Geçtiğimiz hafta Hindistan, Trump’ın 2 günlük Yeni Delhi ziyaretine ev sahipliği yaptı. Yaklaşan kritik ABD Başkanlık Seçimleri ve ABD-Taliban Barış Anlaşması öncesi gerçekleşen ziyaret, hem enerjiden ticarete politik sorunlardan güvenliğe geniş bir çerçeveyi içerdi, hem de Taliban ile imzalanacak anlaşma öncesi hassas dengeleri sarsmadan zımni politik mesajları diğer politik aktörlere göndermeyi hedefledi. Tarihte ilk defa bir ABD Başkanı’nın beraberinde geniş bir delegasyon olmaksızın bağımsız bir şekilde ülkeye gerçekleştirdiği ziyaret, ABD seçimleri öncesinde Trump’ın ziyarete ne kadar önem verdiğini ortaya koyuyordu. Trump bu kapsamda ilk gün, önce dünyanın en büyük Kriket Stadyumu Motera’da binlerce Hindistanlıya seslenerek Houston’da Hint diasporasını hedef alan “Howdy Modi” organizasyonuna “Namaste Trump” organizasyonuyla cevap verdi. Ardından ise başta Tac Mahal olmak üzere Delhi’nin tarihi mekanlarını eşi Melenia Trump ile birlikte gezdi. İkinci gün ise daha kritikti ve enerjiden güvenliğe birçok stratejik meseleyle ilgili görüşmeler Haydarabad Köşkü’nde yapıldı.

Trump ziyareti esnasında gündemi alt üst eden diğer bir gelişme de, Kuzeydoğu Delhi’de patlak veren ve Müslümanlara yönelik büyük bir şiddet kampanyasına dönüşen olaylardı. Resmi olarak 42, gayri resmi olarak 100’ü geçkin kişinin hayatını kaybettiği olaylar, bir taraftan politik bir mesajı içerip içermediği üzerinden tartışılırken, diğer taraftan akıllara 1984, 1992 ve 2002 yıllarında ülkedeki Müslümanları hedef alan kanlı olayları hatırlattı. Ne Trump ne de Modi ziyaret esnasında şiddet olaylarıyla ilgili hiçbir açıklamada bulunmamışken; olaylarla ilgili en fazla tartışılan konu, Hindistan merkezi yönetimin olayları kısa sürede yatıştırabilecek kapasiteye sahipken, neden düzeni sağlamak adına 3 gün bekledikleriydi. Sonuçta olaylar Hindistan’a ekonomik olarak ağır bir fatura çıkardıysa da, yükselen şiddet Hindu milliyetçisi iktidarın uzun bir süredir ülkede teşvik ettiği Müslüman karşıtı öfke iklimiyle ilgili okundu.

Trump’ın Motera Mesajları

Trump’ın Hindistan ziyareti doğrudan Motera Stadyumu’nda binlerce Hindistanlıya seslenmesiyle başladı. Buradaki motivasyon açıktı ve yaklaşan ABD Başkanlık Seçimleri öncesinde Trump, Hint-Amerikan oyları için Houston sonrası ikinci açılımını gerçekleştirmeyi planlamıştı. Nitekim bu kapsamda ziyaret, Trump’ın tamamen “insan odaklı” bir çıkarma yaptığı ve politik hedeflerin ikinci planda olduğu şeklinde yorumlara da aracılık etti. Ancak Trump’ın Motera’daki konuşması yine de satır aralarında Hindistan’dan Pakistan’a, Çin’den Afgan Barışı’na kadar birçok aktör ve meseleyle ilgili açık ya da kapalı mesajları içeriyordu. Bu doğrultuda medyada tartışılan mesajlar şu şekilde maddelenebilir:

