60 yıllık kısa tarihinin, en çalkantılı siyasi dönemini yaşayan Pakistan, bir yandan Benazir Butto suikastının yaralarını sarmaya çalışırken diğer yandan da 18 Şubat’ta yapılan ve görünen sonuçları itibariyle beklenen istikrar sürecine çare olmayacak seçim sonuçlarına hazırlanıyor.

Dün yapılan seçimlerde 81 milyona yakın seçmen toplam 342 kişiden oluşan Federal Meclis üyelerini ve 728 üyeden oluşan eyalet meclislerinin temsilcilerini seçmek için oy kullandı.

2002 yılında yapılan en son seçimlerde seçimlere katılım oranı yüzde 25-30 oranında seyrederken, dün yapılan seçimlerde bu oranın üzerine çıkılması beklenmiyor. Seçimler öncesi yaşanan kaos ortamı, suikast ve intihar saldırıları, başta Cemaat-i İslami olmak üzere kimi partilerin seçimleri boykot ediyor olması seçimlere katılımı etkileyen önemli faktörler.

General Müşerref’in 1999 yılında gerçekleştirmiş olduğu askeri darbe, siyasi tüm dengeleri derinden sarsarken demokrasiye geçiş sürecinin uzamış olması da bu sarsıntıları kronikleştirmiş durumda. Bu açıdan bakıldığında seçimlerin ardından başlayacak siyasi süreci bir ara dönem ya da demokrasiye geçiş süreci olarak göreceğiz. Kısacası, Pakistan’ın asıl sınavı şimdi başlıyor. Görünen tek şey, bundan sonra oluşacak tablonun Pakistan’ın siyasi yaşamında rol alacak tüm aktörleri fedakarlık yapmaya ve taviz vermeye zorlayacağı.

Seçimlerin 3 partiyi öne çıkaracağını söyleyebiliriz. Tek parti iktidarı bu şartlarda mümkün görünmüyor. Suikastın ardından Sindi seçmenlerle daha da kenetlenen, az oranda da olsa Butto’nun öldürülmesiyle kararsız seçmenlerin tepki oylarını alabilecek Butto’nun Pakistan Halk Partisi (PPP), oynamakta olduğu mağdur ve mazlum rolü ile seçimlerden 1. çıkabilecek en güçlü parti konumunda.

HALK PARTİSİ’NE ZERDARİ ENGELİ

PPP’nin tek dezavantajı adı çok ciddi yolsuzluklara karışmış Benazir Butto’nun eşi Asıf Ali Zerdari’nin şu an partinin emanetçi lideri konumunda olması. Pakistan siyasi tarihinde adı yolsuzluklarla anılan uluslararası kamuoyunda dahi yolsuzluklarıyla gündemi işgal etmiş ve hakkında bir çok ülkede yolsuzluk davası açılmış olan Asıf Ali Zerdari, Sindi toplumu dışından gelmesi muhtemel oylar için önemli bir engel teşkil ediyor. Benazir Butto, siyasi yaşamının en büyük hatasını eşi Zerdari’yi siyasi arenanın dışında tutmayarak yaptı. Zerdari’nin paraya karşı duyduğu ihtirası kontrol etmekte güçlük çeken Benazir Butto, Zerdari faktörünün siyasi yaşamını kangrene dönüştürdüğünü fark edemeyerek bedelini 8 yıl süren sürgün hayatıyla ödedi. Benazir gibi güçlü bir liderin Zerdari gibi bir kamburdan neden kurtulamadığı ya da kurtulmak istemediği akılları karıştıran bir soruydu. Bu sorunun cevabı Benazir’le birlikte ortadan kalkmış oldu.

Zerdari’nin PPP içerisindeki meşruiyeti seçimler sonrası mutlaka tartışmaya açılacaktır. Pakistan kamuoyunda Zerdari’ye karşı duyulan antipati ve rahatsızlık, PPP içerisinde de duyulmaktadır. Benazir’in küllerinin soğumasıyla birlikte Zerdari’nin PPP içerisindeki varlığı mutlaka sorgulanacaktır. Bu noktada seçim sonrası PPP içerisinde ciddi kaynamalar ve hatta bölünmelerle karşı karşıya kalacağımızı söyleyebiliriz.

Devrik lider, Nevaz Şerif’in Pakistan Muslim League-N (PML-N) partisi, PPP’yi zorlayabilme potansiyeline sahip ikinci önemli gücü oluşturuyor. En güçlü rakibi Benazir’in öldürülmesiyle PPP’nin ciddi bir yara aldığını düşünen Nevaz, PPP’nin yaşadığı Benazir şokundan ve PPP içinde Benazir sonrası yaşanacak liderlik sorunundan yararlanma çabasında. Benazir suikastının üzerinden saatler geçmeden yaptığı “Benazir’in intikamını hep birlikte alacağız” sözü, PPP taraftarlarını kazanmaya yönelik fırsatçı bir yaklaşımdı. Asıf Ali Zerdari faktörü ve liderlik sorunu PPP için önemli bir dezavantaj oluştururken Nevaz için ise ciddi bir avantaj yaratmış durumda. Buna 8 yıldan bu yana oldukça yıpranmış Müşerref imajını da ilave edecek olursak, gözlerin Nevaz Şerif’e çevrileceğini, dolayısıyla PML-N’in seçimler için iddialı konuma gelebileceğini söylemek yanlış olmayacaktır.

