Hindistan’ın Nepal’le ihtilaflı Kalapani bölgesini de içeren yeni bir Hindistan haritasını 2019 Mayıs’ında yayınlanması iki ülke arasındaki gerginliği artırmıştı. Söz konusu bölgelerle alakalı Nepal Başbakanı Khadga Prasad Sharma Oli’nin geçtiğimiz günlerde “topraklarımızı geri alacağız” açıklamasıyla bu sorunu tekrar gündeme getirmesi ve bakanlar kurulunun hazırladığı yeni Nepal haritasını “Kalapani, Lipulekh ve Limpiyadhura Nepal’e aittir” diyerek yayınlaması iki ülke arasındaki sınır sorunlarının epey baş ağrıtacağına işaret ediyor.

Kalapani bölgesi, Hindistan-Nepal-Çin sınırının birleşme noktasında yer alan oldukça stratejik bir bölgedir. 1962 Hindistan-Çin Savaşı sonrası Hindistan’a, Çin’e karşı bir üs olarak kullanılması için Nepal Kralı tarafından verilmişti. İki ülke arasında tartışmalara yol açan Kalapani yakınındaki Lipulekh sınır bölgesine Hindistan, hacılar için yaklaşık 80 km uzunluğunda bir yol inşa etmiş ve açılışını da Hindistan Savunma Bakanı Rajnath Singh yapmıştı. Hindistan’ın Dharchula kasabasını Lipulekh Geçidi üzerinden Çin’in Tibet özerk bölgesine bağlayan bu yolun 08 Mayıs’taki açılışından beri bölgedeki tansiyon yeniden yükselmiş durumda.

Hinduizm, Budizm ve Jainizm tarafından kutsal sayılan Mansarovar Gölü’nün bulunduğu Tibet Özerk Bölgesi sınırları içerinde yer alan Kailash Mansarovar, özellikle Hindu ve Budist hacılar tarafından ziyaret edilen bir bölge olarak önem arzediyor.

Bölgeye yapılan hac ziyaretlerinin gidiş süresini kısaltmak için inşa edilen yolun ihtilaflı sınır bölgesinden geçiyor olması, iki ülke arasındaki gerilim dozunun artmasına neden oldu. Hindistan’ın, inşa edilen yolun açılışını yapmasına müteakip Nepal hükümeti tarafından yapılan açıklamalar ve hemen ardından 20 Mayıs’ta yayınlanan yeni Nepal haritası sonrası iki ülke ilişkileri dibe vurmuş durumda.

Diğer taraftan Nepal halkının özellikle de muhalefet partilerinin bu durumdan çok rahatsız olduğu ve bugüne kadar söz konusu duruma gerektiği şekilde tepki göstermeyen, özellikle de uluslararası platformlarda durumu dillendirmeyen hükümetin ihmalkâr davrandığı görüşleri Başbakan Oli’yi hedef haline getirdi. Sokağa çıkma kısıtlamalarına rağmen Hindistan’ın Katmandu Büyükelçiliği yakınlarında durumu protesto etmek için toplanan bir grup, Hindistan Başbakanı Narendra Modi ve Nepal Başbakanı Oli’nin posterlerini ateşe vererek tepkilerini dile getirdi. Ülke genelinde özellikle öğrenci gruplarının hedefi haline gelen Oli, eleştiriler üzerine parlamentoda yaptığı konuşmasında “Lipulekh, Limpiyadhura ve Kalapani meselesinin peşini bırakmayacağız. Burası bizim toprağımız ve onu geri alacağız. Hindistan bu toprakların kendisine ait olduğunu iddia ederek gereksiz tartışma yarattı.” dedi. Hindistan’ın Nepal’e zorbalık yaptığını belirten Oli, “Nepal hükümeti, ülke topraklarını geri kazanmak için somut çabalar gösterecek.” ifadelerini kullanarak gelişen duruma sert tepki göstermediğine yönelik iddialara da yanıt vermiş oldu.

