Pakistan’da 25 Temmuz’da gerçekleştirilen seçim sonuçları, liderliğini İmran Han’ın yaptığı Pakistan Adalet Hareketi’nin (PTI) zaferiyle sonuçlandı.

Pakistan’da 25 Temmuz’da gerçekleştirilen seçim sonuçları, liderliğini İmran Han’ın yaptığı Pakistan Adalet Hareketi’nin (PTI) zaferiyle sonuçlandı. Genel Mecliste ise seçimle belirlenen 272 koltuğun 116’sını elde eden İmran Han, yanına çekmek konusunda anlaşmaya yakın olduğu bağımsızlar ve Birleşik Ulusal Hareket (MQM-P) ile birlikte hükümet kurmaya çok yakın.

Ülkenin en güçlü eyaleti olan, Pakistan Müslüman Ligi Navaz’ın (PML-N) kalesi olarak görülen Pencab eyalet meclisinde mevcut 297 vekil koltuğunun 123’ünü kazanan PTI, Hayber Pahtunva eyalet meclisinde de 99 koltuğun 65’ini kazanarak rakiplerine büyük üstünlük sağlamış durumda. Peki Pakistan’ın yeni Başbakanı olan İmran Han kim? Temel dış politika konuları hakkında fikirleri neler? Pakistan’ın iç meselelerine dair görüşleri neler ve hangi politikaları takip edecek?

Denenmemiş siyasetçi olmanın avantajı

Gençliğini ve kariyerinin en parlak dönemlerini İngiltere’de geçirmiş olan 65 yaşındaki İmran Han, sporculuk hayatında yaşadığı başarılar, karizması ve denenmemiş bir siyasetçi olması sayesinde özellikle şehirli, eğitimli gençler nezdinde çok popüler. İmran, diasporada yaşayan Pakistanlılardan büyük destek görüyor. Kişisel hikayesini başarılarla dolu bir kariyer ve Batılı yaşam tarzından sonra, her şeyi bir kenara ve geride bırakıp ülke sorunlarını çözmek için fedakârlık yaparak ülkesine dönmüş olmak üzerine kurmuş durumda. Yaşamı ve kariyeri elit gruplar arasında geçmiş biri olarak, Pakistan’ın İngilizce konuşan ve Batıyla bağlantılı toplumsal gruplarının toplumu göz ardı eden ve onların fakirliği ve eğitimsizliği pahasına sürdükleri lüks yaşam tarzını artık eleştiren bir siyasetçi profili var karşımızda.

Peşaver ve Karaçi gibi şehirlerde dünya standartlarında (kısmen Körfez’de yaşayan Pakistan diasporasının maddi desteğiyle) bir kanser tedavi hastanesi kurmuş, yerel düzeyde partisinin yönettiği Hayber Pahtunva’da eğitimin iyileştirilmesi ve yaygınlaştırılması konusunda adımlar atmış bir siyasetçi. Hayatının düşüncelerine şekil veren bölümünü Batı’da geçiren İmran Han kategorik olarak Batı karşıtı değil. İnsan haklarının, kadın haklarının, refah devletinin, demokrasinin en iyi şekilde Batı’da uygulandığını ama Batı’nın İslam dünyasına ve Müslümanlara oryantalist gözlerle yaklaşmakta ısrarcı olduğunu, modernleşmenin Batılılaşma olarak algılanmaması gerektiğini savunuyor. 2006 yılında Pakistan’da kadın haklarının iyileştirilmesi için çıkarılmak istenen bir yasaya karşı çıktığı için eleştirildiğinde, bu eleştirilere, ‘önce insanların sosyal ve ekonomik haklarını geliştirmeniz gerek; kot pantolon giyerek muhafazakâr aşiret bölgelerini gezen sivil toplum kuruluşları ne yaptıklarını bilmiyorlar’ demesi bu tavrını özetliyor. Önceliğini sağlık, eğitim ve ekonomik refahın geliştirilmesine vereceğine şüphe yok. İslamiyet’in modernleşmeye engel olmadığına, Pakistan’ın en büyük sorununun eğitim ve sağlık hizmetleri eksikliği olduğuna ve köktenci İslam yorumunun yanlış olduğuna inanıyor.

İmran Han kültürel olarak gerçek Pakistanlılığı vurgularken, bir o kadar da batıl inançlara sahip bir siyasetçi. Ruhsal huzur için ziyaret ettiği ve rüyasında İmran Han başbakan olmak istiyorsa kendisiyle evlenmesi gerektiğini söyleyen tinsel şifa uzmanı bir kadınla evlenmiş olması bunun en büyük kanıtı. Popülist bir siyasetçi olarak politikasını Pakistan’ın egemenliği, yolsuzluk karşıtlığı, güçlü ve bağımsız yargı (tarafsızlığı değil), vergi toplama, ve dengeli ve eşitler arası ikili dış ilişkiler üzerine kuruyor. Ancak karşımızda tamamen naif bir siyasetçi de yok. 2000’li yılların başından itibaren Pakistan siyasal sisteminin nasıl işlediğini yakından görmüş, orduya bağlı Pakistan Gizli Servisi’nin (ISI) siyasetteki rolüne de yakından tanıklık etmiş bir siyasetçi. Anılarını yazdığı 2012 tarihli kitabında, Pervez Müşerref döneminde ISI’nIn kendisini ziyaret ettiğini, 2002 baharında yapılan referandumu Müşerref’in de içinde olduğu büyük koalisyonun kazanması için destek istediklerini anlatıyor. İlerleyen yıllarda yine benzer tazyiklerle karşılaştığını ve bu baskılar neticesinde seçim dönemlerinde en yakınındaki partidaşlarının kendisini bırakıp diğer partilere katıldıklarını anlatıyor. Yine de karşımızda, o dönem kendisine gelen subaylara bu yaptıklarının anti-demokratik olduğunu söyleyen bir demokrat yok; aksine muhataplarına, destekleri karşılığında rakipleri olan ‘yolsuzluğa’ bulaşmış siyasetçilere ne olacağıyla daha fazla ilgileniyor. 2013 yılında büyük umutlarla girdiği ve hatta yine o dönem ISI’nın kendisi için destek istediği söylenen seçimlerde yenildikten sonra, güç merkezlerini kabullenmiş gibi duruyor.

