2009 Ramazanında bir İstanbul iftarı. Başbakan Erdoğan ileBeşar Esed’in iki ülkenin lideri olmaktan öte bir babanın iki oğlumesabesindeki samimiyetleri aynı iftar masasını paylaştığımız İsrail İstanbulBaşkonsolosunun simasında kıskançlık ifadelerine dönüşüyordu. Dakikalarilerleyip, Suriye ile vizelerin kaldırılması gibi Ortadoğu’daki 100 yıllık Batıprojeksiyonlarını çöpe atan kararlar açıklandıkça; Başkonsolos Kamhi’ninsimasındaki kıskançlık ifadesi  gerilim ve endişe çizgilerine dönüştü.

Butoplantı hem ben hem Başkonsolos Moshe Kamhi ve bizden de öte Ortadoğu içintarihte çok önemli bir dönüm noktasıydı. Ve eminim ki, O mübarek iftar vakti,100 yıllık suni sınırlarla suni bir yaşam sürmek zorunda bırakılan birOrtadoğu’nun aslına rücu ederek Sınırsız bir Ortadoğu’ya dönüştüğü önemli birmilat olarak tarihteki yerini alacaktır.Nitekim Suriye ile vizelerin kaldırıldığı bu toplantıda Başbakan Erdoğan“Onların Şengen’i varsa bizim de Şamgenimizvar” diyerek bu tarihin önemini ortaya koymuştu. Sınırsız bir Ortadoğuanlayışının doğal ürünü olarak Suriye ve bu ülkede yaşananlar, bugün Türkiyeiçin tepkisiz kalınmayacak bir iç mesele hüviyetine bürünmüştür.

Ortadoğu’nunsiyasi atmosferi bahar esintilerinden uzak rutin sıcak günlerini yaşarken 2010Haziran’ında (01.06.2010) Yeni Şafak Gazetesi’nde kaleme aldığım bir Ortadoğuanalizinin başlığı “Ortadoğu’da Rejim Değişiklikleri Olacak” şeklindeydi.  Böyle bir teori ya da öngörüyü ortayakoyarken tabi ki bir ortaçağ büyücüsünün küresine sahip değildim. Türkiye’ninOrtadoğu toplumları üzerinde artan ve sempati toplayan sahiplenici rolününetkileri, sosyal medyanın sınırları aşan, Ortadoğulu gençlerin şuur altlarınıaydınlatan paylaşım ve organizasyon gücü, ve tabi ki Al Jazeera etkisi Ortadoğuüzerindeki iklim değişimini hazırlayan siyasi, sosyal ve teknolojik unsurlardı.Tüm bu unsurlar bir araya geldikten sonra geriye sadece işportacı Buazizi’ninkibriti çakması kalmıştı.  Bugün halaçoğumuzun zihninde “Ortadoğu’da yaşanan bu dönüşüm acaba bir ABD ve Batıprojeksiyonu mu?”  Sorusu var. Ancakhepimizin unuttuğu bir şey daha var:  “İnilHukme İlla Lillah – Hüküm ancak ve yalnız Allah’ındır.” Batılıların busüreçteki varlıkları yeniden şekillenen Ortadoğu’da nüfuzumuzu koruyupgüçlendirecek pozisyonu nasıl alabiliriz kaygı ve telaşından öte bir şeydeğildir.

Tunuslugenç Muhammed Buazizi 17 Aralık sabahı işporta tezgâhı ile evinden çıkıpbaşkent Tunus sokaklarını mahmur gözlerle adımlarken, beraberinde tümOrtadoğu’yu ateşe verecek bir kibrit çöpünü taşıdığından habersizdi.Yeryüzündeki mağrur ve zalim diktatörlerin kaderleri ibret verici bir şekildeson buluyor. İlahlık iddiasında bulunan Nemrut bir topal sivrisineğe boyun eğipdiz çökerken, Ortadoğu’nun tüm mağrur ve zalim hükümdarları işportacı birfakirin çaktığı bir kibritle devrilebiliyor.

