Ülkelerini yerle bir eden savaş, işgal, açlık, yoksulluk ve insan hakları, ihlallerinden dolayı güvenli olduğunu zannettikleri ülkelere kaçmaya çalışanların yaşadıkları tam bir trajediye dönüştü. Mülteci olmaya çalışan sığınmacı ve göçmenlerin bu durumu insanların ve devletlerin vicdanlarınanüfuz etmeye başladı. Emperyalistlerin ve vicdansızların yüzlerindeki sözüm ona “insan sevgisinin “ ne kadar da sahte olduğunu ortaya çıkardı.

Bizler hayatımız boyunca hep Emperyalist ve sömürgecilerin adeta birer “vampir” olduğunu, Batılı değerlere sahip olan kişilerin, Yahudiler gibi, kendinden başka kimseyi önemsemediğini anlatıp durduk. Şimdi ortaya çıkan vahim mülteci ve göçmen krizinde bu sahtekâr “barışseverlerin” ne kadar da bencil ve aşağılık olduklarını bir kez daha gördük. Bu müptezel ve avenesinin yüzüne tükürmek lazım! Yıllardır batılı değerleri bize dayatmaya çalışan sahte laik ve ilerici geçinen yobazların da yüzüne tükürmek lazım. Hanı nerde savunduğunuz sahte değerler?

Gördüğümüz ve duyduğumuz bu korkunç hikâyeler sadece buz dağının görünen kısmıdır. Gerçek ise çok daha vahim ve kötüdür. Batılı zihniyete sahip olan kişilerde “Merhamet” sadece bir kelimedir. Ancak bizim için dini bir argümanın yanında ruhsal ve toplumsal bir değerdir. Bundan dolayı yaşanan göçmen dalgasından en çok etkilenen bizler oluyoruz. Hem ülke olarak hem de birey olarak etkileniyoruz.

Sığınmacıların geldiği ülkelere kısaca göz atacak olursak bir kısmı Myanmar’daki dikta askerirejimden ve Budistlerinzulmünden kaçmaya çalışan Arakandaki Rohingyali Müslümanlarla birlikte Bangladeş’teki fakirlik ve devletin faşist baskısından kaçan insanlara Afganistan ve Pakistan’dan gelen insanlar eklenerek ülkemize kadar gelindiğini görüyoruz. Yıllardan beri İran’dan kaçarak Batı ülkelerine giden göçmenlerin milyonlarla anıldığını biliyoruz.

Yanı başımızda bulunan Irak’ın, ABD ve şeytan dostları tarafından işgal edilmesiyle güzelim ülke birden kan ve kaos ortamına dönüştü. Hristiyanlarla Müslümanların, Sünnilerle Şiilerin çok rahat dost olduklarına bizzat şahit olduğum Irak’ta şimdi bütün taraflarbirbirinin düşmanı oldu. Her bir inançve mezhepteki insanlar eski dost ve arkadaşının azılı düşmanı olmuş, ellerinden gelse hepsi birbirini boğazlayacak ve cinnet geçirme noktasına geldiler.

Saddam Hüseyin’den sonra ABD’nin yardımıyla yönetimi elegeçiren fanatik Şii yöneticiler İran’ın kışkırtmasıyla ülkedeki Sünni Müslüman avına çıktı. İran’ın yıllardan beri ağzından düşürmediği ve “büyük şeytan” olarak gördüğüABD ile kol kola vererek ülkedeki bırakın siyasileri normal halktan Sünni inanca sahip kişilere öyle bir terör rüzgârıesterdi ki normal halkı bile birer canı haline getirdiler. DEAŞ denilen terör örgütünün elineadeta teslim edildiler.

DEAŞ ve PKK terörü mülteci akınını körüklüyor
DEAŞ örgütünün asıl kurucu unsuru İngiltere, teorisyenleri Siyonist İsrail ve ABD’dir. İran, Suriye ve Haliç ülkeleri de bu örgüte adam kazandırmak için seferber olmuştur. Bir yandan DEAŞ terörü bir yandan İran’ın Şii taassubu halkı canından bezdirdi. Irak ve Suriye’deki katliamlara son zamanlarda Baas rejiminin desteğiyle ortaya çıkarılan yeni kukla Kürt teröristlerin eklenmesiyle insanlar vatanlarını bırakıp kaçmaya mecbur bırakıldı.

