Zamanın tartışmasız en güçlü (!) ordularından Kızılordu yanı Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nin ordusu 27 Aralık 1979 tarihinde Afganistan’ı işgal etti. Aslında bu işgal biraz da ABD’nin onayıyla yapıldı da denebilir. Çünkü ikinci süper güç (!) bir başka zıt kutuptaki emperyalist gücün işgaline ses çıkarmaması pek de akla, mantığa ve teamüllere uygun görünmüyor. Afganistan halkının büyük bir bölümü SSCB’nin işgaline kendi imkânlarıyla karşı çıkarak “Cihad” ilan etti. Geçenlerde 93 yaşında hayata gözlerini yuman Sibgatullah Müceddidi’de Kızılordu’ya karşı cihad eden önemli liderlerden biriydi.

Ülkenin iki büyük Mücahit liderlerinden rahmetli Burhaneddin Rabbani ve Gülbettin Hikmetyar arasında bitmek tükenmek bilmeyen muhalefet alıp başını gittiğinden dolayı birçoğu kendi grubunu kurdu. Kimisi mensubu bulunduğu aşiret ve milliyetine yönelik kurulan gruplar kimisi de tüm Afgan halkını kucaklayan gruplar kurdu.

Müceddidi Peştun asıllı ve “ehli tarik” olduğundan müritlerini ve sevenlerini etrafına toplayarak kendi bölgesini (Pakistan’a tarafında) işgalcilere ve emperyalistlere karşı korumaya çalıştı. Ülkenin her bölgesinde mücahit grubu yoktu. Çok fazla ses getirecek eylem ve önemli zaferlere imza atan komutanlarının olmamasına rağmen 7 mücahit lider arasında saygınlığı ve sözü dinlenen biriydi.

Kızılordu’nun şaşkına döndüğü ve her gün onlarca ölü vermesini gören emperyalist çevrelerin dikkatini çekmeye başlayan Afganistan Cihadı üzerine yoğunlaşmaya başladılar. Suudi Arabistan ve bir takım Körfez ülkesini kullanan ABD ve AB yardım (!) kisvesiyle devreye girdiler. Müceddidi’nin grubu olan Cephe-i Milli İslami, Mehaz-i Milli İslami Afganistan lideri Seyyid Ahmed Gilani ile Hareket-i İnkilabi İslami lideri Mevlevi Muhammed Nebi Muhammed gibi sofi geleneğinden gelen gruplar ABD ve AB, özellikle Almanya ile iyi ilişkiler içerisine girdiler.

Müceddidi ile en son İstanbul’da konuşmuştum

Fakirlik ve imkânsızlığın içerisinde yardım(!) adı altında uzatılan ellere tutunan gruplar daha sonra karşılarında Taliban ve El kaide gibi terör örgütlerini buldu. Bu başka bir konu. Ama burada vurgulamak istediğim Mücahid liderleri daha dikkatli ve evrensel düşünmüş olsalardı emperyalistlerin dizayn ettiği terör örgütlerinin kıskacına girmezdi. Ancak bu koca yükü de Kızılordu’ya son derece kıt imkânlarla canıyla ve malıyla savaşan Afganlı mücahitlere yüklemek de insaflıca olmaz. Burada ümmetin ihmali olduğunu da belirtmekte yarar vardır.

Merhum Müceddidi ile ilk olarak 1987 yılında Peşaver’de tanıştım. Rabbani gibi sevecen ve güleç yüzlü birisi olarak kendisini tanıdım. Afganistan şartlarına göre iyi eğitimli, bakımlı, temiz ve dünyayı tanıyan bir lider, devamlı barıştan yana olarak kendisini tanıdım. Daha sonra 1992’de 2 aylık cumhurbaşkanlığı görevini Rabbani’ye devrederken kendisiyle karşılaşmış ve konuşmuştum.  En son olarak da, plansız bir şekilde, bu kez gazeteci sıfatıyla değil eski bir tanıdık olarak, İstanbul Yeşilköy’de bir mekânda misafirimle yemek yerken o da aile efradıyla arka masamıza gelip oturdu. Selamlama ve kısa bir sohbetten sonra ayrıldık. Hala eski nezaket ve kibarlığını korumasına sevinmiştim.

Büyük bir grubu olmamasına rağmen saygınlığı olan Müceddidi, Muhammed Necibullah Hükümetinin 1992’de düşmesinin daha doğrusu Mücahidlerin yoğun saldırıları karşısında Kabul’deki BM binasına kaçarak kurtulacağını zanneden SSCB’nin son kuklası kaçtıktan sonra ülkenin ilk cumhurbaşkanlığı görevini 2 aylığına devraldı. Bir nevi geçiş hükümeti kuruldu. Mücahid grupları arasında oluşturulan Şura’da bu görev Müceddidi’ye verildi. Söz konusu kararı hem SSCB hem ABD hem de mücahid grupları onayladı. Bu zaman içerisinde kurumların uyumu, Mücahidlerin devlet birimlerini kontrol altına alması, kaos ve taşkınlığın yaşanmaması gibi konuların sağlıklı bir şekilde işletilmesi için çok önemli bir görevi hakkıyla yaptı.