Tunus,Mısır ve Libya’nın ardından sancı Suriye içlerinde hissedilmeye başladığında,bildiğim Esed-Erdoğan yakınlığından ve Türkiye komşuluğundan dolayı Suriye’nin busüreci hızla demokratikleşerek sorunsuz bir şekilde atlatacağı kanaatinitaşıyordum. Suriye ile Türkiye, vizelerin kaldırılması ve yüksek düzeylistratejik işbirliği anlaşmalarıyla büyük bir yakınlaşma içerisindeydiler.Türkiye’nin bu yakınlaşmadan dolayı Arap baharı öncesi ve sonrasında Suriye’yesunduğu rahatlatıcı dönüşüm paketleri vardı. Ve bu dönüşüm paketlerininözellikle Esed tarafından ciddiye alındığı kanaatindeyim. Ve eminim ki eğerArap baharı etkisi olmasaydı doğal akışında bu paketler Suriye’de dönüşümüzaman içerisinde gerçekleştirecekti. Ancak ne var ki Arap baharının direktOrtadoğu rejimlerini hedef alan etkisi Esed ve Baas rejimi üzerinde ters etkiyarattı. Özellikle Arap baharının başlamasından sonra gerçekleşen dışmüdahaleler Esed ve Suriye rejimini daha tepkisel davranmaya itti.

Oysa Arapbaharının içeriği ve hedefi ne olursa olsun Esed’in, halkının hak ve özgürlüklerkonusundaki taleplerine Ortadoğu’da iklim değişimi başlamadan önce cevapvermeye başladığı cihetinden hareket etmesi gerekirdi. Bu hareket noktasıçeşitli kereler bizzat Dış İşleri Bakanı Ahmet Davutoğlu tarafından BeşarEsed’e aktarıldı. Hatta eşinin Sünni olmasından dolayı Suriye’nin müspet birkompozisyona sahip olduğu ve buradan yola çıkılarak hak ve özgürlüklerkonusunda atılacak ciddi bazı adımlarla Suriye’nin bu süreci en az hasarlaatacağı hususu, bizzat Sayın Davutoğlu tarafından Beşar’a iletildi. AncakSuriye’de mevcut rejimin sona ermesi durumunda varlık sebeplerini yitirecek okadar çok kemikleşmiş Baas kalıntısı var ki, bu yapı Esed’i ortadan kaldırmakpahasına da olsa bu iklim değişimine izin vermedi, vermeyecekte. Nitekim yoğunBaas baskısı altındaki Beşar, Suriye halkını özgürleştirerek bir halk kahramanıolmak yerine, halkına karşı silah kullanıp katlederek halk düşmanı olmayıseçti. Bu tercihiyle Beşar, tek çıkış ve kurtuluş yolu olan Başbakan Erdoğan veTürkiye dostluğunu da maalesef kaybetmiş oldu.

Şimdi ne olacak?

ArapBirliği’nin de Suriye’yle olan ilişkilerini askıya almasının ardından Suriyetamamen bir yalnızlaşma sürecine girmiş bulunuyor.  Birlik üyeleri Suriye’de devam eden ve uzayanyangının kendi üzerlerine sıçrama riskini diri tuttuğunun farkındalar. Esedrejimini feda ederek bu riski biran evvel ortadan kaldırmak ve kabustan uyanmakistiyorlar. Ürdün Kralı Abdullah’ın “Ben Esed’in yerinde olsam istifa ederim”açıklaması da bu süreci hızlandırmak ve Ürdün’de böyle bir sorun yok algısıoluşturmaktan öte bir durum arz etmiyor.

Türkiye’densonra Arap Ligi’ni de kaybeden Esed ve Suriye’deki Baas rejimini iyi günlerinbeklediğini söylemek zor. Aslında her geçen gün daha da yalnızlaşan Esed verejimini bekleyen son net bir şekilde görülebiliyor. Artan bu yalnızlıkBeşar’ın çevresindeki kırılgan kimi kesimlerin kopmasını da beraberindegetirecek.   Suriye’de tüm sancılararağmen doğumun gecikmesi biraz da ülkenin mezhep yapısıyla ilintili.  % 14’lük Nusayri varlığının bir iç çatışmayaratıp yaratmayacağı endişesi herkesin korkusu. Yine de Suriye’de artansancıya rağmen gerçekleşemeyen doğum bir “Sezaryen Operasyonunu” zorluyor ve bukaçınılmaz gibi.

Asıl soruise Türkiye’nin böyle bir sezaryen operasyonuna girip girmeyeceği sorusu.Uluslararası kamuoyunda da bu yönde oluşmaya başlayan bir beklenti var.Öncelikle bu hususta şu noktayı vurgulamak gerekir:  Türkiye dış müdahaleye her zaman karşı olmuşbir ülke. Suriye’deki dönüşümün iç dinamiklerce gerçekleştirilmesi de birinciltercihtir. Ancak her şeye rağmen şartlar Türkiye’yi Suriye’de bir sezaryenoperasyonuna zorlayacak olursa, bunun için mutlaka şartların son dereceolgunlaşmasını beklemek ve operasyona son seçenek olarak başvurmak gerekir.

