Dünyanın en eski sorunlarından biri olan Keşmir problemi gittikçe kötüleşmeye ve içerisinden çıkılmaz hal almaya başladı. Tüm dünya halkları gibi Keşmir halkı da özgür olmak istiyor. Hindistan işgal gücü bölge halkını adeta köleleştirdi. Cammu-Keşmir’de yılın yarısından fazlası sokağa çıkma yasağıyla geçerek insan hakları gaspı ve insanlık suçu işleniyor. Hindistan demografik yapıyı değiştiriyor. Akılsızca işi oldubittiye getirerek koca Keşmir’i gerçek anlamda elde edebileceğini sanıyor. Ama yanılıyor. Keşmir toprağı Keşmir halkınındır.

Hindistan işgali altındaki Cammu-Keşmir’de gerçek anlamda bir trajedi yaşanıyor. Hindistan kendi topraklarında başka, işgal altında tuttuğu Keşmir bölgesinde ise farklı tutum sergiliyor. BM kararları, evrensel hukuk veya insan haklarını ayaklar altına alarak akla hayale gelmeyen işkence, katliam, ortadan kaldırma, tecavüz, mal ve mülklere el koyma gibi insanlık dışı eylemlerde bulunuyor. UHİM, Uluslararası Hak İhlalleri Merkezi bu konuda yakında çıkaracağı “Keşmir dosyası “ ile kamuoyunu daha yakından aydınlatacak.

Daha öncede Keşmir konusunu üzülerek ele almıştım. Oysa ben, okuyucularıma Keşmir’in doğal güzelliklerini anlatmak isterdim. Engin çağlayanlarını ve şelalelerini, harika göllerini ve muhteşem dağlarıyla birlikte ormanlarını kaleme almak isterdim. Keşmir halkının el emeği göz nuru olan el sanatlarını, örme ve dokumalarındaki olağanüstü motif ve figürleri tasvir etmek istememe rağmen zalim ve gaddar Hint askerleri buna müsaade etmiyor. Gün geçmiyor ki Hindistan’dan yeni vahşet ve katliam haberi gelmiş olmasın. Hindistan ne yazık ki ikici İsrail olma yolundadır.

Pakistan Büyükelçiliği Basın Ataşesi Sayın Abdul Akbar beyin girişimiyle bir grup gazeteci arkadaşla birlikte, uzun aradan sonra, ülkeye bir seyahatimiz olduğunu daha önceki yazımızda belirtmiştim. Hürriyet Gazetesinden Güliz Arslan, Daily Sabah News gazetesinden Mustafa  Kırıkçıoğlu, Milli Gazete ’den Ahmet Yavuz, Ulusal Kanal ve Aydınlık gazetesinden Mustafa Kaya ve Anadolu Ajansından Abdullah Zerrar Cengiz ile birlikte bizi davet eden Think-Thank kuruluşu İslamabad Stratejik Araştırmalar Enstitüsü’nün  (ISSI – Institute of Strategic Studies Islamabad) organizesinde Keşmirli kanaat önderleriyle bir araya geldik. Son derece verimli bir görüşme oldu.

Keşmir sorunundaki İngiliz parmağı

İngiliz işgali altındaki Hindistan ve Pakistan’ın 1947 yılında ayrılmasının tamamlanamadığının en önemli kanıtı Keşmir sorunudur. Hindistan tüm kuralları ve anlaşmaları bir kenara iterek kaba kuvvetle bölgeyi işgal ederek on binlerce masumun katledilmesine imza attı. Keşmir meselesinden dolayı Pakistan, Hindistan’la 3 büyük savaşa girişti. Onlarca kez savaşın eşiğinden dönüldü.

Keşmir meselesi iki nükleer gücün arasındaki çatışmanın temelini oluşturuyor. Oysa sorunun çözümü çok kolay, Halk oylaması. Diğer bölgeler nasıl ayrılıp ortak olacakları devletleri nasıl seçtiyse Keşmir halkı da karar verip hangi tarafta kalacağına karar verebilir. Halkın karar vermesinden korkan Hindistan silah zoruyla halkı ve bölgeyi esaretinde tutmaya çalışıyor. Şimdiye kadar hangi işgalci zafere ulaşmış ki Hindistan ulaşsın. Keşmir halkı kendi geleceğini tayın etmek istiyor. Bu çok basit ve normal bir istek. Bunun önünde aptalca silah ve yasaklanmış bombalarla durmanın bir anlamı yoktur.