-Trump-Modi İlişkileri: Ziyaret öncesi Hindistan basınında son dönemlerde uluslararası ilişkilerde liderler arası özel yakınlıkların yükselen ittifaklar siyaseti için büyük önem arz ettiği, bu doğrultuda da Trump ile Modi arasındaki samimi ilişkilerin en güzel modellerden birine karşılık geldiği fazlasıyla işlendi. Trump da Motera konuşmasında, Modi’nin çay satıcılığından, Başbakanlığa yükselen hayat hikayesine atıfta bulunarak, Modi’ye olan hayranlığını dile getirdi. Modi’nin kişiliğine yapılan bu vurgu, Obama’nın yaptığı kişisel övgüden Trump’ın dile getirdiği hayranlık noktasına Modi karizmasının Amerikan siyasetindeki karşılığı şeklinde yorumlandı. Ancak Trump ile olan bu kişisel yakınlığın, ABD’de yükselen Bernie Sanders’ın iktidara gelme durumunda olumsuz sonuçlara karşılık gelebileceği de Hindistan kamuoyunda fazlasıyla not düşüldü.

-Küresel Terör ve Radikal İslam Vurgusu: Trump’ın konuşması sırasında küresel terörle mücadelede El-Bağdağdi’nin öldürüldüğünü hatırlatması ve ABD ile Hindistan’ın radikal İslam’a karşı vatandaşlarını korumak için birleştiğini dile getirmesi stadyumda büyük bir alkışla karşılık buldu. Bu hatırlatma özellikle sınırlarla ilgili vurguyu içerdiğinden, Pakistan’a yönelik bir mesajı içerdiği şeklinde yorumlandı. Uzun yıllardır Pakistan ile sınır gerilimi yaşayan Hindistan’ın hoşuna gidebilecek bir mesaj verilmiş oluyordu. Nitekim söz konusu hafta, Pakistan kendisiyle ilişkilendirilen kimi militer grupların liderlerini terörist ilan etme ve Peştun hareketi liderini serbest bırakma konusunda büyük bir baskıya uğratılmış ve ABD burada istediğini almıştı. Bu gelişmelerin akabinde gelen Trump’ın açıklaması, Pakistan’ın sıkıştırılmaya devam edeceğini ima ediyordu.

-Güney Asya’da Gerilimi Azaltma: Trump üstü kapalı olsa da Pakistan’a verilen mesajın yanında, Pakistan’ı yine de tamamen radikalize etmedi. Öyle ki Güney Asya’da gerilimi azaltmak istediklerini dile getirirken, Pakistan ile de terör gruplarını bitirme konusunda pozitif bir yolda olduklarını, ilişkilerin iyi doğru gittiğini de vurguladı. Bu da aslında Hindistan’a bir mesajdı ve Afganistan’da barış için anlaşmaya yaklaşan ABD’nin Pakistan’a olan ihtiyacını da üstü kapalı olarak Modi yönetimine iletiyordu. Başka bir deyişle Trump’ın ziyareti, Taliban ile yürütülen barış görüşmeleri için de kullanıldı.

-Hint-Pasifik Vurgusu: Trump, ABD ile Hindistan’ın son dönemlerde gelişen ilişkilerine vurgu yaparak, iki ülkenin NATO üyesi olan ülkelerden daha fazla tatbikat yaptığını hatırlattı. Ancak daha da önemlisi, her iki ülkenin de tatbikatlarını Hint-Pasifik’te ortaya çıkan Çin tehdidine karşı organize ettiğinin altını çizdi. Bu, Çin’e karşı açık bir mesajdı ve ABD’nin “offshore balancing” stratejisinin devam edeceğini düşündürdü. Yine Hindistan’ın Asya siyasetinde demokratik ve hoşgörülü bir ülke olarak, diğer ülkelerle karşılaştırılamayacağını ifade etmesi, Çin’in anti-demokratik karakterine yönelik bir mesajı içerdiği şeklinde tartışıldı.