Hemen yanı başımızda bulunan Suriye’deki iç savaş beşinci yılın içindedir. Şimdiye kadar milyonlarca masum sivil ve yavrumuz can verdi. On iki milyon civarında insan evini terk edip sığınmacı durumuna düştü. Türkiye, Ürdün ve Lübnan en fazla sığınmacıyı barındırıyor. Ülkemizde bulunan yaklaşık 3 milyon civarındaki sığınmacı nispeten, Lübnan ve Ürdün’e göre rahat daha yaşıyor ama bu insanların yarın için bir plan ve programları olmadığından Avrupa’ya kaçmaya çalışıyorlar.

Katıl Beşşar Esed her gün sivillerin alış- veriş yaptığı çarşı ve pazarları vuruyor. Onlarca masumun cenaze merasimi dahi yapılamadan toprağa veriliyor. “Varil bombası” tabirini literatüre kazandıran katil Esed ve canı Baas rejimi oldu. Zalim diktatör “Hardal ve Klor gazı” gibi kimyasal silahlarla kendi halkını katlediyor. Bu katil ve lanetli kişiler utanmadan “Barış” ve istikrardan bahsetmesi adamı sınır ediyor.

Ayni pişkinliği ve sahtekârlığı HDP’nin terör yanlısı yöneticileri yapıyor. Hergün bir kaç asker ve polisimiz Emperyalistlerin uşak ve tetikçiliğini yapan PKK terör örgütü tarafından şehit ediliyor. Bu sahtekâr kişiler inatla kendilerinin “Barış” istediğini ve bu olayların tek sorumlusunun “Erdoğan” olduğu yalanını Paralel FETÖ Haşhaşıleriyle birlikte dile getiriyor. Katil ve şeref yoksunu olan bu zavallılar birçok terimin içini boşalttıkları gibi şimdi de “Barış” terimini kirletmeye çalışıyorlar.

Suriye’deki PKK yandaşı, ABD’nin, Esed’ın ve Emperyalistlerin çıkarını kollamak için Müslüman halka karşı terör eylemlerinde bulunan PYD terör örgütünün zulmünden kaçanlar “belki canımızı kurtarırız”zannıyla daha kötü bir girdaba kapılıyor. PYD terör örgütünün zulmünden kaçan masum ve Müslüman Kürt kardeşlerimiz bu kez PKK’nin ve Esed’in teröristleri tarafından organize edilen insan kaçakçılarının eline düşüyor. Ceplerinde bulunan az miktarda parayı alarak Türkiye’ye getiriyor. Buradan Yunanistan’a, oradan da ayni şebekenin adamları orta Avrupa ülkelerine götürüyor.

İnsan kaçakçılığını Suriye rejimi PKK yönetiyor!
Gözünü para kazanma hırsı buruş bu terör örgütlerinin ideoloji veya etik değerleri yok. Şeytanı bir iştahla herkesle ortak çalışıyorlar. İnsan kaçıklığında maalesef aracılar ve bazı devlet yetkilileri oldukça yüklü miktarda haksız kazanç elde etmektedir. Terör örgütleri görevli memurların bazılarına rüşvet vererek geçiş güzergâhının açılması ve denize açılırken görmezden gelinmesi sağlanırken, Yunan tarafındaki görevlilerin kaçak göçmenlerin sahile çıkmasına izin vermesi sağlanıyor. Milyonlarca göçmenden Yüzlerce Euro alındığı göz önüne alınınca ortada Milyonlarca Euroluk haksız kazanç olduğunu görüyoruz.

Ödenen paralara rağmen daha çok kazanma hırsıyla zavallı kurbanlar için ayarlanan ilkel şişme botlara bindirilen insanlara can yeleği verilmeden,üç – beş kuruş daha fazla kazanacağım diye masum insanlar resmen ölüme gönderiliyor. Bodrum sahiline vuran masum yavrumuz minik Aylan gibi canlar hayatlarını bir hiç uğruna kaybediyor. Akdeniz ve Ege denizi maalesef bir ceset tarlasına dönmüştür.

Libya sahillerinden hergün binlerce Afrikalı göçmen İtalya’ya, Faskıyılarından ise değişik milliyetlerden oluşan binlerce kaçak göçmen de İspanya’ya ulaşmaya çalışıyor. Bunlara Türkiye’deki göçmenler de eklenince Ege ve Akdeniz’de hergün onlarca masum hayatını kaybetmeye başladı.