Nepal Dışişleri Bakanı Gyawali de konu ile ilgili parlamentoda soruları cevaplayarak Hindistan sınırı boyunca mevcut 120 sınır güvenlik noktasının daha da artırılacağını ve bunun planlamasını yaptıklarını açıkladı. Nepal’in bu söylemlerinin arkasında Çin’in olabileceği düşüncesi Hindistan’ın ilk kez meseleyi ciddiye alması yönünde baskı hissetmesine ve iki ülke arasında bir çatışma riskinin yaşanabileceği endişelerine yol açtı. Daha önce Nepal’in çağrılarına kulak tıkayan Yeni Delhi, stratejik açıdan Çin’e karşı Nepal’i kaybetmek istemediğinden koronavirüs pandemisinin sona ermesiyle birlikte meselenin iki ülke arasında görüşülebileceğini belirtti.

Sorunun Gerginliğe Dönüşmesi

1816 Sugali anlaşması uyarınca Nepal sınırları içerisinde yer alan Kalapani bölgesinin Kasım 2019’da Hindistan İçişleri Bakanlığı tarafından yayınlanan bir haritada, Hindistan’a ait olarak gösterilmesi sonrası Hindistan’ın bu tutumu Nepal tarafından eleştirilmiş ve durumdan memnuniyetsizliklerini dile getiren Nepalli öğrenciler, Hindistan’ın Katmandu büyükelçiliği önünde protestolar yaparak Hindistan haritasını ateşe vermişlerdi. Nepal tarafından yapılan itirazlara ilişkin Hindistan Dışişleri Bakanlığından yapılan açıklamada, “Haritamız, Hindistan’ın egemen bölgesini gösteriyor.” ifadeleri kullanılmış ve ihtilaflı bölgede her açıdan Hindistan egemenliğinin olduğu belirtilmişti.

Nepal’deki siyasi istikrarsızlık ve Hindistan’ın Nepal iç politikasındaki güçlü etkisi nedeniyle, Nepal liderleri bugüne kadar konuyu ciddi bir şekilde tartışmak istemiyorlardı. Ancak Hindistan’ın ihtilaflı bölgede Nepal’e danışmadan yeni bir yol inşa etmesi, Katmandu ile Yeni Delhi arasında hatların kopmasına neden oldu.

2019 Yılına Kadar Haritalarda Yer Almayan Bölge

Her ne kadar Nepal, sorunun çözülmesi için Hindistan’a birçok defa müzakere çağrısında bulunduğunu iddia etse de bugüne kadar kendisine ait olduğundan emin olduğu bir bölgeyi ülke haritasında neden göstermediği yönündeki sorular akılları karıştırıyor. Hindistan’ın daha önceden hem Kalapani ve Limpiyadhura’yı hem de Lipulekh’i kendi ülke haritasında gösterdiği görülürken Nepal’in ise Limpiyadhura’ya kendi haritasında yer vermediği görülüyor.

Konuyla ilgili açıklamalarda bulunan Nepalli eski bir diplomat, sorunun Nepal tarafından yayınlanan haritaların eksikliğinden kaynaklandığını belirtip “Nepal’in harita üretme kapasitesi yoktu, bu yüzden İngiliz Hindistan’ı tarafından yayınlanan haritalara bağlıydı. Nepal’in ilk sınır iddiası 1962’de yapıldı.” yönünde bir açıklama yaparak kafa karışıklığını gidermeye çalıştı. Buddhi Narayan Shrestha’ya göre ise “Nepal 1970’lerde haritasını ilk kez çizdiğinde bu durum tartışma konusu olunca Limpiyadhura bölgesinin Hindistan ile yapılan görüşmeler sonrasında çizilmesine karar verildi.” diyerek konuya açıklık getirmiş oldu.