Bu zaman zarfında Mücahidler kendi aralarında oluşturdukları “ehli hal ve akd konseyi” cumhurbaşkanlığına Burhaneddin Rabbanı’yı Başbakanlığa ise Gülbettin Hikmetyar’ı seçti. Ancak Hikmetyar bu görev taksimini kabul etmeyip silahlı muhalefeti seçti. Temmuz 1992’de Kabul ’de tarihi bir gün yaşanıyordu. Cuma mescidinde cumhurbaşkanlığı devir teslim töreninde bizde gazeteci olarak tarihi ana şahitlik etmek için oradaydık. Müthiş bir coşku, müthiş bir sevinç vardı. Kimi mücahidler ağlıyor kimisi ise sevinçten coşuyordu. Bize mihmandarlık yapması rahmetli Ahmet Şah Mesut şimdiki Cumhurbaşkanı Eşref Gani’nin İcra Kurulu Başkanı olan Abdullah Abdullah’ı görevlendirmişti.

Hikmetyar ve Ladin üzerimize füze yağdırmıştı

Nihayetinde Cuma hutbesini ve namazını Müceddidi kıldırdı. Bu onun cumhurbaşkanlığı makamındaki son görevi ve anlarıydı. Cihad ruhuna uygun bir şekilde görevini tamamladı ve Rabbanıye teslim etti. O da kürsüye çıkarak cihad ve mücahid ruhuna uygun bir şekilde günün anlam ve mana konuşmasını yaparak cumhurbaşkanlığı görevini teslim aldı. Ancak o esnada üzerimize füzeler yağmaya başladı. “Çarı Asyap” bölgesinden Hikmetyar ve Usama bin Ladın ikilisi füze yağdırmaya başladı.

Sonra Cumhurbaşkanlığı sarayına geçildi. Eski liderler birlik ve beraberlik görüntüsü vererek ilk sözü Abdurrab Resul Sayyaf ve yanında rahmetli Ahmet Şah Mesut aldı. O esnada da üzerimize ayni bölgeden füze ve bombalara yağdı. O gün Kabul’e 150 füze atıldı. Cumhurbaşkanlığı ve mescid dışında hastane, Pazar yeri ve halkın bulunduğu birkaç ana cadde hedef alındı. Ertesi gün yaralıları hastanelerde ziyaret etmiştik. Müceddidi burada son derece olumlu ve ılımlı davranarak koltuğunu devretti.

Kurduğu geçici hükümette tüm grupları temsilen isimleri çeşitli bakanlıklara getirdi. Aradaki ihtilafları çözmeye çalıştı. Ancak herkes bir başka bakanlığı ele geçirmek için mücadele ettiğinde Müceddidi o nazik haliyle karşı durduğunu biliyoruz. Herkes memnun olmasa da Mücahidlerin geneline yakını yönetiminden memnun olmuştu.

Eski komünist gruplardan Halkçılar ve Perçamcılar’a yönelik toplu bir katliam yaşanmasını önledi. Çünkü tüm devlet birimleri teslim oldu. Bunlara karşı girişilecek bir eylem ancak katliam olabilirdi. İşte Müceddidi bunu da önleyerek bir geçiş dönemi oluşturdu. Bundan sonra genelde akil insan olarak siyasetin içerisinde oldu. ABD işgalinde diğer Mücahid liderleri gibi çok fazla direnç göstermedi. Bundan dolayı bazı kesimler tarafından hala eleştiriliyor.

Mücahid grupları ABD işgaline neden karşı koymadı?

Taliban yönetimini 2001’de işgalle birlikte yıkan ABD bu kez Rus işgalinden sonra ikinci musibet olarak Afganlıların başına bela oldu. Ortalık karıştı. Kim kiminle ne için savaştığı belli olmayan müthiş bir kaos ve iç savaş başladı. 2003 yılında söz konusu kargaşa ve kaosa çare bulmak amacıyla eski mücahid liderleri devreye sokuldu. Loya Jirga kuruldu. Bunun ilk başkanı da yine Müceddidi oldu. Verdiği kararların bir kısmı tartışmalı olsa da ABD işgaline ve emperyalizmine karşı durmamasının ana nedenin ne olduğunu kendisine sormak isterdim. Son görüştüğün mekan uygun olmadığından dolayı bunun cevabını alamamanın üzüntüsü içerisindeyim.

Kızılordu’ya imkânsızlıklarla büyük darbe vuran ve ailesinden yüzlerce kişiyi şehit veren Müceddidi ve diğer şanlı mücahidler ABD işgaline neden tam olarak direnmedi veya direnemedi? İran ve Pakistan’ın ülkenin iş işlerine karışmasıyla özellikle İran’ın Şii Pers İmparatorluğunu kurmak için kendine yakın grupları desteklemesinin yanında Suudi Arabistan’ın Vehhabi sapık inancını yaymak amacıyla ortaya çıkan terör örgütlerinin karşısında duramadılar. Ruslara karşı direnmek kolaydı ancak sözde İslami kesimden görünen gruplara karşı mücadele etmede başarılı olamadılar.

Başkent Kabul’de toprağa verilen Sibgatullah Müceddidi’yi kısmen tanıma imkânı bulduğum için kendimi bahtiyar hissediyorum. Her fırsatta Müslümanların birlik ve beraberlik içerisinde yaşamasını tavsiye eden Müceddidi 93 yıllık hayatı boyunca emperyalistlerden fazla Müslümanların kendi aralarındaki tefrikalarından muzdarip oldu. Çok sevdiği ülkesinin harap olmasına şahit olmasının üzüntüsünü yaşadı. Rabbim ümmete ayrılık değil birlik ve beraberlik şuuru versin!

Paylas

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here