Mısırda seçilmiş cumhurbaşkanını Muhammed Mursi’yi askeri darbeyle deviren Abdulfettah es-Sisi katilinden kaçan yüzbinlerce entelektüel ve ülkenin önde gelen seçkin insanları bu yaşlarına ve vasıflarına rağmen ülkeden kaçmak zorunda kalıyor.

Afrika ülkelerini işgal eden Fransa ve ABD öncülüğündeki emperyalist güçlerin bu ülkelerdeki yerel halkatecavüz, katliam, evlerinin yıkılması ve yiyecek sıkıntısı nedeniyle kaçıp kendilerini sömürenlerin kapısına dayanmak zorunda kalıyor.

Göçmelerin geldiği ülkelere genel olarak baktığımızda hepsi çok zengin madenlere sahip olmasına rağmen halk açlıktan ve yoksulluktan kaçmak zorunda kalıyor. Avrupa’nın kapısına dayanan göçmenlere kapısını kapatan Batı zihniyeti bizi hayal kırıklığına uğratmadı.  Bazıları “göçmenlerden Hristiyan olan birkaç kişi alacağız”, bazısı ise “seçerek az miktarda sığınmacı alacağız” gibi insan onurunu zedeleyici açıklamalar yaptılar.

Ekonomisi iflas etmiş Yunanistan her ne kadar gelen sığınmacılarla başı dertte gibi gözükse de bunu pozitif hale dönüştürdü. Ülkesine kaçak olarak gelen sığınmacılara AB ülkelerine geçiş belgesi verme süresini aylarca uzatarak gelenlerin bölgeden alış veriş yapması sonucu yerli esnafın para kazanması sağlanıyor.  Hani dedik ya, Merhamet bunlarda sadece bir kelimedir!

Buradan Makedonya üzerinden Sırbistan’a geçenlerin önüne Macaristan’ın yaptığı 170 km uzunluğunda ve 4 metre yüksekliğindeki tel örgü, utanç duvarı çıkıyor. Bunu da aşıp ülkeye girenleri bu kez tren yolculuğu bekliyor. Macar güvenlik birimleri sığınmacıları toplama kamplarına almak istedi. Bir kısmı hala kamplarda çok kötü şartlarda yaşıyor. Bir kısmı kaçarak yaya olarak Avusturya ve Almanya’ya ulaşmayı başardı.

Emperyalistler sömürüyor masumlar canından oluyor!

Kameralar önüne gelen sığınmacılara geçici barınma vereceklerini açıklayan bu ülkeler tecrit edilmiş ve fiziki şartları iyi olmayan kamplara yerleştirilmeye başlandı. Yanı bunca zahmetli ve meşakkatli yolculuktan sonra geldikleri Almanya’da onları iyi bir hayat beklemiyor. Aksine bir yığın zorluk ve tehlike bekliyor. Buradaki yabancı ve Müslüman karşıtı Nazı grupları, devletin ceberut polisi ve bu insanların AB’ye ulaşmasında aracılık eden insan kaçakçıları ve PKK gibi terör örgütlerinin eline düşmeleri en büyük tehlikelerin başında gelmektedir.

Bu göç dalgası durmayacak. Katıl Esed, Sisi, DEAŞ, PYD- PKK, Irak ve İran rejimlerinin hak ihlalleri durmadıkça, Libya, Somali, Kenya, Orta Afrika ve diğer ülkelerdeki iç savaş, Emperyalistlerin işgali ve hukuksuzlukları durmadıkça bu göçler asla durmaz. Şimdi AB tehlikeyi kendi ülkelerine götürmüş oluyor.

Sömürü ve diktatörlere“dur!” diyebilecek bir mekanizma olsa bu sorunlar yaşanmaz. Rusya, Çin, İsrail, İngiltere, ABD, İran, Fransa ve AB ülkeleri kendi menfaat ve çıkarı için söz konusu ülkeleri iç savaşa sürüklüyor. Onlar görünürde kazanırken bizler ve masum bedenler kaybeden oluyor. Bu kan emici devlet ve rejimler yaşanan kargaşa, katliam ve göç esnasında hayatını kaybedenlerden sorumludur.

Bu günlerde yüzbinlerce insanın yollara düşerek Batıya ulaşmaya çalışan mülteci ve sığınmacılara AllahTeâlâ yardım etsin!

https//:twitter.com/aslanbalci1

Paylas

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here