Nepalli uzmanların iddialarına göre özellikle 1962 Çin-Hindistan savaşı öncesi Kral Mahendra ihtilaflı bölgeleri, Hindistan’ın geçici olarak kullanmasına izin verdi. Asia Times’a durumu değerlendiren Bhim Bhurtel, 2015 yılında dönemin Nepal Başbakanı Kriti Nidhi Bista ile yaptığı bir röportajda, Bista’nın durumu şu şekilde açıkladığını aktarıyor: “Kalapani bölgesi, 1962 Hindistan-Çin savaşından sonra Hindistan’ı, Çin’e karşı aldığı korkunç yenilgiden psikolojik olarak kurtarmak ve algılanan uzun süreli Çin tehditleri nedeniyle Hindistan’ın güvenlik kaygılarını gidermek isteyen Kral Mahendra tarafından Hindistana -geçici olarak- verildi.” Bhurtel’in bu iddiaları bazı Hindistanlı gazeteciler tarafından da doğrulanarak tartışma haline gelen toprakların hem Çin’e karşı algılanan güvenlik tehditlerinden Hindistan’a yanaşarak kurtulmak hem de bu yolla Hindistan ile işbirliği içinde olduğunu göstermek için -Hindistan’ın da isteği üzerine- Nepal Kralı tarafından verilmişti. Taraflar arasında sorun olacağı düşünülmeyen bu durum, 1972 yılında Nepal’in haritasını ilk kez çizmeye başlaması ile birlikte soruna dönüştü.

Bu tarihten sonra Nepal’in talepleri doğrultusunda birçok defa dillendirilen sorun, Hindistan’ın statükoyu devam ettirme politikası neticesinde günümüze kadar çözülemeden gelmiştir. Her iki tarafın da ihtilaflı bölgenin kendilerine ait olduğunu iddia etmesi ve karşılıklı yeni haritaların yayınlanmasının ardından Nepal Dışişleri bakanlığından yapılan açıklamada, ellerinde bölgenin Nepal’e ait olduğuna dair tarihi kanıt ve gerçeklerinin bulunduğu söylenmiş ancak söz konusu kanıtların ne olduğuna değinilmemişti.

İddia edilen Tarihi Kanıtlar

Dışişleri Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada Kalapani bölgesinin tarihi kanıt ve gerçekler ışığında Nepal’e ait olduğu belirtilirken Hindistan’ın meselenin müzakere edilmesi adına üzerinde mutabık kalınan anlaşmaya aykırı hareket ettiği söylenmişti. Buna karşılık bir açıklama yapan Hindistan Dışişleri Bakanlığı ise Nepal’in iddialarının asılsız olduğunu belirtirken yapımı tamamlanan yolun tamamının Hindistan topraklarında yer aldığını vurgulamıştı.

Yapılan araştırmalara bakıldığında Nepal’in iddialarını dayandırdığı başlıca dört kanıt olduğu görülüyor. İddia edilen birinci kanıt, 1816 yılında İngiliz Hindistan’ı Racası ile Nepal Krallığı arasında imzalanan Sugauli Anlaşması’nın 5. maddesidir. Bahsi geçen maddede Nepal Kralı Junga Bahadur Rana’nın, Kali Nehri’nin batısında kalan söz konusu ihtilaflı topraklar üzerinde hak iddia ettiği vurgulanarak durumdan endişe duymaması gerektiği ifade ediliyor. İkinci olarak, Nepal Kralı’nın 1857’de Hindistan’da meydana gelen halk ayaklanmasının bastırılmasında İngilizlere destek vermesi karşılığında İngiliz Hindistan’ı Raca’sının hediye olarak Batı Nepal’in Terai bölgesinde dört bölgeyi (Banke, Bardiya, Kailali ve Kanchanpur) Nepal’e hediye ettiği iddiasıdır.

