Hindistan, 1,392 milyar nüfusu ile Çin’den sonra dünyanın en kalabalık ülkesi ve aynı zamanda dünyanın en büyük demokrasisi. Önümüzdeki yıllarda dünyanın en kalabalık ülkesi olması bekleniyor.

Hindistan, geçtiğimiz yıl halen yaşamakta olduğumuz yüksek Kovid-19 vakaları ve Haziran 2020’de Çin ile yaşadığı kanlı sınır çatışması ile uluslararası gündemin en üst sıralarında idi.  Özellikle son 1 yıldır da, Hindistan’ın da dahil olduğu ABD, Japonya, Avustralya arasında oluşturulan Hint-Pasifik‘in NATO’su olarak da nitelendirilen QUAD oluşumunun aktifleşmesi nedeniyle ileriki dönemde tartışmaya devam edeceğiz gibi görünüyor.

Çin örneğinde de gördüğümüz gibi, yükselen güç Hindistan’ın da dış politikası ekonomik diplomasisine artan bir şekilde bağımlı. Hindistan, Batı ve Doğu bloku arasında ayrılan dünyaya üçüncü bir yol sunan 1955 Bandung Konferansı’ndan itibaren dış politikasının temelini oluşturan ‘üçüncü dünya idealizmi’ yaklaşımından yükselen güçlerin bir niteliği olan ‘pragmatizme’ evrilmekte olduğu görülüyor. Hindistan dış politikasındaki dönüşümün bir benzeri ekonomisinde de görülmekte.

Hindistan’da ekonomik reformlar

24 Temmuz 1991’de Hindistan meclisinin bütçe görüşmelerinde Finans Eski Bakanı Dr. Manmohan Singh’in “Vakti gelmiş hiçbir fikri yeryüzündeki hiçbir güç durduramaz” ifadeleri bütün ülke ekonomisi için yeni bir dönemin işaret fişeği oldu.

Hindistan’ın ekonomi politikası, 1991’e kadar sosyalist bir ekonomi olarak nitelendirebileceğimiz korumacı politikalar üzerinden şekilleniyordu. Fakat Hindistan 1991’de yaşadığı ödemeler dengesi krizi sonrası kademeli olarak liberal ekonomiye geçme kararı aldı.

Hindistan’ın 1 Ocak 1995’te Dünya Ticaret Örgütü’ne üye olması, özellikle 1998 sonrası hızlandırılan reformlar ile birlikte kamu tarafından işletilen birçok sektörde özelleştirmeler yapıldı, doğrudan yabancı yatırımların önündeki kısıtlamalar kaldırıldı ve aynı zamanda dış ticareti canlandırmak amacıyla da gümrük tarifelerinde indirimler yapıldı.

Reformlar 1991’de başladığında Hindistan’ın ekonomik büyüklüğü 270 milyar dolar iken, 2021’de 2,7 trilyon dolara çıktı. Yani Hindistan’ın ekonomisi 10 kat büyüdü. Uluslararası Para Fonu (IMF) istatistiklerine göre, Hindistan 2,7 trilyon dolarlık ekonomisi ile dünyanın 6. en büyük ekonomisi. Fakat satın alma gücü paritesine göre ise 8,9 trilyon dolar ile Çin ve ABD’nin ardından dünyanın en büyük üçüncü ekonomisi.

İstatistikler Hindistan ekonomisinin son 20 yılda ortalama yüzde 5,8 büyüme başarısını yakaladığını gösteriyor. Daha da önemlisi, Hindistan ekonomisi dünyanın en hızlı büyüyen ekonomilerinden birisi olmasının yanı sıra, yükselen yeni ekonomik bir güç olarak sürdürülebilir ve istikrarlı bir şekilde büyüyor.

Hindistan 1991’de kişi başına düşen gelir 329 dolara, 2010’da 1265 dolara ve 2021’de 2190 dolara yükseldi. Evet, Hindistan’ın devasa nüfusu dikkate alındığında kişi başına düşen gelir bağlamında fakir bir ülke. Nominal olarak Hindistan’da kişi başına düşen gelir sıralamasında dünyada 139. sırada, satın alma gücü olarak ise 118. sırada.

Her ne kadar Hindistan’da fakirlik ve gelir dağılımındaki adaletsizlik devam etse de, 2000 yılından beri Hindistan fakirliğin ortadan kaldırılması konusunda ciddi başarılar yakaladı. Dünya Bankası verilerine göre, 2011-2015 yılları arasında 90 milyon Hindistanlı mutlak fakirlikten kurtarıldı.

Pandeminin Hindistan ekonomisine etkisi

Mart 2020’de pandemi nedeniyle ulusal kapanmaya giden Hindistan’da bütün dünyada olduğu gibi ekonomi ciddi zarar gördü. Aslında pandemi öncesinde de ekonomide yavaşlamalar başlamıştı. 2018-19 döneminde yüzde 6,1 büyüyen Hindistan 2019-20’de yüzde 4 büyümüştü.

Pandemi nedeniyle neredeyse bütün dünyada görülen ekonomik daralma, Hindistan’da da eksi yüzde 8 olarak gerçekleşti. Fakat 2021’in ikinci çeyreğinde nominal olarak yüzde 31,7 reelde ise yüzde 20,1’lik bir büyümeyi yakalayarak, ekonomik toparlanmasını ve büyümesini devam ettireceğinin işaretini verdi.