Toplantıya Cammu- Keşmir halkını temsil eden tüm bileşenlerin ortak liderleri katıldı. Gulam Muhammed Safi, Cammu-Keşmir Tahrik-i Hürriyet ve tarafları toplantıya çağırma Başkanı, Syed Faiz Naqshbandi,  Tüm Hürriyet Taraftarı Partilerin Sözcüsü (APHC)  ile Cammu-Keşmir Özgürlükçü Demokrat Partisi Genel Başkanı Mahmud Ahmed Saghar bizlere bölge hakkında ve Keşmir halkı adına bilgi verdi. Her üç lider de korkunç işkencelere tabi tutularak ülkelerinden sürgün edilmiş Pakistan topraklarında yaşamak zorunda kalmışlar. Faaliyetlerini Pakistan’dan yürütüyorlar.

Her özgür birey gibi kendileri geleceklerini belirlemek istediklerini dile getirdiler. Önlerinde 3 seçenek olduğunu dile getiren Gulam Safi, söz konusu seçeneklerden ilk ikisi halkın Hindistan’ı veya Pakistan’ı tercih ederek birine bağlanma ile birlikte üçüncü bir seçenek de halkın hiçbir tarafı kabul etmeyerek kendi başına bağımsız olmayı isteme hakkı vardır. Bu üç seçenekten biri 1947 yılında önlerine konuldu. Şimdi bu haklarını ve tercihlerini kullanmak istiyorlar.

Barış ve diyalog isteyenlere kurşunla cevap verilmez!

“Biz terörist veya şiddet yanlısı değiliz. Barışçıl yollarla özgürlüğümüzü elde etmek istiyoruz” diyen Gulam Safi, “Hindistan tercihlerimize saygı duymalıdır. Şiddet ve silah baskısıyla bizi sindirmekten vazgeçsin” diye sitemde bulundu. Yıllarca Hindistan hapishanesinde türlü işkencelere tabi tutulan bu liderin ağzından tek bir şiddet veya terör ifadesi çıkmadı. Gulam Safi, “Barışçıl diyalog ve haklarımıza saygı istiyoruz” cümlesinin üzerine basarak durdu.

Ülkede yapılan seçimlerin dışında Keşmir bölgesinde faaliyet gösteren siyasi partiler yarışa girerek yerel parlamentoda bulunmak istiyorlar. Hindistan işgal güçleri şartları tutan partilerin seçime katılabileceğini ilan etmesi üzerine Gulam Safi, S. Faiz Naqshbandi,  Mahmud Ahmed Saghar ve diğerleri aday olup halkın önüne çıktılar. Seçim sonuçları açıklandıktan sonra Hint askerleri sandıkların bulunduğu yerleri kontrol altına alarak sokağa çıkma yasağı ilan ediyor. Çünkü seçmenlerin çoğu Müslüman Keşmirlileri seçtiğini gören Hindistan sandıklara el koyarak hukuksuzluğuna yenir birisini eklemiş oldu.

Halkın kendi adamlarını değil Keşmirli Müslümanları seçtiğinden korktular. Hintliler tüm Müslüman adayları tutuklayıp hapishaneye koydu. Bazıları yıllarca hapishanede ne için esir kaldığını öğrenemeden açlık, işkence, sağlıksız ortam ve hastalık nedeniyle hayata gözlerini yumdu. Yıllar sonra özgürlüğüne kavuşanlar ise hala ne için bunca yıl esir kaldıklarını öğrenemedi. Hindistan, hukuksuz ve mesnetsiz argümanlarla halkı hapishane ve işkencelerle sindirmeye çalışarak bu hukuksuzluğu alenen ve devamlı yapmaya başladı.

Keşmir’in stratejik öneme haiz olduğunu dile getiren liderler halihazırda ana yurdun Pakistan, Çin ve Hindistan arasında üçe bölündüğünü, ilk ikisinde yaşayan halkın mutlu olduğunu ancak Hindistan işgali altında ise nefes almakta dahi zorlandıklarını dile getirdiler. Kendi anayurtlarında esaret hayatı yaşayan Keşmirlilerin toprakları ellerinden türlü hilelerle alınarak Hindistan’dan getirilen Hintlilere verilerek demografi yapı değiştirilmek isteniyor. Çoğunluğa ulaşabilecek sayıya gelindiğinde Hindistan masaya oturacak ve dünyaya Keşmir’de referanduma gidileceğini ilan edecek. Bu duruma gelinmeden demografik yapı değiştirilmeden acil önlem alınmalı ve Hindistan’ın bu aç gözlülüğüne engel olunmalıdır.