Üçüncüsü, Nepalli diplomatların iddialarına göre Nepal Kralı ve İngiliz Raca’sı arasında 1860 yılında yapılan bir diğer anlaşma uyarınca İngiliz Hindistan’ı-Nepal sınırının Kali Nehri’nin batısı olarak belirlendiği iddiasıdır. Ayrıca 1837’de İngiliz Racası tarafından Kalküta’da yayınlanan başka bir haritada günümüzde tartışma konusu olan Kalapani, Lipulekh ve Lipiyadhura bölgeleri Nepal sınırları içerisinde gösteriliyor. Son olarak, Nepal’in arşiv belgelerine dayandırdığı -1962’den önce tartışmalı bölgenin sakinlerinden alınan- arazi gelir toplama makbuzlarıdır. Aynı zamanda yetkililer, ihtilaflı bölge sakinlerinin Nepal’deki 1958 genel seçimleri seçmen listesinde yer aldıklarına yönelik arşiv belgelerinin ellerinde mevcut olduğunu belirtiyor.

Ayrıca konunun kavranabilmesi ve tarafların iddialarının değerlendirilmesi açısından 1950 yılında Hindistan ve Nepal arasında imzalanan Barış ve Dostluk Anlaşması’na bakmak faydalı olacaktır. Hindistan’ın bu anlaşmaya aykırı hareket ettiği Nepalli uzmanlar tarafından sıkça dillendirilen bir meseledir. Nitekim anlaşma metninin 1. maddesine bakıldığında tarafların birbirlerinin egemenliğine ve toprak bütünlüğüne saygı duyması gerektiği belirtilmiştir. Ancak anlaşmanın yapılmasından sonra taraflar arasında doğrudan herhangi bir çatışmanın yaşanmamasına rağmen Hindistan’ın ihtilaflı bölgeler üzerinde tek taraflı hakimiyet politikası yürütmesi, Nepal tarafından anlaşmada belirtilen ‘toprak bütünlüğüne saygı’ ilkesinin ihlali olarak görülüyor.

Bu durumun aynı zamanda Hindistan’ın bölge lideri olma yönündeki prestijini zedelediği söylenirken sorunun üçüncü tarafların müdahil olabilecek derecede büyümesi Hindistan’ı olayın arkasında farklı ülkeler olduğu yönünde kaygılandırıyor. Nitekim Çin’in son yıllarda Pakistan başta olmak üzere bölge ülkeleri ile işbirliğini artırarak bölgedeki nüfuz alanını genişletme emareleri gösterdiği biliniyor. Bu durum Hindistan’ı diğer komşu ülkelere karşı bazen saldırgan ve zorba bir devlet konumuna getirirken bazen de olayların müsebbibi olarak ‘güvenlik ikilemi’ problemi yaşadığı Çin’i hedef almasına yol açıyor.

Hindistan-Çin Güvenlik İkileminin Nepal’e Yansıması

Nepal’in yeni harita hamlesi Hindistan’ı rahatsız ederken Yeni Delhi, olayların üçüncü bir tarafın müdahalesi olmadan diyalog yoluyla müzakere edilmesi gerektiğini dillendirmeye başladı. Nepal’in bu hamlesi, 1962 yılından beri söz konusu toprakları hakimiyetinde tutan ve bu konuda herhangi bir şekilde diyaloga yanaşmayan Hindistan’ı, müzakerelere katılması yönünde baskı hissetmesine de neden oluyor. Hindistan’ın endişesi ise Nepal’in harita politikasının arkasında bir Çin parmağının olduğu yönündedir. Nepal’in Çin’in kışkırtmaları neticesinde bu tür söylemler geliştirdiğini belirten Hindistanlı yetkililer, durumun iki ülke arasındaki tarihsel geçmişe dayanan yakın ilişkileri zedelememesi gerektiği yönünde açıklamalarda bulunuyor.