Suriye’ninTürkiye’ye karşı izlemeye başladığı ve dozunu giderek artırdığı tahrikpolitikalarının böyle bir operasyon ihtimalini imkansız kılmadığını dabelirtmekte yarar var.  Suriyeyönetiminin PKK kartını tekrar devreye sokması, Türkiye’nin Şam ve Lazkiyetemsilciliklerine yönelik saldırı girişimi, bayrak yakma olayı ve çok dahavahimi Suriye güvenlik güçlerinin Türk hacıların üzerine ateş açması böyle biroperasyon ihtimalini imkansız kılmayan önemli gerekçeler.

Türkiye veGenel Kurmay’ın bu süreçte Suriye rejimine karşı muhtemel bir operasyon vemüdahaleyi en azından masasında çalışması gerekir. Türkiye gibi küresel güçpotansiyelleri taşıyan ve Ortadoğu’nun en büyük gücünün gündeminde böyle birmüdahale seçeneği zaten hep var olmalıdır. Operasyon zorunluluğu her zamankendi istem ve tercihlerinize bağlı gelişmeyebilir. Kıbrıs çıkarmasında olduğugibi çoğu kere karşı tarafın tutum ve meydan okumaları sizi buna mecburbırakabilir. Zaten Türkiye gibi güçlü bir ülkenin hemen yanı başında  gelişen sıcak olaylara ilişkin yeşildenkırmızıya eylem ve aksiyon planları olmak zorundadır. İsrail’in sık aralıklarlauluslararası toplumun şuur altına İran’a operasyon propagandasını yerleştirerekkorku ve tehdit algısı yarattığını düşünürsek, Suriye’yi haklı olarak bir içmesele zeminine oturtan Türkiye’ninSuriye’deki olumsuz gelişmelere seyirci kalmayacağı da aşikardır. Önemliolan böyle bir durumda Türkiye’nin kendini hem uluslararası hem de kendikamuoyu vicdanına karşı huzurlu ve haklı hissedip edemeyeceğidir.

Suriyerejimine karşı düzenlenebilecek bir sezaryen operasyonunun önünde birkaç önemliengel görünüyor. Bunlar İran, Rusya ve Çin engeli. Ancak Batılı ülkeler veTürkiye’den sonra Arap Birliği’nin de Suriye’yi yalnızlığa terk etmesi, sözkonusu ülkelerin Suriye’ye olan desteklerini zayıflatacaktır.

Bir diğerkonu da eğer şartlar o noktaya taşırsa Türkiye’nin sezaryen operasyonunauluslararası bir konsensüs ve koalisyon olmaksızın tek başına girişmeyeceğigerçeğidir. Muhaliflerin ve Suriye halkının desteklenerek rejimin yıpratılmasıve çökertilmesi Türkiye’nin şu aşamada etkin bir şekilde izlemesi gerekenstratejidir. Özellikle Arap Birliği’nin Esed karşıtı net tavrından sonra Suriyerejimi için çember daha da daralmış durumda. Bu durum muhalifleri Suriye rejiminekarşı daha kapsamlı eylemler düzenleme konusunda cesaretlendirecektir. NitekimBaas binasına karşı düzenlenen roket saldırısı önümüzdeki ayların Suriye’de çoksıcak geçeceğine ilişkin önemli bir ipucu.

Her şeyerağmen Türkiye’nin Esed için kapıları son ana kadar açık tutması gerektiği devurgulanması gereken önemli bir noktadır. Suriye’deki Baas hipnozundanuyanabilmesi durumunda Esed’in son anda çıkış kapıları bulması gerekir. Aksibir durum Esed’i ve Suriye’yi intihara sürükleyecektir.

Batısı, Doğusu ve Ortadoğusu ile yeryüzü, önemli bir dönüşümsüreci yaşıyor ve kurulu düzen değişiyor. Terazinin Batı kefesi alçalırken Doğukefesi yükseliyor. Güç ve zenginlik Batı’dan Doğu’ya büyük bir göç içinde. Çokdaha önemlisi artık yeryüzünde sömürü çağı kapanırken paylaşarak büyüme çağıbaşlıyor. Ve yakın bir gelecekte halk iradelerinin hüküm süreceği, sunisınırların yerini kardeşlik ve barış yurtlarına terk edeceği bir Ortadoğugöreceğiz inşallah.

Ali ŞAHİN – Ak Parti Gaziantep Milletvekili – GASAM Başkanı

Paylas
GASAM
GÜNEY ASYA STRATEJİK ARAŞTIRMALAR MERKEZİ

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here