Daha düne kadar Türkiye gündeminin ne kadar hızlı değiştiğinden ve gündeme yetişemiyor olmaktan şikayet ederdik. Ne var ki, artık dünya gündemi de Türkiye gündemine ayak uydurdu. Paris ziyaretimin son günü kafamda İŞİD’in Paris baskını sonrası oluşan komplikasyonlar ve Brüksel caddelerinde askeri darbe manzaralarını aratmayan görüntüleri yazmayı düşünürken SU 24 krizi patlak verdi. Hasılı kelam küresel gündem ışık hızında.
Farkında mıyız bilmiyorum ama Avrupa ve Dünya’da gündemi artık İŞİD belirliyor. Biz farkında olmadan İŞİD Avrupa’nın ve dünyanın gelecek rotasını çiziyor ve yerküreyi yeni bir siyasi yörüngeye oturtuyor. Batının kadim güçlerini Suriye merkezinde savaşla burun buruna getiriyor. Bir terör örgütü bütün bir dünyayı göz göre göre bir girdaba sürüklüyor. Tuhaf ama evet tüm bunları bir terör örgütü yapıyor.
Dünya küresel ölçekte siyasi, coğrafi, demografik ve ekonomik dönüşümü bir terör örgütü üzerinden yaşıyor olsa da kuşku yok ki söz konusu terör örgütü böyle bir dönüşüm için sadece bir piyon ve maşa.

Peki bu maşayı tutan kim? Bu dönüşüm senaryosunu kim kaleme aldı ve üst aklını kim oluşturuyor? Sanırım bu sorunun cevabını vermek için süreçten kim zarar görmüyor ve kimler nemalanıyor buna bakmak lazım.

Pusula bu anlamda güneye meylediyor. Normalde IŞİD gibi Mali’den Moskova’ya Paris’ten Ankara’ya istediği her yerde operasyon yapabilen radikal bir örgütün İsrail’e halen tek bir kurşun dahi atmamış olması son derece düşündürücü. IŞİD’in operasyonlarına bakıldığında arkasında güçlü bir istihbari akıl ve becerinin olduğu net bir şekilde görülebiliyor. Avrupa’nın büyük işbirliği içinde olan gelişmiş istihbarat ağlarına rağmen bu ağları aşıp Paris’te 6 ayrı noktada operasyon yapıp 132 kişiyi katletmek sıradan bir terör aklı değil. Fransız istihbaratının bir zaafiyetiymiş gibi görünen şey aslında İŞİD’in arkasındaki istihbari bir gücü ve bu aklın büyüklüğünü ortaya koyuyor. Paris baskınını düzenleyen teröristlerin üzerlerinin bir istihbarat örtüsü ile örtülüp kamufle edildikleri gün gibi aşikar.

IŞİD, günümüz Dr. Frankeştaynlarının laboratuvarlarda ürettikleri bir ucubedir.  Ve bu ucube ile Ortadoğu, Batı menfaatlerine göre yeniden şekillendiriliyor.

Avrupa’yı esir alan IŞİD fobisini analiz etmeye çalışırken SU24 krizi patlak verdi. Öncelikle bir noktayı netleştirmek gerekiyor. Yeryüzünde egemen hiçbir ülke sınırlarının   bırakın 12 saniye 1 saniye dahil ihlal edilmesine izin vermez. Sınırlar ülkelerin namus ve itibarlarıdır, kutsalıdır. Rusyanın sınırları ne kadar kutsal ve saygınsa Türkiyenin sınırları da o derece saygın ve kutsaldır. Kaldı ki Türkiye, Rusya ile hiç alakası olmayan Suriye ile olan sınırlarında Rus uçaklarının sayısız ihlaline karşı ikili ilişkilerin hatırına uzun süre sabırlı ve sağduyulu bir tavır sergilemiştir.
Tüm uyarı ve bilgilendirmelere rağmen, Rusyanın Suriye’de kimlikten arındırılmış savaş uçaklarıyla Türk sınırlarını ihlal etmesinin böyle bir sonucu doğuracağı kuvvetlenmiş bir ihtimaldi.  Bu anlamda Rusyanın “ben istediğim sınırı istediğim zaman ihlal ederim” kabadayılığı Türkiyenin güney sınırlarında bir nihayet bulmuş oldu.

Rusya ile birlikte herkesin bir empati yapması lazım. Mesela Türk savaş uçaklarının sınır komşusu olmadığımız Ukrayna’nın Rusya sınırındaki Rus kökenli köyleri bombalayıp zaman zaman da Rusya sınırlarını ihlal ettiğimizi düşünelim. Rusya böyle bir tabloya müsade eder mi? Bu empatik zaviyeden bakıldığında Türkiye bu zamana kadar çok büyük bir sabır ortaya koymuştur.

Kaldı ki bırakın sınır ihlali sonrası savaş uçağı düşürmeyi çok değil daha 1 yıl önce 17 Temmuz 2014 tarihinde Ukrayna üzerinde 283 yolcu ve 15 mürettabatıyla düşürülen Malezya uçağı Rus füzeleri ile düşürülmüştü. Bunu neyle ve nasıl izah edeceğiz peki? Siz hiç alakanız olmayan bir başka ülkenin hava sahanlığında uçan çok daha alakasız bir ülkenin yolcu uçağını düşüreceksiniz çeşitli milletlerden 283 insanı ve 15 mürettabatı katledip hesap vermeyeceksiniz, sınırlarına tecavüz ettiğiniz ve uyarıları dikkate almayan savaş uçağınız düşürüldüğünde kıyamet koparacaksınız. Bu kabul edilebilir mi?
Putin Avrupa üzerinde kurduğu psikolojik hegemonyayı Ortadoğu ve SU24 krizi ile Türkiye üzerinde de kurma çabası içindedir. Post modern Putin yayılmacılığı Çeçenistan, Gürcistan, Ukrayna ve Suriye sonrası Türkiye sınırında son bulmuştur. Putin ve Putin Rusyasının şunu iyi anlaması lazım; artık dünya ne o eski sömürü dünyası ne de Rusya o eski sömürgeci Sovyetler Birliğidir.
SU24 krizinin Batı üzerinde de rehabilite edici bir yönü söz konusudur. Bir bakıma ABD ve Avrupa, Putin-Rusya fobisini Erdoğan ve Türkiye üzerinden yenmiş rehabilite etmiş oldu.
Türkiye ve Cumhurbaşkanı Erdoğan, önümüzdeki günlerde Rusyanın öncülüğünde içimizdeki ve dışardaki Erdoğan düşmanlarının işbirliğiyle Türkiye ve Erdoğan karşıtı algı operasyonlarına maruz kalacaktır. Türkiye ve Cumhurbaşkanı Erdoğanın sert geçeceğine inandığım bu algı operasyonu ve saldırılarına hazırlaması gerekiyor.
Beni üzen tek nokta ise Erdoğan ve Türkiyenin samimiyetini en iyi bilen liderlerden biri Putindir. Avrupa tarafından her yalnızlığa itilişinde Putin ve Rusya hep Erdoğan ve Türkiye’yi yanında bulmuştu. Putin ve Rusyasının bu noktayı gözardı ediyor olması düşündürücü ve üzücü.
Paylas