Kapı açılır açılmaz karşımda bembeyaz kıyafetleri, ağarmış uzun saç ve sakalları ile üç kişiden oluşan piri fani bir heyet buldum. Kıyafetlerinden, mahzun ve yorgun ifadelerle dolu esmer tenlerinden ve şairin dediği “her kırışığı sorulacak bir hesabı” haykıran çilekeş çizgilerle bezeli simalarından Pakistanlı olduklarını düşünerek Urduca hoş geldiniz manasında “Khushamadeed” dedim. Simalarındaki mahzun ve yorgun çizgiler umut kokan bir tebessüme dönüşse de bakışlarda asırlardan dökülen buram buram bir çile vardı.

Oturduktan sonra kendini Keşmir Cemaat-i İslami Partisi Başkanı olarak tanıtan Abdurreşid Turabi, “Size Keşmir’den bir mesaj iletmek için geldik’’ deyince simamdaki tebessüm yerini şaşkın bir ifadeye terk etti. Ismarladığım çayları büyük bir tevekkül ve tevazu içinde yudumlayan iki büklüm Keşmirli ziyaretçilerimi Asya’nın steplerinden Anadolu’nun bağrına uzun ve meşakkatli bir sefere mecbur kılan umut ve beklentiler vardı belli ki.

Eski gücünüze kavuştunuz

“Biz görüyoruz ki, siz Türkler eski gücünüze ve rolünüze yeniden kavuştunuz” dedi Turabi. “Hangi güç” diye sorduğumda Asya’nın steplerinden getirdiği o ulvi mesajı hücrelerime ve ruhuma ilmik ilmik dokumaya başladı.

“Siz eskiden mazlumların hamisiydiniz. İnsanlık coğrafyasının neresinde olursa olsun mağdurlara el uzatırdınız. Zalimin karşısında mazlumun yanındaydınız. Şimdi bakıyoruz ki yine o güce kavuştunuz. Somali’deki açlığa zengin dünya gözlerini kapatırken hiçbir menfaatiniz olmamasına rağmen Somali’ye siz el uzattınız. Yollar yapıp su kuyuları kazdınız. Hastaneler, okullar inşa ettiniz. Gazze’nin mazlumlarını siz savunuyorsunuz. Mısır ve Suriye’de ekonomik çıkarlarınıza ters düşmesine rağmen zalimlerin değil mazlumların yanında yer aldınız. Arakan Müslümanları’nın gözyaşlarını ilk silen siz oldunuz. Lütfen bu coğrafyaları sahiplendiği gibi Recep Tayyip Erdoğan ve Türkiye, Keşmir›i de sahiplensin. Keşmir Müslümanları olarak bu mesajı iletmek için buradayız.”

Aksakallı, piri fani Keşmir mazlumu Turabi’nin bitkin dudaklarından bir yakarış gibi dökülen bu kelimeler, zihnimdeki küllenmiş şanlı tarihimizi bir kasırga gibi savuruyordu.

Mazlumun umut coğrafyası

O gün bir kez daha anladım ki aradan asırlar da geçse Anadolu coğrafyası mazlum milletlerin umut coğrafyası olmaya devam ediyor… Ve mazlum Keşmir Müslümanları hâlâ kendi bekalarını Anadolu’nun bekası ile eşdeğer görüyor.

Hindistan Müslümanları’nın Kurtuluş Savaşımızda başlattıkları hilafet hareketinin en güçlü motivasyonlarından biri İngiliz işgali altında yaşam sürerken kendi özgürlük ve bekalarını Osmanlı’nın bekası ile eşdeğer görmeleriydi. Yani Hindistan Müslümanları bir gün özgürlüğe, bağımsızlığa kavuşacaksa bu Osmanlı olmadan, Anadolu olmadan mümkün değildi onlar için. Şimdi aradan geçen yüzyıla rağmen görüyoruz ki, Hindistan Yarımadası Müslümanları hâlâ kendilerini Andolu’ya ait ve bağlı görüyorlar.