Nepal Dışişleri bakanlığı, ültimatom vermek üzere Hindistan’ın Katmandu Büyükelçisi’ni bakanlığa çağırdığı aynı gün Çin dışişleri bakanlığı sözcüsü Zhao Lijian bir basın toplantısında tarafların meseleyi dostça çözmesini ve tek taraflı herhangi bir eylemde bulunmaktan kaçınmasını umduklarını belirterek Hindistan’ın meselenin arkasında Çin’in olduğu yönündeki iddialarının asılsız olduğunu belirtmiş oldu. Ancak Çin’in bu açıklamaları Hindistan’ı tatmin etmek yerine daha da kızdırdığı görülüyor. Çünkü Yeni Delhi’nin yakın komşuları ile arasındaki sorunları, ‘mevcut statükoyu devam ettirme politikası’ ile ele aldığı dikkate alındığında Çin desteğini arkasında hisseden Nepal’in Hindistan karşıtı bir pozisyon alabileceği kaygıları var. Son yıllarda Nepal’e sağladığı kredi ve mali desteklerle ülkedeki Hindistan nüfuzunu kırmaya çalışan Çin’in böyle bir durumu fırsata çevirmesi olayların daha da büyümesine sebep olacak. Dolayısıyla bu durum hem Hindistan’ın bölge ülkeleri nezdinde kredisini düşürecek hem de Yeni Delhi’nin küçük komşuları üzerinde baskıcı politikalar yürüttüğü izlenimi doğuracaktır.

Hindistan Kara Kuvvetleri Komutanı General M.M. Naravane, konu ile ilgili yaptığı açıklamasında Nepal’in Çin’in emrinde olduğunu ileri sürerek protestoların arkasındaki asıl etkenin Çin olduğunu iddia etti. Ayrıca Nepal ile olan bu sınır anlaşmazlığının sınır devriyeleri sırasında Hint ve Çinli birlikler arasında vuku bulan çatışmaların akabinde alevlenmesi, Hindistan’ın olaylarda Çin parmağının olduğu yönündeki endişelerini artırıyor. Hindistan’ın bu endişeleri bölgedeki nüfuz alanını giderek genişleten Çin ile bir güvenlik ikilemi problemi yaşadığı izlenimi doğuruyor. Çin’in pandemiden önce ünü sıkça duyulan Kuşak-Yol projesi ile Hindistan’ı çevrelemeye çalıştığını düşünen Yeni Delhi yönetimi, geliştirdiği politikalarla Soğuk Savaş döneminden kalan ‘Hindistan’ın bölge ülkelerine liderlik etme politikasını devam ettirerek bölgedeki nüfuz rekabetini lehine çevirmeye çalışıyor.

Hindistan’ın komşularına öncelik veren ‘Neighbourhood First’ (Önce Komşuluk) politikası ve Çin eksenine yakın ülkelere yönelik geliştirdiği ‘Look East’ (Doğuya Bakış) politikası bağlamında düşünüldüğünde Hindistan’ın son yıllarda Çin’in bölgede artan nüfuzundan endişe duyduğu görülüyor. Bölgede artan rekabet ve Hindistan’ın Çin’i temel tehdit unsuru olarak görmesi Yeni Delhi’yi, daha sıkı bir Nepal-Çin işbirliğini önleme politikası geliştirmesi yönünde zorluyor. Çin’in Nepal’de son yıllarda artan nüfuzunun farkında olan Hindistan, bu sorunu Nepal ile karşılıklı diyalog yoluyla çözerek Nepal’in tamamen Çin kontrolüne girmesini önlemeyi hedefliyor. Ancak Nepal’in müzakere çağrılarına cevap vermek yerine resmi kanallarla tansiyonu artırma yönündeki açıklamaları, Hindistan’ı bu durumdan uzun vadede zararlı çıkaracak gibi gözüküyor.

Modi’nin ‘Önce Komşuluk’ politikası Nepal’de Fiyasko ile mi sonuçlanacak?

