Nizip, Suriye sınırına sadece 30 km uzaklıkta Gaziantep’in gelişmiş ve şirin bir ilçesi. Şehrin yüksek bir semtinde bulunan apartmanın 7. katındaki balkonda, demli bir bardak çayı dingin bir zihinle yudumlarken, Güney’e doğru uzayıp Suriye sınırlarına kadar dayanan Barak Ovası üzerinde derin bir ufuk turu yaptım. Türk dış politikasında yaşanan eksen zenginliğinin bir sonucu olarak, tek tek kalkan vizeler ve sınırsız bir Ortadoğu’ya doğru atılan önemli adımların yarattığı psikolojiden olsa gerek, kendimi bir Ortadoğu kentinde gibi hissettim.

Bunu hissettiren tek neden tabi ki bulunduğum balkondan Suriye ufuklarına doğru yaptığım seyrüsefer değildi. Gaziantep Havalimanı’nın önünde bekleyen Halep plakalı bir ticari taksiyi ve taksisini elindeki bezle parlatmaya çalışan Suriyeliyi görünce,  tebessümle bu iş olmuş bile dedim. Havalimanından hareket edip Gaziantep kent merkezine yönelen yoldaki kavşakta Halep yönünü gösteren tabela da heyecanımı artıran bir başka gözlemdi. Kendimi sınırsız bir coğrafyanın, renk cümbüşü kültürlerin bir bireyi ve tuhaf bir şekilde daha özgür hissettim. Bulunduğum araç kent merkezine geldiğinde Antep’in içlerinde gezinen Halep plakalı araçları, sokak ve caddelerde alışveriş yapan Suriyelileri gördüğümde ise, kaybedilen koca bir asırdan olsa gerek, buruk bir sevinç yaşadım.

Sınırsız Ortadoğu’yla buluşma noktamız olan Gaziantep’in sahip olduğu stratejik önemin farkına varması gerekiyor. Başta Gaziantep Büyükşehir Belediyesi olmak üzere Antep’teki tüm mülki erkan, iş çevreleri ve sivil toplum örgütleri, kentsel, kültürel, sanatsal, spor ve ticari anlamda stratejik planlarını yeniden ele almalılar.  Gaziantep artık sınırsız bir Ortadoğu’nun kenti. Kendini bu gerçeğe göre hızla hazırlayacak bir Antep, çok daha hızlı büyüyüp Ortadoğu’nun bir Beyrut’u gibi önemli cazibe merkezlerinden biri haline gelebilir.

Türkiye Bölgesel Değil Küresel Bir Güçtür

Antep’te hissettiklerim, merkez üssü daha derinlerde olan ancak harekete geçtiğinde çok geniş coğrafyalar üzerinde küresel etkiler bırakacak bir enerjinin öncü belirtileri gibiydi. Türkiye şu sıralar potansiyel halde bulunan bir enerjinin kinetik enerjiye dönüşüm sürecini yaşıyor.

Türkiye kimilerinin tanımladığı gibi “Bölgesel güç olma yolunda ilerleyen bir ülke” değil, Küresel güç potansiyellerine sahip bir ülkedir. Ve bu potansiyeller bugün küresel güç olan ABD’nin sahip olduğu potansiyellerden çok daha güçlü potansiyellerdir. ABD yeryüzündeki hegemonyasını zor ve kaba güç kullanarak sürdürebilmektedir. Oysa Türkiye, imparatorluk yıllarının üzerinden geçen asra rağmen Doğuda Bande Aceh’den Batıda Drogheda’ya kadar halen saygı ve sevgi gören bir ülke. Bunun en önemli nedeni ise Batı Medeniyetinin gücünü kaba kuvvetten, Doğu Medeniyetinin ise adaletten almasıdır. Bu açıdan bakıldığında Türkiye, taşıdığı imparatorluk genleri, kadim devlet geleneği, tarih boyunca Batıyla olan yoğun taallukatları, üstlendiği tarihi misyonlar ve doğu medeniyetinin temsilciliği gibi önemli küresel güç potansiyellerine sahiptir.  Tüm bu potansiyeller göz önünde bulundurulduğunda şunu rahatlıkla söyleyebiliriz; Türkiye küresel bir güçtür ve nüfuz coğrafyasını sadece kendi hayalleri sınırlayabilir.