Nisan-haziran ekonomik çıktıları 2019’un aynı dönemine göre yüzde 9,2 oranında daha düşük. Yüzde 11 gibi düşük aşılama oranı ve üçüncü dalga endişelerine ek olarak ekonomisindeki bazı sorunlar endişe kaynağı. Hindistan ekonomisine ilişkin endişelere rağmen büyüme beklentileri pozitif. IMF’nin Temmuz 2021 raporuna göre, Küresel ekonomi 2021 yılında yüzde 6; 2022 yılında ise 4,9 oranında büyümesi bekleniyor. Aynı raporda IMF’nin 2011/2 mali yılını esas alarak yaptığı öngörüde Hindistan’ın 2021’de yüzde 9,5; 2022’de de 8,5 büyüme öngörüsü var. Fakat HSBC’nin Hindistan ekonomisi için 2021’de yüzde 7; 2022 için ise yüzde 5,7 büyüme beklentisi daha gerçekçi görünmekte.

Hindistan ekonomisinde riskler ve fırsatlar

Pandemi nedeniyle sekteye uğrayan Hindistan ekonomisi bazı daha genel risklerle de karşı karşıya. Nüfus olarak önümüzdeki yıllarda dünyanın en kalabalık ülkesi Çin’i geçmesi beklenen Hindistan’ın, ekonomisinin karşı karşıya kaldığı en büyük sorunlardan birisi artan nüfusuna yeterli istihdam sağlayıp sağlayamaması.

2017 rakamlarına göre, Hindistan 552 milyonluk iş-gücü ile Çin’den sonra dünyada ikinci sırada yer almakta. Ayrıca 2030 yılı öngörüsüne göre ortalama yaş Çin’de 43, ABD’de 39 ve Hindistan’da da 32 olacak.

Aynı zamanda Hindistan’ın artan genç nüfusu için bir istihdam sorunu olmakla birlikte, ucuz iş gücü ve pazar büyüklüğü nedeniyle emek-yoğun üretiminde merkezi olma fırsatı sunuyor. Diğer bir ifadeyle, Hindistan için dezavantaj gibi görünen bu durum, avantaja dönebilir. Aynı zamanda Hindistan’da ekonomik reformların kentli orta sınıfın lehine olduğu ve tarımsal alanda çalışan çoğunluğu göz ardı ettiği yönünde de tartışmalar var.

Hindistan’ın kent ve kırsal nüfusu arasındaki gelir dağılımındaki adaletsizlik, ekonomik reformlara en büyük tehdit olarak görülmekte. Fakat Hindistan’da demokratik yapının olması, ekonomi kaynaklı sosyo-ekonomik huzursuzlukların daha barışçıl yöntemlerle çözülmesi konusunda esneklik sağlamakta. Hindistan’ın hem istihdam sağlama hem de kentli-kırsal kesim arasında artan gelir dağılımındaki adaletsizliğe çözüm bulma noktasında artan doğrudan yabancı yatırımlar katkı yapabilir.

OECD (Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü) 2020 yılı verilerine göre, Hindistan 64 milyar dolarla Çin (212 milyar) ve ABD’nin (177) ardından dünyada en fazla doğrudan yabancı yatırım çeken ülke. Önceki yıllara da baktığımızda Hindistan 2016’da 43,5; 2017’de 44,9; 2018’de 44,4 ve 2019’da da 50 milyar dolar doğrudan yabancı yatırım çekmeyi başarmış. Hindistan 1990 yılında çekebildiği doğrudan yabancı yatırım miktarı sadece 237 milyon dolardı.

Hindistan yabancı yatırımcı için önemli bir husus olan iş yapma kolaylığı indeksinde Dünya Bankası verilerine göre 190 ülke arasında 63 sırada. Fakat iş yapma kolaylığı açısından da Hindistan 2018’de 100 sırada iken, 2019’da 77; 2020’de 63 sıraya gelmesi de, Hindistan’ın dış dünyaya kendisini açması ve iş yapmanın daha da kolaylaşacağı anlamına geliyor. Dolayısıyla Hindistan yabancı yatırımcılar için de cazip hale geliyor.

Yükselen Hindistan 

Hindistan’ın 30 yıldır sürdürdüğü reformlar ve büyüme oranları artık küresel ekonomide de dikkat çekmeye başladı. Hindistan’ın kendine özgü 30 yıllık tecrübesi de, ekonomik gelişmesi için reformların ve dolayısıyla küresel ekonomi ile entegrasyonun ciddi bir ivme kazandırdığını göstermekte.

Ayrıca Hindistan’ın devasa genç dinamik nüfusu, pazar büyüklüğü, üretim-tüketim potansiyeli, 2030’da Çin ve ABD‘nin ardından dünyanın en büyük 3. büyük ekonomisi, 2050’de de Çin’in ardından en büyük 2. büyük ekonomisi olacağı tahminlerini destekliyor. Göstergeler ekonomik temelli olarak Çin ile başlayan Asya’daki ve dünyadaki güç değişimi Hindistan ile devam edeceğine işaret ediyor. Önümüzdeki yıllarda Hindistan’ın ekonomik yükselişinin bölgesel ve küresel düzeyde daha net görebileceğiz.

Dolayısıyla, Hindistan’ın ekonomik büyümesini, küresel ekonomiye ve sisteme etkisini önümüzdeki yıllarda daha çok tartışacağız gibi görünüyor.

*Independent Türkçe – 12 Ekim 2021

Not “Bu makalede yer alan görüş ve düşünceler yazarın kendisine ait olup GASAM için hiç bir bağlayıcılık ve sorumluluk içermez.”

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here