Bilmem bilir misiniz? Dönem başkanlığını Türkiye’nin yürüttüğü İslam Konferansı Örgütü (İKÖ) adında İslam Ülkelerini tek çatı altında toplayan uluslararası bir örgüt vardır. Bu örgütün İngilizce adı “Organization of The Islamic Conference” kısa adı ise “OIC”dir. Karaçi Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde lisans yaptığım yıllarda uluslararası organizasyonları okurken sıra OIC’ye geldiğinde hocamız; “OIC ne iş yapar?” diye bir soru yöneltti sınıfa. Herkes bildiği kadarıyla bir şeyler söyledi ama hiçbir cevap hocamızı tatmin etmemişti. “Hayır, arkadaşlar!” dedi hocamız, “OIC Ülkeleri belli aralıklarla toplanır, O I See! (yani Türkçe anlamıyla Yaa Öyle miii!) der ve dağılırlar. Yani cevap “hiçbir şey” olacaktı dedi. O günden bugüne OIC’nin bu imajında değişen hiç bir şey olmadı maalesef.

İsrail’in kendisi dışında her dünyalıya insanlığını sorgulatan ve Hitleri aratmayan saldırıları sonucunda hayatını kaybeden sivil Filistinli sayısı 500 sınırına dayanırken, beklendiği üzere  kara harekatı da başlatılmış durumda. Hafif silahlar ve düştüğü yerin 3-5 metresine kadar tesir edebilen Kassam Füzeleri dışında hiçbir muharebe gücü olmayan Hamas’a karşı karadan, denizden ve havadan sürdürülen inanılmaz komik bir savaşı izliyoruz hep birlikte. Kuzular kurtlara boğduruluyor adeta. Ve İsrail bu komik savaşın sonunda kendini muzaffer ilan edecek öyle mi? Hadi canım sende!  Buraya kadar her şey komik ancak bu komedyanın asıl bizi ilgilendiren trajikomik yanı, sahnenin protokol koltuklarının sözüm ona Müslüman liderler tarafından doldurulmuş olması.

Gazze’yi çevreleyen tepelerde birikmiş Yahudilerin, ellerinde dürbün, İsrail uçaklarının Gazze’de ki Müslüman avını canlı izliyor ve eğleniyor olmalarının Yahudi kültüründe yeri vardır mutlaka. Ama bırakın bir Müslüman’ı, zulme ve haksızlığa uğramış bir insana dahi kayıtsız ve seyirci kalmanın Müslüman kültüründe asla bir yeri olmaz.

Tam 1 haftadır İsrail, çoluk çocuk, yaşlı, kadın demeden Gazze’de sözüm ona medeni dünyanın gözü önünde İslam Alemini aşağılayarak, adeta küfrederek aşağılık bir katliam uyguluyor. Ve bizi ekranlarımız başında tüm aile bireylerini yitirmiş 7 yaşında yara bere içinde bir Filistinli kız çocuğunun korkudan titreyişini izlemeye mahkum ederek hiçe sayıyor, onurumuzu ayaklar altına alıyor.  Dikkat ediyorum, İKÖ’den kınamadan başka kayda değer katliamı durduracak etkin bir tepki ve adım yok. Bu nasıl bir sorumluluk duygusudur ki, İslam coğrafyasının kalbinde, kutsal topraklarımızda bu kadar aşağılanmayı hazmedebiliyoruz. İKÖ kimler tarafından niçin kurulmuştur? İKÖ’nün kuruluş amacı İslam Ülkelerini ve Müslüman toplulukları tepkisizleştirmek ve pasifleştirmek midir? İKÖ’nün yapabileceği aktif ya da pasif hiçbir eylem yok mudur? Hiçbir yaptırım ve müeyyide gücü olmayan bir İKÖ’ye gerçekten ihtiyacımız var mı? Örgütün böyle bir misyonu yoksa ihtiyaç olduğu aşikar olan bu misyonu edinmeye yönelik bir teşebbüs ya da düşünce var mı? İKÖ ve Korye madalyaları ile ödüllendirilen ilmine saygı duyduğumuz Sayın Ekmelettin İhsanoğlu’ndan beklenen bundan çok daha fazlası ve ötesidir. Bir yandan Sayın İhsanoğlu’nun üstlendiği misyon ve taşıdığı vebalin farkında olduğunu düşünürken, diğer yandan da Afganistan’da, Irak’ta, Filistin’de yaşanan Müslüman soykırımı ve çiğnenen Müslümanlık onurunun, İKÖ’yü ne zaman hangi şartlarda enterese edeceğini merak ediyoruz doğrusu. Aklı selim kimi Yahudi kuruluşları bile bu hayasız katliamı kınayıp Siyonizmi lanetlerken İKÖ’nün bu utanç verici tepkisizliğini içimizde nereye ve nasıl sığdıralım?