Ziyaretin Çıktıları

Trump’ın ilk günkü ziyaretinin yanında, ikinci gün yapılan kapalı görüşmeler ve varılan anlaşmalar daha büyük önem arz ediyordu. Bu kapsamda enerjiden ticarete, terörle mücadeleden güvenliğe bir çok meselenin ele alındığı görüşmeler sonrası yapılan açıklamalarda ortaya çıktı. Ziyaretin çıktıları da şu şekilde özetlenebilir:

-Enerji: ABD son dönemlerde Hindistan için en önemli enerji ihracatçısı olarak ortaya çıkıyorken; büyük jeopolitik çözülmelerin yaşandığı küresel siyaset döneminde istikrarlı ve düşük fiyatlı bir tedarikçiye karşılık geliyordu. Bu açıdan ABD, ziyarette enerji konusuna ağırlık verecekti. Bu açıdan ABD hem petrol ve doğalgaz ihracatı üzerinden Hindistan pazarından daha fazla yararlanmak istiyordu. Bunun yanında, Hidro-karbon ithalatı son yıllarda 7 milyar dolara yükselen Hindistan’ın, ziyaret öncesinde önümüzdeki dönemde 2 milyar dolar değerinde 10 milyon ton yüksek kaliteli kömür satın almayı planladığı ve bunu da Hindistan’ın çelik endüstrisi için kullanılacağı gündeme düşmüştü. Bu açıdan Hidro-karbon açısından Hindistan’ın altıncı en büyük ham petrol ihracatçısı olan ABD’nin bu alanda da satışı arttırmak istediği biliniyordu. Görüşmelerde enerji konusunda ABD büyük oranda istediğini almışken; ziyaretin oturum aralarında da ExxonMobil ve Indian Oil gibi şirketlerle doğalgaz altyapısı ve boru hatlarıyla ilgili bazı iş anlaşmalarının da yapıldı basına yansımıştır.

-Strateji ve Savunma: Trump döneminde iki ülke arasındaki stratejik uyum gözle görülür bir şekilde artmıştı. Hindistan’ın ABD’den askeri teçhizat alımı son beş yıl içinde 9 milyar dolara ulaşmış ve bu alımın sadece “miktar” ile ilgili değil, aynı zamanda “kalite” ile de ilgili olduğu vurgulanıyordu. Yine Hindistan, ABD’nin en büyük ikili askeri tatbikat partnerlerinden biri haline gelirken, ABD ile diğer ülkelerden daha fazla tatbikat yapılmıştı. Bu açıdan Trump’ın Motera konuşmasında müjdeyi verdiği, Hindistan Ordusu için 24 MH-60R Seahawk helikopterlerinin satışı görüşmelerde onaylandı. Bu helikopter satışı, Pakistan tarafından onaylanmadığı için belirsizlik taşıyordu, ancak Trump yönetimi asimetrik bir durum ortaya çıkarabilecek bu satışı gerçekleştirdi. Ayrıca görüşmelerde Rusya-Çin-Pakistan eksenine karşı büyük bir hamle olarak değerlendirilen, Temel Değişim ve İşbirliği Anlaşması (BECA) için büyük bir ilerleme kaydedildiği de belirtildi. Önümüzdeki yıl da bu anlaşmanın imzalanacağı yönünde kamuoyu bilgilendirildi.

-Terörle Mücadele: ABD bugüne kadar terörle mücadelede BM Güvenlik Konseyi’ndeki Hindistan’ın Ceyşi Muhammed lideri Mesud Ezher’in terörist olarak kabul edilmesi arzusunu kabul ettirmiş ve Pakistan’ın “Kara Paranın Aklanmasının Önlenmesine İlişkin Mali Çalışma Grubu” olan FATF’deki gri listede bulunmasını destekleyen önemli bir P5 ülkesi olmuştu. Bu kapsamda terörle mücadele ve istihbarat paylaşımı konusunda işbirliği adına her iki taraf için de önemli kararların alındığı bilgi paylaşılmıştır.

