrail ve ABD ile gelişen ilişkilerle ters orantıda 1970’lerin ortalarında, Hindistan-Nepal ticaret ve transit anlaşmasında önemli değişiklikler yapılması ve Sıkkım Krallığı’nın (1642-1975) 1975’te Hindistan tarafından ilhak edilmesi iki ülke arasında iplerin kopmasına neden oldu.

Bunun üzerine Nepal Kralı Birendra Bir Bikram Şah Dev, 1975 yılında, Nepal’in yakın komşusu Sıkkım Krallığı’ndan askeri unsurların sınır dışı edilmesini ve bölgenin uluslarara-sı kamuoyunda ‘Barış Bölgesi’ olarak tanınmasını teklif etti. Nepal’in bu önerisi Pakistan ve Çin’den hemen destek gördü. Yeni Delhi’ye göre ise bu teklif Hindistan hükümetinin Nepal Rana hükümdarı ile imzaladığı 1950 anlaşmasına aykırıydı ve Hindistan’ın güvenliği için olası bir tehdit oluşturabileceğinden onaylanamazdı. Nepal 1984’te bu öneriyi yineledi ancak Hindistan’dan herhangi bir tepki görmedi. Bu teklifi uluslararası forumlarda sürekli olarak geliştirdi ve 1990’da ABD, İngiltere ve Fransa başta olmak üzere 112 ülkenin desteğini kazandı.

19 Kasım seçimleri

Hindistan ilişkilerinde çok gergin durumda olmasına rağmen yıllarca Hindu monarşisi ile yürütülen Nepal’de komünizmin kendine yer bulmasında Hindistan’da eğitim gören öğ-renci ve aktivistlerin ciddi bir rolü oldu. 1990 yılından Mayıs 2008’e kadar meşruti monarşi sistemiyle yönetilen Nepal, Mayıs 2008’de Nepal Federal Demokratik Cumhuriyeti’ne dönüştü. Meclis seçimlerinin 1991 yılında ilk kez yapılması ile meşruti monarşiden çok partili parlamenter sisteme geçen Nepal’de, Kral Hükümeti ve Maocu militanlar arasında 17 bin kişinin hayatını kaybettiği 10 yıl süren (1996-2006) bir iç savaş yaşandı.

Demokratikleşme yolunda 2007 yılında geçici bir anayasa kabul edilmiş olsa da 2009 yılında 9 bin kişinin ölümüyle sonuçlanan deprem felaketinin etkileri ve 10 yılda 10 başbakanın görev yapmasıyla sonuçlanan siyasi anlaşmazlıklar sebebiyle yeni anayasanın çıkarılması 2015 yılına sarktı.

Çin ile Hindistan arasında 147 bin kilometrekareye sıkışmış bir kara ülkesi olan Nepal, dünyanın tek Hindu Krallığı vasfını Maocuların direnişine karşı tutunamayarak tamamen kaybettiğinden beri -son 20 yıldır- ülkedeki istikrarı koruyabilmek için mücadele veriyor. Ülkede 19 Kasım Pazar günü, yüzden fazla partinin katıldığı ve komünist parti ittifakının zaferiyle sonuçlanan “federal ve eyalet” seçimleri ülkenin en önemli seçimlerinden biri olarak tarihe geçti. 123 anadilin konuşulduğu, Hinduların, Budistlerin ve yüzde 5 oranında Urduca konuşan Müslüman’ın yaşadığı 28,5 (2013) milyon nüfusa sahip Nepal’de Maocu militanların siyasetçi ve sivilleri hedef alan bombalama eylemlerinin gölgesinde gerçekleştirilen bu seçimleri siyasi gözlemciler, Nepal halkının “en büyük demokrasi tecrübesi” olarak nitelendiriyor.

Seçim öncesi müttefik olan eski Başbakanlardan (Birleşik Marksist Leninist) Komünist Parti Lideri Khadga Prasad Oli ve (Merkezi Maocu) Komünist Parti Lideri Pushpa Kamal Dahal’ın bazı bölgelerde (Aşırı Solcu) Nepal Kongre Partisi Genel Başkanı ve mevcut Başbakan Sher Bahadur Deuba ile birlikte hareket etmesi bu seçimlerin sürprizi oldu. İktidardaki Nepal Kongre Partisi’nin yolsuzluk skandalları, ülke için herhangi bir vizyon üretememiş olması ve iç çatışmalar nedeniyle ciddi itibar kaybettiği, dolayısıyla da komünist ittifakına iktidarı altın tepside oyların üçte iki çoğunluğunu vererek sunduğu, siyasi mahfillerde öncelikli değerlendirmeler olarak ortaya çıkıyor.

Sol ittifakın seçimlerden lider çıkması Nepal Kongre Partisi’nde deprem etkisi yarattı ve seçim yenilgilerini eski partililerin seçmenle açık ara uyumsuzluğuna bağlayan parti örgütü içerisinde genel durum değerlendirmesi yapıldı ve kan tazelenme çağrıları yükseldi. Yaklaşık 40 yıllık seçim tarihinde her yıla bir başbakan düşen Nepal’de hiçbir partinin Temsilciler Meclisinde çoğunluğa sahip olmaması durumunda Cumhurbaşkanı, parlamentoda temsil edilen iki veya daha fazla partinin çoğunluğuna destek vererek bir parlamento üyesini başbakan olarak atayacak. Eski Başbakanlardan Oli ve Dahal tarafından Ocak 2018 ortalarına kadar, Oli’nin liderliğinde bir koalisyon hükümeti kurulması bekleniyor.