İktidarsız ve iğdiş edilmiş bu haliyle bir İKÖ’ye hiçbir Müslüman’ın ihtiyacı olduğunu sanmıyorum. İKÖ, Müslümanlık onurunu ve haysiyetini koruyamamaktadır. Müslüman ülkelerde İKÖ’nün varlığına yönelik yapılacak bir kamuoyu araştırmasının sonuçlarını merak bile etmiyorum. İKÖ’nün bu durumda yeniden yapılanması gerekmiyor mu? İsrail’in Müslümanlara yönelik  saygısız ve aşağılık saldırılarından bir fırsat yaratarak İslam Ülkelerine ve Müslüman toplumlara kendilerini onurlu hissettirecek bir birliği niçin oluşturmuyoruz? Bunun için bir bedel ödenecekse ve her gün ödemeye alıştığımız bu bedellerden kurtulacaksak buna neden değmesin.

İKÖ Acilen Yeniden Yapılanmalı

ABD ve Batılı güçlerin tepkilerinden dolayı siyasi bir kimliğe sahip olmayan İKÖ’nün acilen siyasi bir yapılanma içine girmesi gerekmektedir. Bu yapılanma içerinde mutlak surette bir İsrail masası oluşturulmalı ve İsrail’in izole ve terbiye edilmesine, bölgede yalnızlaştırılmasına yönelik etkin sivil, siyasi ve ekonomik stratejiler geliştirilmelidir.

Sivil tepkilerden başlayarak, siyasi ve ekonomik aşamalardan geçecek organize tepki ve yaptırımların gündeme gelmesi bile çok şeyi değiştirecektir. 1973 yılında İsrail’e destek veren ABD ve Batılı ülkelere uygulanan petrol ambargosunun yarattığı etki Müslüman Ülkeler ve İKÖ dışında hala akıllardadır. Başta ABD olmak üzere Batılı ülkeleri saran derin ekonomik krizin üstüne bir de petrol ambargosunun eklendiğini düşünün. Bırakın petrol ambargosu uygulamayı ambargonun masaya yatırılması, telaffuzu bile çok şeyi değiştirecektir.  Ayakta zor duran Batılı bankalardaki Arap sermayesinin tartışılmaya başlaması bile tek başına herkesin aklını başına getirecektir.

Tarihin hiçbir döneminde tepkisizlik ve taviz politikası uluslararası ilişkilerde ve anlaşmazlıklarda bir çözüm yöntemi olmamıştır. Bu taviz politikalarından dolayıdır ki batı ve onun şımarık suni yetmesi İsrail, bir buçuk milyarlık İslam Alemi’nin gözünün içine baka baka Müslümanları katletme cüretini kendinde görebilmektedir. Ve her katliam sonrası karşılıksız ve tepkisiz kalan zulüm, İsrail’i bir sonraki katliam için cüretlendirmektedir.

İKÖ, Avrupa Parlamentosu benzeri bir yapıya dönüştürülmeli ve İslam coğrafyasının sosyal, siyasi ve ekonomik anlamda yeniden yapılanması sağlanmalıdır. Türkiye, bu dönüşümün öncülüğünü yapmalıdır. Aksi takdirde bugün Gazze’de düzenlenen ve zevkle izlenen Müslüman avının bir gün Anadolu coğrafyasında düzenleneceğinden kimsenin şüphesi olmamalıdır.

Rice, Erdoğan’ı Uyarmaya Mı Geliyor?

Tüm bu olumsuzluklara rağmen 10. günü dolduran Gazze katliamın umut veren tek adımını Erdoğan’ın İsrail’i çevreleyen Müslüman ülkeleri ziyareti oluşturuyor. Ziyaret rotasına harita üzerinde baktığınızda İsraili’i kuşatma altına alan bir güzergah izlenmiş durumda. Diplomatik ve stratejik anlamda bu İsrail’e bir uyarı ve hatırlatma anlamına gelir. Bu uyarı ciddiye alınmış olmalı ki ABD Dış İşleri Bakanı Rice’ın önceden programında yokken 5 Ocak’ta Ankara’yı ziyaret edeceği açıklandı. Edroğan’ın ve Türkiye’nin Ortadoğu adımları büyük bir ciddiyetle izleniyor. Uzun yıllardan beri ilk kez bir Türk lider İsrail’e karşı böylesine uyarı mesajı taşıyan bir Ortadoğu turu düzenliyor. Türkiye gibi daha önceleri 600 yıl Ortadoğu’da hüküm sürmüş bir ülkenin adımları batı cephesinde kayıtsız karşılanmayacaktır.

Sayın Erdoğan’ın ziyaret gündemi şimdilik İsrail ve batılı güçler için bir uyarı mesajı taşısa da ilerleyen süreçte bir “Ortadoğu Ortak Savunma İşbirliği Projesi”ne dönüşmelidir. Buna paralel olarak Türkiye, Pakistan ve Mısır üçgeninde gerçekleştirilecek bir “Ortadoğu Savunma Kalkanı”, Başta Ortadoğu olmak üzere Asya ve Avrupa’daki tüm dengeleri de önemli derecede etkileyecektir. Bu iki projenin gündeme getirilmesi bile fincancı katırlarını ürkütmeye yeter de artar bile.

Ali ŞAHİN
Güney Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi (GASAM)
03 Ocak 2009

Paylas
GASAM

GÜNEY ASYA STRATEJİK ARAŞTIRMALAR MERKEZİ

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here