Hindistan’ın kuzeydoğusunda bulunan Assam eyaletinde, yaklaşık 34 milyon nüfusun bulunduğu tahmin edilmektedir. Assam eyaletinde 10 milyonun üzerinde Müslüman nüfus yaşamaktadır. Assam’da dört milyon Müslümanı, Hindistan hükümeti tarafından geçtiğimiz günlerde açıklanan “Ulusal Vatandaşlık Kaydı” listesine alınmadı. Son günlerde gündeme düşen bu olayın kökeni ise 1951 yılına dayanmaktadır. İlk kez 1950 yılında Assam’da gündeme gelen Ulusal Vatandaşlık Kaydı, 2014 yılında Hindu Milliyetçi Parti Baharatiya Janata Partisi’nin (BJP) seçim vaatleri arasında yer almıştı.  BJP 2014 yılından itibaren Assam’da Bengalli Müslüman nüfusunun arttığını gündeme getirmiş ve bununla mücadele etmek adına Hindistan Yüksek Mahkemesi’nin gözetimi altında sözde “Yasadışı Göçmenleri” sınır dışı etme projesi hazırlamıştır. Özellikle son dönemlerde Assam’da artan Müslüman nüfusun, Assam eyaletinin demografik yapısında Hindular aleyhine bir değişime neden olduğu iddia edilmektedir. Bu değişimin temel nedeni de 1971 yılında yaşanan Bangladeş bağımsızlık savaşı sırasında bölgeye yapılan göçler olarak görülmektedir.

Assam Paylaşılmış Bir Bölge

1971 Bangladeş bağımsızlık savaşı sonrasında bölgede meydana gelen istikrarsızlık ve savaş ortamı Bengalliler’in bir kısmını Assam ve çeşitli eyaletlere göç etmek zorunda bırakmıştır.

Ancak Bengalli nüfusun tamamının ya da büyük çoğunluğunun bu savaş neticesinde buraya geldiğini söylemek doğru olmayacaktır. Aynı zamanda günümüzde Bangladeş olarak bilinen ülke 1971 yılına kadar Doğu Pakistan’dı. Ancak 1971 yılındaki iç savaşa Hindistan’ın da dâhil olması sonucu Bangladeş’in bağımsızlığını kazanmasıyla gerek savaş sırasında gerekse bağımsızlık sonrası Bangladeş’te meydana gelen istikrarsızlık ortamından kaçan insanlar Hindistan’ın Assam eyaletine göç etmek zorunda kalmıştır. Ancak üzerinden yaklaşık 47 yıl geçmiş olmasına rağmen bu göçmenler bugün yasadışı ilan edilmiş ve vatansız kalma tehdidiyle karşı karşıya kalmışlardır.

Assam ve Hindistan merkezi yönetimine göre geçtiğimiz günlerde açıklanan Ulusal Vatandaşlık Kaydı belgelerinin dayanak noktası bu yasadışı olduğu iddia edilen göçlerdir. Assamlı Hindu milliyetçisi hükümet, ulusal vatandaşlık listesi bağlamında kimliksizleştirilmeye çalışılan yaklaşık dört milyon insanın ‘yasadışı’ olarak Hindistan’a geldiğini ve burada Bangladeş çıkarlarına hizmet ettiklerini iddia ediyor. Bundan dolayı da Hindistan Yüksek Mahkemesi’nin gözetiminde ‘yasadışı göçmen’ oldukları ileri sürülen dört milyon insan Ulusal Vatandaşlık Kaydına alınmamakla-vatansızlıkla karşı karşıya kalmıştır.

Uygulama çerçevesinde eyalete 24 Mart 1971 öncesine geldiğini kanıtlayamayanların yasal haklarının ellerinden alınması ve sınır dışı edilmesi öngörülüyor. Ancak bunun için 1 yıllık süreci başlatan Hükümet, Assamlı olduğunu kanıtlamak ve listeye dahil edilmek isteyen kişilerin kendilerinin veya atalarının 1971 yılından önce Hindistan’da yaşadıklarını ispat etmeleri gerekiyor.

Ancak bilinmesi gerekir ki bunun ispatlanması oldukça meşakkatli bir iştir.  Çünkü Nüfusunun neredeyse yarısı kırsalda yaşayan Hindistan’da 2000’li yıllara kadar -hatta yer yer bugün dahi- doğum ve ölüm kayıtları düzenli olarak tutulamıyordu. Dolayısıyla bu durum bölgede hali hazırda kimliksiz yaşayan çok sayıda vatandaşın devlet desteğinden bağımsız bir şekilde kayıtların ispatlanmasının önünü tıkamaktadır.

Ulusal Vatandaşlık Kaydı Projesi ve Muhtemel Beklentiler

Geçtiğimiz günlerde Hindistan’ın kuzeydoğusundaki Assam eyaletinde dört milyon kişinin vatandaşlıktan atılmasına yol açabilecek bir liste yayımlandı. Ulusal Vatandaş Sicil Kurumu (NRC) listesinde, eyalete Doğu ve Batı Pakistan arasındaki savaşın çıktığı 24 Mart 1971 itibariyle eyalete geldiğini kanıtlayabilenlerin isimleri yer alıyor.  Hiçbir kanıtlama kriterinin bulunmadığı bu listenin dışında kalan yaklaşık 4 milyon kişinin vatandaşlıktan çıkarılabileceği açıklandı. Assam eyalet hükümetinin yaptığı açıklamalara göre bu projenin amacı ise 1971 sonrası Hindistan’a gelen Bangladeşli yasa dışı göçmenlerin tespit etmek ve Assam’dan sınır dışı etmektir.