PML-N’in seçimlerdeki en önemli dezavantajı ise lideri Nevaz Şerif’in siyasi yasaklı olmasından dolayı adaylık başvurusunun kabul edilmemiş olmasıydı. Nevaz, Benazir suikastının hemen akabinde adaylık sorununu bir şekilde çözmek ve seçimler için zaman kazanmak adına, PPP başta olmak üzere seçime katılacak tüm partilere seçimleri boykot çağrısında bulunmuş ancak bu çağrıya kimse olumlu yanıt vermemişti.

2001 yılında parti içi hizipleşmelerden dolayı PML-N’ den ayrılarak oluşturulan Pakistan Muslim League -Quadi Azam (PML-Q) Partisi, askeri üniformasıyla birlikte cumhurbaşkanlığını yürüttüğü 8 yıllık sürede Müşerref’e koşulsuz destek verdiği için “Kralın Partisi” adıyla anılıyor. PML-Q, 2002 yılında yapılan parlamento seçimlerinde yüzde 25.7 oy alma başarısını göstererek 272 sandalyeden 69’unu kazanmıştı.

Çodri Şucaat Hüseyin’in liderliğini yaptığı parti, Müşerref’e ve Pakistan ordusuna oldukça yakın. Çodri Şucaat ve kuzeni Pervez Elahi Çodri kendilerinin ve partilerinin aleyhlerine olan bir çok durumda bile Müşerrefi ve askeri yönetimi desteklemekten çekinmediler. Bunun karşılığını da 20 Ekim 2002’de yapılan seçimlerde 69 parlamento üyesi kazanarak aldılar!

PML-Q, ordu ve ordu üzerindeki gücünü ve etkinliğini hala koruyan Müşerref’in desteğini alarak seçimlere hazırlanıyor. Ancak Müşerref’in 8 yıllık iktidarı döneminde oldukça güç ve prestij kaybına uğradığı düşünülürse, PML-Q’nun hile karıştırılmaması durumda seçimlerde başarı elde etme şansının olmadığını söyleyebiliriz.

SEÇİMLER HUZUR GETİRİR Mİ?

Seçim sonrası Pakistan politik arenası nasıl şekillenirse şekillensin çıkacak sonuç ve dağılım Pakistan’a özlediği huzuru maalesef ki getirecek gibi görünmüyor. Bir tarafta Cumhurbaşkanı Müşerref, üzerinde hâlâ etkili olduğu Pakistan Ordusu ve açık desteğinden dolayı “Kralın Partisi” adıyla anılan Çodri Şucaat liderliğindeki mevcut iktidar partisi PML-Q. Diğer tarafta ise Cumhurbaşkanı Müşerref’i liderleri Benazir’in katili gibi gören PPP ve bundan 8 yıl önce devirerek sürgüne gönderdiği Nevaz Şerif ve partisi PML-N. Böyle bir kamplaşma ve kördüğümün ardından seçimi kimin kazanacağının bir önemi olabilir mi? Cumhurbaşkanı Müşerref, maalesef ki bu kördüğümün ve yaklaşmakta olan kriz günlerinin temelinde oturuyor.

Görünen tek çıkış yolu, seçimler sonrası güçlü bir “Milli Mutabakat Hükümeti”nin kurulması. Siyasi liderlerin aralarındaki husumeti bir yana bırakıp Pakistan’ın başta güvenlik olmak üzere, acilen ihtiyaç duyduğu iç huzuru, kardeşliği ve barışı tesis etmeye yönelmeleri gerekmektedir. Salt Pakistan’ın çıkarları üzerine oturtulacak bir Milli Mutabakat Hükümeti, başta Pakistan halkı olmak üzere, tüm siyasi parti ve liderlerin ve Güney Asya Bölgesi’nin yararına olacaktır.

Her ne kadar üniformasını üzerinden çıkarmış gibi görünse de ordu üzerideki gücünden asla vazgeçmeyip ordunun gücünü kendi siyasi varlığını kabul ettirme, rakiplerini zayıflatma, siyasi ve can güvenliğini garanti altına alma yönünde kullanacak olan Müşerref’i durdurabilmenin tek yolu, bu şekilde oluşturulacak güçlü bir Milli Mutabakat Hükümeti ile mümkün olabilir. Pakistan, kendi dokusuna uygun “Muhafazakar Bir Demokrasi” ye ihtiyaç durmaktadır. Seçim sonrası oluşturulabilecek bir milli mutabakat hükümeti böyle bir demokrasi çalışması için de en uygun yapıyı oluşturmuş olacaktır.

* Güney Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi (GASAM) Başkanı
19.02.2008

Paylas