Keşmirliler BM’nin kararının uygulanmasını istiyor

İşgalci İngiltere Keşmir’i 1846 yılında Amritsar anlaşmasıyla Sih asıllı Gulab Singh’e para karşılığında satmıştı. Bu tarihten sonra Keşmir halkının çoğunluğu Müslüman ancak idarecileri Hindu veya Sih olduğundan dolayı Müslümanlar tarih boyunca çeşitli eziyet çekti. Bölünme esnasında Halk Müslümanlığından dolayı Pakistan’a katılmak isterken eyaletin Maharacasi Sih olduğundan bunu kabul etmedi ve sahte belgeyle Hindistan’a bağlandığı iddia edilse de Hindistan belgenin aslını şimdiye kadar gösterememiştir. Çünkü birleşme kararı için meclisin onayı olması gerekiyor. Meclisin çoğunluğu Müslüman olduğundan bunun imkânsız olduğunu herkes biliyor.

Zamanın Hindistan Başbakanı olan Cevahirlal Nehru ve Pakistan’ın kurucusu Muhammed Ali Cinnah ile İngilizlerin bölge valisi Lord Monuntbatten arasında yapılan görüşmede ateşkes ilan edilerek Keşmir için plebisit yapılması istendi. Ancak İngilizler her zamanki gibi hinliğini yaparak Müslümanlara ihanet ederek oyalamıştır. Keşmir meselesi iki kez 1948 ve 1965’de BMGK gündemine gelmiş ve 23 karar almıştır. Söz konusu kararları Pakistan kabul ederken Hindistan şimdiye kadar BM’nin ve uluslararası kurumların kararlarını göz ardı ederek suç işlemektedir.

Siyonist İsrail ile arası gayet iyi olan Hindistan bu terör devletinin üretmiş olduğu ve denemek istediği yasa dışı silahların hemen hepsi Keşmir’de masum sivillerin üzerine deneniyor. Özellikle çocukları kör bırakan Pallet mermisi kullanarak yüzlerce genç bölgede kör olarak yaşamaya mahkum edilmiştir. Hukuksuz idari göz altıları sıradan hale geldi. Mahkemeler adil yargılamadan uzak sadece Müslüman Keşmir halkını cezalandırmak için görev yapıyor. İşkence, zorla alıkoyma, kayıpların akıbetinin bilinmemesi, cinsel şiddet ve taciz, ibadetin yasaklanması ve dini kurumların kapatılması ile birlikte kişilerin fikirlerini özgürce paylaşamaması gibi onlarca faşist baskıdan bıkan ve bulanan Keşmir halkı artık özgür olmak istiyor.

Liderler konuşmasında BM’nin plebisit kararının uygulanması için mücadele ettiklerini ifade ettiler. Silahlı çatışma istemediklerini bunca zorbalığa ve işkenceye rağmen Hint ordusuna karşı silah kullanmak istememeleri bu kişilerin ne kadar barışçıl ve özverili olduklarının en açık delilidir. İktidardaki ırkçı parti BJP ve lideri Narendra Modi ülkedeki Müslümanlara ve Keşmir’e karşı faşist ve ayrılıkçı bakışıyla baktığından dolayı insan hakları ve özgürlükler anlamında gerçek manada bir ilerlemenin olacağına kimse inanmıyor. Ayrıca İsrail ve ABD’yi arkasına alan Modi Assam’da ve Keşmir’de olduğu gibi ülkedeki tüm Müslümanlara karşı imha politikasından vazgeçmeye niyetli değil.

Birinci dünya savaşının bitiminin imzalandığı bugünlerde geriye baktığımızda yaklaşık 20 milyon asker ve sivil hayatını kaybetmişti. 100 yıl sonra Hindistan Keşmir’de, İsrail  Filistin’de ırkçı ve aşırı fanatik politika izlemesiyle bölgede tam bir felaket yaşanıyor. Söz konusu ülkelere geçmişten ders almalarını ve barış sözcüğünü kullanmayı tavsiye ediyorum.

Paylas

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here