İran’daki gelişmeler bizi olduğu kadar bölgemizi de etkilemektedir. Son zamanlarda en çok konuşulan ve tartışılan ülkelerin başında kuşkusuz İran gelmektedir. Bir taraftan İsrail ve ABD’nin başını çektiği sözde düşman ülkeler bir taraftan da İran’ın içişlerine karıştığı ülkelerin beyanları söz konusu ülkeyi gündemde tutmaktadır. Herkesin konuştuğu ve üzerinde tahmin yürüttüğü konunun başında İran’ın fiili olarak savaşa girişip girişmeyeceğidir. Üzülerek ifade etmeliyim ki, İran izlediği politikalarla dost yerine hep düşman üretmektedir.

Şii yayılmacılığı ile Fars milliyetçiliğinin bölgeye egemen olması için acımasız politikalar izleyen İran özellikle bölgedeki Sünni İslam anlayışını yok etmeye çalışması, Türkiye, Pakistan, Bahreyn, Suriye, Yemen ve Irak gibi ülkelerde mezhebi kışkırtmalar yapmasının ne kendisine ne de bölgeye yararının olmayacağını anlaması gerekiyor. Ancak, maalesef, bu alanda adım atanlar adeta rejim tarafından dışlanıyor. ABD’de olduğu gibi İran’da da savaş lobisi acımasızca çalışmalarına devam ediyor.

İran yıllardan beri İsrail ve ABD düşmanlığını pompalar. Hemen her Cuma günü ülkenin değişik kentlerinde söz konusu ülkeler aleyhine mitingler yapılır ve “Mekber İsrail, Mekber Amrika” (İsrail ev Amerika’ya ölüm) sloganları atarlar. Bu artık bir ritüel hailini aldı. Oysa İran’ın bölgede yayılmacılığını ve önemli kazanımlar elde etmesini ABD’ye borçludur. İlk önce ABD ülkeleri işgal ediyor. Ülkenin ekonomisini ve sosyal yapısını yok ettikten sonra devreye İran giriyor ve ülkenin ayrışmasına katkı sağlıyor. Bu Afganistan’da, Irak’ta, Bahreyn’de ve Yemen’de böyle oldu. Olmaya da devam ediyor.

Oysa İran bölgedeki düşmanlığı ve mezhebi ayrışma yerine normal komşuluk ilişkilerini yürütmüş olsa bugün ekonomisi daha sağlam temeller üzerine oturmuş olurdu ve halkı ekonomik dar boğazda olmamış olurdu. Kendisine taraftar bulmak için ABD, Siyonist İtrail ve Vahhabi Suudi Arabistan düşmanlığını gerekçe gösterme hokkabazlığından vazgeçmelidir. Bu politika bayatladı. Bölge halkı Vahhabiliği benimsemediği gibi Şii yayılmacılığına da pirim vermemektedir. Bırakın insanları istedikleri gibi inansınlar. Kandırmaca ve korkutmayla insanların gönüllerinin fethedilemeyeceğini kavramaları gerekiyor.

Mezhebi saiklerle Pakistan’ın dışlanması kabul edilemez

Yıllardan beri uğraşmasına rağmen Pakistan’da istediği sonucu elde edemeyen İran en sonunda Pakistan’ı dışlayıcı politikalar izlemeye başladı. Oysa Pakistan olmadan Güney Asya’da gerçek anlamda Barış ve huzur olmayacağını en iyi İran’ın bilmesi gerekir. Pakistan mazlumların sığındığı en önemli bir limandır. Sovyetler Birliği 1979 yılında Afganistan’ı işgal edince milyonlarca Afganlı gelip Pakistan’a sığındı. Hiç düşünmeden ekmeğini gelen mültecilerle bölüştü.

İran-Irak savaşında yurdundan kaçanların bir kısmı da yine Pakistan’a sığınmıştı. Bizim şimdi Suriyelilere yaptığımız gibi Pakistan’da kapılarını İranlılara açmıştı. Ekonomik ambargonun uygulandığı yıllarda bazı temel ihtiyaç malzemelerini Pakistan üzerinden İran’a soktuklarını hepimiz biliyoruz. Şimdi ayni İran bölgede Pakistan’ı dışlayan ortaklıklar ve beraberlikler geliştirmenin peşindedir.

Sadece mezhebi saiklerle hareket eden Tahran yönetimi Rusya, Çin, Hindistan ve Afganistan devletleriyle ortak bölgesel güvenlik işbirliği yapmak için toplantı düzenledi. Bu toplantıya ilk önce Pakistan davet edilmeliydi. Üç nükleer gücün yanında dördüncü nükleer güç olan Pakistan’ın bu toplantının dışında tutulması anlaşılır gibi değil. Hindistan’ın çağrıldığı toplantıda Pakistan’ın olmaması hangi mantık veya argümanla izah edilebilir?

Şımarık ve uzlaşmaz tavrıyla Hindistan her zaman Pakistan’ı zayıflatmak ve hatta ülkenin huzurunu kaçırmak için şeytanca eylemler ve planlar içinde olduğunu bilmeyen ve duymayan yok. Etraftaki ülkeleri güvenlik işbirliği toplantısına çağıran İran’ın Pakistan’ı pas geçmesini izah etmesi gerekir. Oysa uzak ülkelerden ziyade hemen alt komşusu olan ve sıkıştığında kapısını çalan Pakistan’ı öncelikli olarak böyle önemli bir işbirliği toplantısına çağırması gerekir.