Keşmir Cemaat-i İslami Partisi Başkanı Abdurreşid Turabi

Keşmir krizi Filistin gibi, Kıbrıs gibi planlanmış, kurgulanmış üretilmiş bir İngiliz projesidir. Emperyal güçler fiziki sömürülerini sonlandırıp çekilirken gerilerinde o coğrayayı istikrarsızlaştıracak, çatıştırıp zayıflatacak sorun ve kriz bölgeleri bırakırlar. Bu anlaşmazlık kriz coğrafyaları zaman içinde kan davalarına dönüşür. Böylelikle sona ermiş gibi görünen fiziki ve fiili sömürü bir başka boyuta evrilmiş olarak devam eder. Aralarında sınır ve toprak sorunu yaratılıp düşmanlaştırılmış, kan düşmanı haline dönüştürülmüş ülkeler güvenlik sorunu ile karşı karşıya kalırlar. Gerilimler çatışmaya, çatışmalar silahlanmaya, silahlanmalar savaşlara, savaşlar daha büyük silahlanmalara evrilir. Düşmanlaştırılmış ülkeler silahlandıkça öldürürler, öldürdükçe silahlanırlar. Batı’da inşa edilen muhkem ve muhteşem şehirlerin ve sözüm ona medeniyetin harcı Doğu’nun sömürülmüş evlatlarının kendi akıttıkları kanları ile karılır.

Asya’nın üretilmiş filistin’i

İşte böyle bir hikâye Jammu&- Keşmir hikâyesi…

Jammu&Keşmir, Hindistan Yarımadası’nda yüzyıl süren fiziki İngiliz sömürü ve işgalinin ardından gerçekleşen bölünmenin tamamlatılmamış! parçasıdır…

Jammu&Keşmir Asya’nın üretilmiş Filistini’dir… Bir yandan Keşmir Filistinleştirlirken diğer yandan Hindistan İsrailleştiriliyor…

Pakistan ile Hindistan arasında artan gerilim, zirveye çıkan çatışma riski ve nükleer savaşa evrilme ihtimali aklıma deli sorular getiriyor…

Acaba üretilmiş Keşmir meselesi üzerinden Hindistan taşeronluğunda Pakistan’ın nükleer kapasitesi, yetenekleri ve varlıkları mı bertaraf edilmek isteniyor? Pakistan nükleer yeteneğe erişmiş ve bu yeteneğiyle başta İsrail olmak üzere Batı’yı tedirgin eden müslüman tek ülke.

Pakistan’ın nükler kapastesini ortadan kaldırmak adına Keşmir bir bahane mi?

Hindistan kimin biçtiği rolü oynamaktadır ve Hindistan kendisine biçilen bu rolün farkında mıdır?

Hindistan ve Pakistan çatışmasının bir kazananı olmayacak iki kaybedeni olacaktır.

İki testiyi bir birine çarpma oyunu

Öyleyse küresel ölçekte büyüyen ve emperyal güçlerin küresel hegemonyalarını tehdit eden Hindistan ile nükleer yeteneğe sahip Müslüman tek ülke Pakistan çatışmasıyla Batı için tehdit iki ülke aynı anda bertaraf mı edilmek isteniyor?

Oyun iki testiyi birbirine çarparak kırma oyunu mudur?

Hindistan, gerilimi bir an evvel düşürerek BM kararları ve uluslararası kamuoyunun beklentileri doğrultusunda Keşmir sorununu Pakistan’la diyalog içinde çözmelidir.

Hindistan, Gandi aklı ve bilgeliğine dönmelidir.

Ve İslam âlemi Jammu&Keşmir meselesinin Filistinleştirilmesinin önüne geçmek adına ilk kez birlik ve bütünlük içinde hiç olmadığı kadar Pakistan’ın yanında olmak zorundadır. Pakistan, Türkiye ve İslam âleminin kırmızı çizgisidir… Diriliş Postası

Paylas

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here