Ancak Türkiye’nin bu potansiyelleri reaktive edip, okyanus aşırı yelkenler açabilmesi için atması gereken kimi önemli adımlar var.
İç Dinamikler Barışık ve Harmoni İçinde Olmalı Uluslararası İlişkiler literatüründe güçlü bir dış politika ve diplomasinin olmazsa olmaz unsuru, iç dinamiklerin barış ve harmoni içinde işlemesidir. Kendi içinde bölünmüş, halkları,  kurumları birbiri ile çatışma halinde olan toplumların bırakın sınır ötesi misyonlar üstlenmesi, kendi varlıklarını idameleri bile zordur.  Bu bakımdan sınırları olmayan bir Ortadoğu’nun yolu, okyanus aşırı nüfuz  etkinliğinin yeniden kazanılmasının ilk şartı içerde barışık ve huzurlu bir Türkiye yaratmaktan geçmektedir. Bu anlamda Türkiye’nin Güney Doğu sorununu ivedi bir şekilde sonuçlandırması ve demokratikleşme sürecini hızlandırması gerekmektedir. Kürt meselesi daha geniş bir çerçeve olan demokratikleşme içinde ele alınmalı ve çözülmelidir. Özgürlükler ve temel insan hakları bağlamında anayasal açıdan herkes için yaşanabilir bir Türkiye yaratılması Kürt meselesini de kendiliğinden çözecektir. Uzak ummanlara okyanus aşırı yelkenler açmak için Türkiye’nin güçlü soluklara ve rüzgarlara ihtiyacı olacak. Bunu da ancak ciğerlerini temizleyerek yani daha özgür bir ülke yaratarak gerçekleştirebilir.

İnsan Kaynakları Stratejisi Geliştirmeli

Bir amaçsızlık ve hedefsizliğin sonucu olarak Türkiye, maalesef insan kaynakları stratejisi olmayan, bu nedenle de insan kaynakları kalitesini geliştiremeyen, var olan kısıtlı düzeydeki kaliteli insan kaynağını da etkin ve verimli şekilde kullanamayan bir ülke. Türkiye’nin uluslararası güç mücadelesinde diğer gelişmiş ülkelerle kıyaslanamayacak kadar önemli bir genç ve dinamik insan kaynakları artısı var. Hedefini küresel boyutta genişleterek çok eksenli dış politikaya yönelen Türkiye’nin, bu uzun soluklu süreçte varılan noktaları muhkemleştirecek, bir sonraki hedeflere yönelecek kaliteli, ilkeli, dinamik ve disiplinli bir insan kaynağı havuzuna sahip olması gerekiyor. Özellikle beynel-akvam meselelerde başkalarının projelerini değil, kendi projelerini ortaya koyan, belirlenen gündemin bir parçası olmayıp gündemi belirleyen, yeni ufuklara yelken açabilen, sınır ötesi düşünceler geliştirebilen uzmanlar yetiştirilmesi gerekiyor. Bu hedef doğrultusunda  üniversitelerin mutlak surette ıslah edilerek bilim ve düşünce üreten merkezler haline getirilmesi önem arzediyor.

Etkin bir Lobi Politikası Geliştirilmeli

Türk dış politikasının bugüne kadar en önemli eksiklerinden biri de lobi politikalarının bulunmamasıdır.  Uluslararası arenada özellikle Yahudi, Yunan ve Ermeni lobileri tarafından uzun yıllar güç durumda bırakılan ve önü kesilen Türkiye, bu deneyimlere rağmen etkin bir karşı lobi hareketi geliştirememiştir.  Türkiye Avrupa ve Amerika’da çok güçlü lobi potansiyellerine sahip bir ülke. Avrupa’da sayıları 3.5 milyona varan Türklerle birlikte Pakistan, Afganistan, Bangladeş gibi Türkiye’ye sempati besleyen ülkelerin vatandaşları bu yönde organize edilmelidir. Başbakan Erdoğan’ın Gazze sürecinde ve sonrasında izlediği Ortadoğu Politikası  özellikle Avrupa’da yaşayan Arap vatandaşları arasında büyük bir sempati yaratmış durumda. Tüm bu lobi potansiyelleri  bir araya getirilerek Avrupa’yı da endişeye sevk etmeyecek şekilde  etkin bir lobi hareketine dönüştürülmelidir.. Avrupa’daki dağınık ve hedefsiz Müslüman varlığının disipline ve organize hale getirilmesi, Türkiye’nin Küresel hedeflerini vurması ve misyonlarını üstlenmesinin yanı sıra Avrupa’daki Müslüman varlığının selameti ve geleceği açısından da elzemdir.

Türkiye’nin Okyanus Aşırı hedefler için yelken açtığı şu günlerde şuurlu, vizyon sahibi geçlerimiz de kendilerini düşünsel, aksiyonel ve entelektüel anlamda bu sürece hazırlamalılar.  Gençlerimiz şuur altlarındaki sınırları kaldırmalı ve düşünce ufuklarını evrensel boyutlara taşımalı. Entelektüel yönü güçlü mütevekkil her bir gencimiz kendini bir yeryüzü elçisi bilmeli. Bulunduğumuz noktadan miraca yükselip,  evrensel bir bakış açısı yakalamalıyız. Tıpkı “Pakistan bizimdir, Hindistan bizimdir, Çin bizimdir. Müslüman’ız biz bütün cihan bizimdir.” diyen Muhammed İkbal gibi.

Ali ŞAHİN
21.12.2009

Paylas
GASAM
GÜNEY ASYA STRATEJİK ARAŞTIRMALAR MERKEZİ

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here