Nepal Komünist Partisi eski liderlerinden Netra Bikram Chand “seçimleri engellemek için ülkede yapılan tüm küçük patlamaların” sorumluluğunu üstlendi. NKP’nin politbüro üyesi ayrılıkçı lider Om Prakash Pun ise “seçim kampanyasının iptali için” ülke çapında tüm direniş hareketlerini yönettiklerini itiraf ederek düzenlenen saldırıları, Maocu ayaklanmanın önderi “Prachanda” (güçlü-yıkıcı) unvanına sahip Dahal gibi liderlerin seçmenleri cezbetmek için devrimci fikirlerden uzaklaşmasını protesto amacıyla gerçekleştirildiğini söyledi. Pun, NKP liderlerini egemenlik ve eşitlik ilkelerinden vazgeçerek barış ve refah söylemleri ile binlerce parti üyesini sosyalizme sürüklemekle suçladı.

Hükümet kurma süreci

Seçim ittifakın iki büyük bileşeni olan partiler koalisyon hükümetini, tek bir çatı altında birleşmeye karar verirse, parlamentoda 138 sandalye çoğunluğuna sahip parti olarak tek başına kurabilecek. Sol ittifakın yeni hükümeti kurma konusunda Parlamento Sekreterliği ve Seçim Komisyonu ile görüşmelere en kısa zamanda başlayacaklarını duyuran Merkezi-Maocu NKP üst düzey yetkilisi Narayan Kaji Shrestha’ya göre yeni hükümet, Üst Meclis seçimlerinden önce kurulacak.“Tarafların hükümetin kurulmasından önce birleşmesi ideal olurdu, ancak bunu yapmak pratik değildir. Biz öncelikle hükümeti kuracağız ve tarafları daha sonra birleştireceğiz” diyen Shrestha iki partinin liderlerinin yeni hükümeti Ocak ayı ortasına kadar kurmayı ve daha sonra birleşmeyi sürdürmeyi kararlaştırdığını söyledi.

Sonuç olarak, Nepal’de Hindu Krallığı yıkan, Maocu devrimcilerin yenilgisiyle sonuçlanan ve ülkenin demokratikleşme sürecine ciddi katkı sağlayacağı düşünülen bu seçim sonuçları her akımı seçim sonunda farklı yorum ve beklentilerini açıklamaya sevk etmiştir. Maocu partinin bir önceki seçimlere göre yüzde 50 daha az oy alması karşısında Pun’un “Seçimlerin iptalini istiyoruz” sözüne karşı, eski seçim komiseri başkanı Bhojraj Pokharel seçimleri “Eski Nepal’den yeni bir Nepal’e dönüşüm” ve “Ülke tarihinde büyük bir kilometre taşı” olarak tanımladı. indistan ve Çin ilişkileri alttan alta devam ederek nüfuz savaşına dönüşen Nepal’deki bu seçim sonuçlarına dünyanın ne tepki vereceği merak ediliyor. Bu seçimler aynı zamanda son yıllarda hızlanan Güney Asya’daki güç savaşlarında kimin hangi cephede ve ne şekilde yer aldığı sorusunun aydınlatılmasına da cevap teşkil edecektir.

“Himalaya komünizmi”

Çin ve Hindistan’a 1920’lerde gelen komünizm, bu iki ülke arasında sıkışmış olan Nepal’i monarşinin katı tutumu ve fikri hareketlerin ülkede kök salmasına engel olması nedeniyle teğet geçmiştir diyebiliriz. 1940’lara kadar Nepal’de herhangi bir etkisi olmamasına rağmen 1947’de Biratnagar’da Hint keneviri ve kumaş fabrikası işçilerinin grev yapması ve Adhikari’nin Hindistan’a sürülmesi ülkede komünizmin fitilini ateşledi.  Adhikari, Hindistan’daki Nepalli öğrenciler ve bazı aktivistler, Nepal seçkinleri “Rana”ların emperyalist güçlerle işbirliği yaparak Nepal’de askeri üs kurmalarına müsaade edeceği ve ülkenin Batı yörüngesine gireceği endişesini taşıyordu. Bu endişe ve düşüncelerle Hindistan Komünist Partisi’nin etkisine giren bu ekipte yer alan Pushpa Lal Shrestha, 1949’da Komünist Manifesto’yu Nepalce’ye çevirdi ve aynı yıl Kalküta’da Adhikari ve diğerleri ile birlikte Nepal Komünist Partisi’ni kurmuştur. Nepal Komünist Partisi ilk 10 yıl monarşinin sona ermesi ve cumhuriyetin tesis edilerek Kurucu Meclisin kurulması çağrısında bulundu. Monarşi ve seçimler konusunda parti içinde yaşanan derin fikri ayrılıklar bölünmelere sebep oldu ve 1965’te yapılan dördüncü kongrede 2006 yılına kadar devam edecek bir silahlı mücadele masaya getirildi. Star Açık Görüş

Paylas

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here