Katmandu ile yaşanan sorunun karşılıklı restleşmelerle devam etmesi Modi’nin ‘önce komşuluk’ politikasının Nepal’de fiyaskoya uğradığına dair yorumların yapılmasına yol açtı. Kendisini bölge ülkelerinin büyük biraderi (big brother) konumunda gören Hindistan’ın, Nepal’e karşı uyguladığı tek taraflı politikalar ülkenin bölgedeki kredisini düşürüyor. Hindistan’ın bölge ülkeleri ile ilişkilerinde eşitlik politikasından uzaklaşması söz konusu ülkelerin ekonomik ve siyasi açıdan Hindistan’dan daha ileride olan Çin’e bağlanmaları anlamına gelecektir. Dünyanın en kalabalık iki ülkesi arasında kalan bölge ülkelerinin bugüne kadar Hindistan’ı önceledikleri görülürken Nepal ile başlaması muhtemel bir akımın Çin’e karşı Hindistan’ın elini zayıflatacaktır.

Hindistan’ın komşularıyla sorunlarını karşılıklı çözmek yerine bunları ‘Soğuk Barış’ ikliminde devam ettirmesi, uluslararası ilişkilerdeki statükoyu korumanın bazen değişimden çok daha önemli olduğu görüşlerini destekliyor. Modi’nin 2014 yılında iktidara gelmesinden sonra Hindistan’ın komşularına öncelik veren ‘neighborhood first’ politikasının mevcut statükonun korunmasıyla ilerletilmeye çalışılması bu duruma verilebilecek en temel örneklerden biri olarak gözüküyor. Hindistan-Nepal olayından da anlaşılacağı gibi Nepal ile iyi ilişkiler geliştiren Hindistan’ın bunu sağlamasında ve söz konusu meselenin günümüze kadar çatışmasız bir şekilde getirilmesinde statükonun korunması düşüncesinin büyük etkisi olmuştur.

Ancak ülkelerin milli güvenliği ve toprak bütünlüğü tehlikeye düştüğünde bu durumun sürdürülebilir olmadığı bilinen bir gerçektir. Nitekim Modi, 2014-2019 yılları arasında -beş yıllık görev süresi boyunca- Nepal’i dört kez ziyaret etti. Her ziyaretinde Hindistan’ın tarihsel anti-emperyalist duruşu ve barışçıl görüşü dile getirilmesine rağmen iki ülke arasındaki ilişkilerin tekrar dip seviyelere ulaştığı görülüyor. Modi’nin komşulara öncelik veren politikasına rağmen Hindistan’ın yakın komşularıyla olan ilişkisinin bağımsızlıktan bu yana en mesafeli dönemini yaşadığını belirten Bhim Bhurtel, bunun müsebbibinin küçük komşu ülkelerin küçümsenmesi ve yersiz özgüven patlamasından kaynaklandığını ileri sürüyor.

Sonuç olarak geçmişte Çin’e karşı aldığı ağır yenilgiyi unutamayan Hindistan, bölgede gittikçe artan Çin nüfuzunun kırılması adına komşu ülkelere yönelik gereken politikaları devreye sokmaya devam edecek. Bugün’e kadar mali desteklerle Nepal’i kendi safında tutan Hindistan’ın ihtilaflı bölge sorununa nasıl bir çözüm getireceğini görmek için görüşmelerin başlamasını beklemek gerekse de Hindistan’ın Çin ile gittikçe artan bölgesel rekabette oldukça stratejik gördüğü Limpiyadhura ve Kalapani bölgelerinden vazgeçmesi zor görünüyor. Mevcut sınırın birçok noktasında Çin ile küçük çaplı çatışmalar yaşayan Hindistan’ın Çin sınırı boyunca güvenlik gücü konuşlandırması gündemde duruyor. İki ülke arasındaki sınır geriliminin artacağı yönünde endişelenen Hindistan’ın böyle bir durumda Nepal ile arasının bozulmasını göze alması beklenmiyor. Çünkü Hindistan’ın Nepal ile arasındaki sınır sorunlarını çözememesi halinde Nepal’in tamamen Çin eksenine kayması mümkün olacağı gibi bu durum bölgede var olan güvenlik ikilemi sorununu daha da artıracak gibi görülüyor.

*Aydın Güven- Araştırmacı

Uyarı: Bu makalede yer alan görüş ve düşünceler yazarın kendisine ait olup GASAM için hiç bir bağlayıcılık ve sorumluluk içermez.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here