Amerika hem İran’ı hem de Pakistan’ı karıştırmak istiyor 

Bölgesel güvenlik konularının ele alındığı ve etraflıca konuşulduğu toplantıda terörizmle mücadele konuları da ele alındı. Yıllardan beri terörizmden en fazla zarar gören ülkelerin başında Pakistan gelmektedir. Bir tarafta İngiltere ve ABD’nin beslediği El-Kaide, DEAŞ ve diğer ayrılıkçı terörist grupları var. Diğer tarafta ise İran’ın beslediği Şii ve Suudi Arabistan’ın desteklediği Vahhabi eğilimli terör grupları Pakistan’ı adeta kuşattı.

Oysa terörizm tüm dünyanın ortak sorunudur. Pakistan’ın huzursuz olması dolaylı da olsa İran’ı etkileyeceği bir gerçektir. Amerika hem İran’ı hem de Pakistan’ı karıştırmak istediği bir zamanda birbirlerine karşı daha dayanışma içerisinde olmaları gerekirken İran dışlayıcı politika izlemektedir. Emperyalist egemen güçlerin Hindistan’a verdiği destekle her platformda Pakistan’ı zayıflatmaya hatta imkânı olsa işgal etmeye yeltenen Hindistan’ın bu denli itibarlı hale getirilmesi hiç uygun değil. Bölgenin dinamikleri açısından da olumlu bir gelişme değildir.

Yıllardan beri Afganistan, iç sorunları nedeniyle kendi ekonomisi ve demografik yapısı bozulan Pakistan’a karşı kurulmak istenilen oyunun bir parçası olmaya zorlanıyor. ABD destekli bir takım Afganlı idareci utanmadan ve sıkılmadan Pakistan’ı suçlayıcı beyanatlarda bulunuyor. Aptalca ve haksızca beyanatlara bakılırsa emperyalistler Pakistan’ı Afganistan üzerinden sıkıştırmak istiyor. Bu şer eksene İran’ın da eklenmesi pek hayra alamet değil.

Pakistan Afganlıların en zor zamanlarında yanında oldu. Hala ülkede iki milyondan fazla Afganlı mülteci barınmaktadır. Buna karşılık işgal döneminde Hindistan Sovyet idaresine yardım ediyordu. Afgan halkının öldürülmesi ve ülkesinin işgal altında kalması için çaba gösteriyordu. ABD işgalinden sonra iktidarı ele geçiren bir avuç çıkarcı sözde idareci utanmadan Pakistan’ı suçlamakla kalmayıp onun azılı düşmanı olan Hindistan ile iyi ilişkiler içerisine girmeleri tam manasıyla aymazlık ve nankörlüktür.

İran’ın gerçekleştirdiği bu hainliğe karşı Afganistanlı yetkililerin itiraz etmelerini, bölgenin en güçlü ve kilit noktasındaki Pakistan’ın güvenlik toplantısına katılmalarının şart olduğunu öne sürmelerini beklerdim. Bırakın itiraz etmeyi toplantıda üstü kapalı da olsa Pakistan’a yönelik dile getirilen iddialara itiraz etme cesaretini gösteremedi.

Pakistan’daki yeni yönetim bölgede barış istiyor

Bölgede en büyük tehdit ABD’nin ve diğer emperyalistlerin terör örgütlerine verdiği destektir. Bu bilinen bir gerçektir. Ancak bununla birlikte İran, Rusya, Çin ve Hindistan gibi devletlerde kendilerine yakın terör ve çıkar gruplarına destek verdiği bilinen bir gerçektir. Bölgede barışın tesis edilmesi isteniliyorsa Pakistan dışlanmadan ve hatta ana odak noktası haline getirilerek global terörizmle ve onları besleyen uyuşturucu kaçakçılığıyla toplu mücadele edilmelidir.

Gerek Şii ve gerekse Sünni taassubu, radikalizm, terör örgütlerine yapılan yardımların durdurulması ile birlikte uyuşturucu ticaretinin yolları el birliğiyle tamamıyla yok edilmeden bölgedeki istikrardan bahsedemeyiz. Bölgenin dışından olan ülkelere yandaşlık yapacağına Güney Asya’nın bel kemiğini oluşturan Pakistan ile daha yakın ve samimi ilişkilere girilirse hem İran hem de bölge daha çok rahatlamış olacak. Hindistan ve Afganistan yöneticilerinin bir kısmı Pakistan’a olan düşmanlıkları ve çekememezlikleri nedeniyle terör örgütlerine destek vermeleri önlenmelidir. İran bu toplantıda bu haksızlığın önüne geçebilirdi. Ama olmadı.

İran sınır boyundaki Beluç ayrılıkçı hareketleri bahane ederek ülkedeki Şii terör yanlısı gruplara verdiği derhal durdurmalı. Afganistan’da tartışmalı Durand Sınır hattındaki ihtilafı gündeme getirmekten vazgeçmeli. Tarihi sorunları tarihçilere bırakmak gerekir. Söz konusu Durand problemini işgalci İngiltere ihdas ederek her iki ülkedeki bir kısım Peştunları kullanarak düşmanlığın oluşmasına neden olduğunu unutmamak gerekir.

Pakistan’da İmran Han liderliğindeki Tahrik-i İnsafı (Pakistan Adalet Hareketi- PTI) tarafından kurulan yeni hükümet ve ülkenin yeni Cumhurbaşkanı Arif Alvi tüm bölgenin barışı ve esenliği için çalışmaya hazır olduklarını yüksek sesle ilan ettiler. İran, söz konusu ülkelerle beraber olma yerine komşusu Pakistan’a önem vermesini ve onunla birlikte ortak strateji belirlemesinin daha uygun olacağını kavraması gerekir. Pakistan olmadan bölgede gerçek barıştan söz edilemeyeceğinin bilinmesi gerekir.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here