Hiçbir hukuki gerekçesi olmayan ve insan haklarının ihlaline yol açan bu uygulama ile Myanmar’da olduğu gibi Assamlı dört milyon insan anayasal güvenceleri ellerinden alınarak vatansızlık tehdidi ile karşı karşıya kaldılar. Assam’daki etnik azınlıkların sindirilmesine yol açacak olan bu uygulamanın hiç şüphe yok ki; bir siyasi proje olduğu ve 2019 seçimlerinde Hindu milliyetçisi seçmenlerin desteğinin alınması üzerine şekillendirildiği ortadadır. Nitekim hükümette bulunan BJP partisi üyesi başbakan Modi, bu durumu olağan karşılamış ve gerekçelerinin bölgeyi istikrara kavuşturmak olduğunu açıklamıştır.  Dolayısıyla bu durumun 2019 seçimlerinde BJP’ye destek olarak geri döneceği şüphesizdir. BJP Lideri Modi 2014 seçimlerinden önce böyle bir uygulamadan bahsederek yasadışı göçmenleri sınır dışı edeceğinin vaat etmiş ve beklentilerin üzerinde bir oy almıştı.

Ancak korkulan taraf ise bu durumun Hindu milliyetçi desteğinden daha ileriye giderek yeni bir Arakan dramına yol açacak kapasiteye sahip olmasıdır. Zira açıklanan bu listeye göre 1 yıl içerisinde 1971 savaşından önce bölgeye geldiğini kanıtlayamayanların sınır dışı edilmesi gündemdedir. Bu kapsamda Assam Eyaleti’nin Adalet Bakanı ve BJP iktidar parti üyesi Siddharta Bhattacharya; “Herkese vatandaşlıklarını kanıtlama hakkı verilecek. Ancak başaramazlarsa, yasal süreç işleyecek” dedi.

Bengalliler için mücadele eden ve bölgede saygın bir konumda bulunan Nazrul  Ali Ahmed, Ulusal Vatandaşlık Kaydı’nın tamamen başka amaçlara hizmet ettiğini ve bu uygulamanın amacının açıkça bölgede Müslümanlardan kurtulmak olduğunu ifade etmiştir. Aynı zamanda Nazrul  Ali Ahmed, Myanmar’da Arakanlılar’a yapılan bugün burada bize yapılmaya çalışılmaktadır diyerek bölgenin yeni Arakan olma tehdidiyle karşı karşıya olduğunu ileri sürmüştür.

Başta Bengalliler adına mücadele eden Nazrul  Ali Ahmed olmak üzere birçok Müslüman lider, siyasetçiler ve aktivistler, bu durumun hiçbir hukuki dayanağının olmadığını tam tersine sistematik bir sindirme politikası olduğunu öne sürerek sosyal medya aracılığıyla kamuoyu oluşturma çabası içerisindeler. Yapılan çeşitli açılamalarda bu durumun ilk kez yaşanmadığına dikkat çekilerek durumun 1983 yılında Assam’da yaşanan ve sonucunda ise Hindular tarafından yaklaşık 2 000 Müslüman’ın öldürüldüğü olaylara dönüşmesinden duyulan korkular dile getirildi. Nitekim 1983 yılında yaşanılan vahşete dönüşeceği yönündeki endişelere bir körük de BJP üyesi Raja Singh’den geldi “Eğer bu Arakanlı ve Bangladeşli göçmenler Hindistan’ı saygılı şekilde terk etmezlerse, vurulmalı ve yok edilmeliler. Ancak o zaman ülkemiz güvenli hale gelir. Yabancıları ülkemizde tutmak nasıl doğru olabilir? Bu baş belalarını ülkemizde tutmaya gerek yok” açıklamasıyla yaşanan krizin yeni bir Rohingya krizine dönüşebileceğinin sinyallerini de vermiş oldu.

Ayrıca yerel medya kaynaklarına göre Assam hükümeti tarafından esir kampları kurulduğu ve çevresinde ise askeri üslerin kurulduğu açıklamıştı. Bu veriler dikkate alındığında 1971’den önce Hindistanlı olduklarını ispat edemeyenlerin sınır dışı edilmelerine kadar esir kamplarında tutulacağı düşünülmektedir. Şayet süreç böyle işlemeye devam ederse, 1990’larda bölgede yükselen krizlerin tekrar yükselmesi dahi söz konusu olabilir. Nitekim bu uygulama bu haliyle devam ederse milyonlarca aile mensubu birbirinden kopacak, kitlesel kıyımlar ve sürgünler yaşanacaktır. Dört milyon insan kimliksiz, vatansız kaldıkları gibi sağlık, eğitim ve temel kamu hizmetlerinden de faydalanamayacaktır.

Yeni Arakan Olmasın!

Assam’da alınan hukuk dışı kararın ardından başta Hindistan’dan olmak üzere dünyanın birçok yerinden Aktivist,  Assam’ın yeni bir Arkan’a dönüşmemesi adına uyarılarda bulundular. Birleşmiş Milletler (BM) ve İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) olmak üzere, evrensel insan haklarını savunan tüm uluslararası kuruluşların bu kararın bozulması için mücadele vermesi gerekmektedir. Zira verilen kararın farklı amaçlara hizmet ettiği ve önlem alınmazsa çok daha kötü senaryoların ortaya çıkacağı muhakkaktır.  Dolayısıyla başta Türkiye olmak üzere, vicdan sahibi tüm devletlerin, evrensel insan hakları savunucularının ve bu amaca hizmet eden Sivil Toplum Kuruluşlarının konuyu uluslararası kamuoyunun dikkatine sunarak verilen kararın geri alınması için Hindistan merkezi hükümetine baskı kurulması gerekmektedir. Aksi takdirde toprak, gözyaşı ve kanla buluşacaktır.

Aydın GÜVEN – İstanbul Medeniyet Üniversitesi

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here