İmran Han’ı zorlu bir süreç bekliyor

İmran Han, Hindistan ve Pakistan arasında yaşanan sorunların siyasi diyalogla çözülmesi gerektiğini ve Afganistan’da da mutlaka bir siyasi çözüm bulunması gerektiğini düşünüyor. ABD’nin Afganistan işgaline başından itibaren karşı çıkmış ve ABD’nin Afganistan’dan çekilmesi gerektiğini düşünen bir siyasetçi İmran Han. Afganistan’daki çözüm sürecine Pakistan, İran, ve Suudi Arabistan’ın da katılması gerektiğini yazıyor anılarında. Pakistan’ın İran ve Suudi Arabistan arasındaki sorunların çözümünde arabulucu rolü oynaması gerektiğini söyleyen İmran Han’ın her üç başlıkta da haleflerinin takip etmeye çalıştığı politikaların dışına çıkmadığını görüyoruz. Çin’in Pakistan’a yönelik yatırımlarına karşı çıkmıyor ama Çin tarafından sağlanan kredilerin ve yatırımlarının şartlarının daha şeffaf olması gerektiğini söylüyor. ABD ile ilişkilerde konusunda ise daha eşitler arası bir ilişki talep ediyor ve ABD’nin Pakistan’ı kullanmaya çalışan ve egemenliğini insansız hava araçlarıyla ihlal etmekten çekinmeyen politikasına itiraz ediyor. İran’la ilişkilerin geliştirilmesini söylerken Suudi Arabistan’ın her zaman Pakistan’dan yana tavır aldığını belirtmeyi de ihmal etmiyor.

Tüm bu başlıkların her birinin dönüp dolaşıp vardığı el yakıcı meseleler ve yapılması gereken tercihler konusunda ise şimdilik ne düşündüğü meçhul. Örneğin, nüfusunun yüzde 20’si Şii olan ama aynı zamanda, bu dönemde de olduğu gibi acil ekonomik yardımlara da ihtiyaç duyabilen ve milyonlarca vatandaşı Körfez’de çalışan Pakistan’ın İran ve Suudi Arabistan arasında arabulucu olması ve tercih yapması beklendiğinde ortadan kaybolması oldukça zor. Hindistan’la olan sorunlar, sadece siyasi diyalogla çözülemeyecek kadar derin ve Afganistan meselesi İmran Han’ın sandığından çok daha fazla devlet ve devlet-dışı aktörün dahil olduğu, oldukça kompleks bir süreci içeriyor.

Pakistan ekonomisi bu durumdayken ve yeni hükümette ekonominin başına geçmesi beklenen Esad Umar acil 10-12 milyar dolara ihtiyaç var derken, egemen bir dış politika takip etmek de çok kolay değil. Pakistan’ın yeniden bir IMF programına dahil olabileceği dile getirilirken, ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo, Amerikalı vergi verenlerin dolarlarının da dahil olduğu IMF fonlarının batık Çin kredilerinin geri ödenmesi için kullanılmasına izin vermeyeceklerini söyledi. Çin’in hazır ettiği 2 milyar dolarlık yardım, giderek Çin’e daha bağımlı hale gelmek demek. Suudi Arabistan gibi ‘dost’ ülkelerin göndereceği acil yardımlar ise Suudilerde farklı beklentiler yaratacaktır. Popülist bir siyasetçi olarak İmran Han, herhangi bir popülist siyasetçinin göreve gelip gerçekler ve çelişkilerle yüzleştiğinde yaşadığı travmaları uzunca bir süre yaşayacağa benziyor.

İmran Han, 2013 seçimlerinden önce New York Times’ın kendisi hakkında yazdığı bir porte yazısı için verdiği bir dizi mülakatta, Pakistanlı gençlerin artık sosyal medya kullandığını, bunun Pakistan’ı geri dönülemez biçimde değiştirdiğini ve partisinin geniş tabanlı bir sosyal hareketle, güç merkezleriyle pazarlığa ve anlaşmaya girmeden hükümet olacağını’ söylemişti. 2013 seçimlerini PML-N büyük farkla kazanmıştı. 2018 seçimlerini kazanan İmran Han ise yukarıdaki demecinin söylediğinin tam tersine, güç merkezlerine rağmen değil, onlar sayesinde göreve geldi. 2002 yılında yaptıkları bir görüşmede Cumhurbaşkanı Pervez Müşerref’e ‘bağımsız bir seçim komisyonu, güçlü bir yargı organı, inandırıcı bir ‘ulusal hesap verebilirlik ofisi’ kurar ve seçimleri de adil ve serbest yaparsan, Cinnah’tan sonra Pakistan’da en büyük isim olursun’ diyen İmran Han, bu sözünden tam on altı yıl sonra, bu saydığı kriterlerin -güçlü bir yargı organı dışında- varlığı değil, yokluğu sayesinde başbakan olma şansını yakaladı. Bunun ise yıllardır dile getirdiği ve sonunda gerçekleştirme şansı elde ettiğine inandığı ‘Yeni Pakistan’ yolunda atılması gereken ilk adım olmadığı kesin.

 

Paylas

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here