-Ticaret: Trump’ın Modi yönetimiyle en büyük anlaşmazlığı bugüne kadar ticaret kurallarıyla ilgiliydi. Ancak yine de bu tartışmalı ve küresel ekonomik krizin olduğu dönemde, Hint-ABD ticareti geçen yıl yüzde 10 büyümüştü.  Bu kapsamda Trump yönetiminin “büyük bir ticaret anlaşması” istediği bilinmekteyken; Modi yönetiminin de ticari konularda kendi hassasiyetleri bulunmaktaydı. ABD her şeyden önce daha düşük gümrük vergileri ve ihracat için daha fazla serbestiyet istiyorken; Hindistan ise ticari dengeyi doğru oturtmak gerektiği konusunda ısrarcıydı. Hindistan ayrıca H1-B Vize Sorunu’nun çözülmesini arzu ediyordu. Trump’ın Hindistan’ı küresel vasıflı işgücü arzı için kritik olarak yeniden değerlendirmesi görüşmeler öncesinden Hindistan’a verilen bir mesaj olarak yorumlanmışken; yapılan görüşmelerde iki ülke arasında gerçekleştirilecek büyük ticaret anlaşması noktasında sona yaklaşıldığı dile getirilmiştir.

-Keşmir ve Vatandaşlık Yasası: Afgan Barışı için kritik bir aktör olan Pakistan’ın en fazla üstelediği konu, Trump’ın ziyaret esnasında Keşmir ve Vatandaşlık Yasası ile ilglili Hindistan’a yönelik bir baskı yapmasıydı. Bu açıdan Trump’ın önemli bir demokratik geleneğe sahip olan ABD’nin konuyla ilgili deneyimlerini Hindistanlı yetkililere aktararak Keşmir ve Vatandaşlık Yasası konularında daha demokratik bir davranış beklenildiğinin dile getirileceği basına yansımıştı. Bu açıdan yapılan görüşmelerde Trump yönetiminin Keşmir ve Vatandaşlık Yasası hakkında ABD’nin  demokratik geleneğini, dini azınlıklara olan saygıyı, inanç özgürlüğünü ve tüm kesimlere eşit muameleyi dile getirdiği yönünde bilgi paylaşımı yapıldı.

Delhi’deki İrrasyonel Hindu Güruhlar

ABD Başkanlarının önceki yıllarda Hindistan’a gerçekleştirmiş oldukları gezilerde, başta Srinagar olmak üzere Keşmir bölgesinde gerçekleştirilen protesto eylemleri oldukça bilinen bir kitle davranışına karşılık geliyordu. Bu yüzden Trump’ın gerçekleştirmiş olduğu bu seferki Hindistan seyahati sırasında ortaya çıkan Delhi’nin Kuzeydoğusu’ndaki hareketlenmelerin ilk etapta klasik bir tepki protestosu olduğu zannedildi. Ancak zaman ilerledikçe belirginleşen fotoğraf, hareketlenmelerin başka bir varyanta karşılık geldiği gerçeğini gözler önüne seriyordu. Öyle ki bir taraftan Müslüman bir gencin polise doğrulttuğu silah basın yoluyla servis ediliyor, diğer taraftan da olayların çıktığı bölgenin Hindu milliyetçisi BJP’nin vekillerinin yoğunlukta olan bir bölgeye karşılık geldiği ortaya çıkıyordu. Çok geçmeden BJP’li vekillerin ülkedeki Müslümanları 1947’de ülkeden sürülmesi gerektiği demeçleri ortaya çıktı. Özellikle BJP’li vekil Kapil Mishra’nın “ya polisler onları temizlesin ya da bunu biz yaparız” demeci Hindu fanatikler üzerinde büyük bir etki doğurmuş ve irrasyonel güruhları harekete geçirmişti. Mishra’nın demecinden kısa bir süre sonra, bölgede sokaklarda sürüklenen Müslümanlardan ve yakılan camilere kadar birçok insanlık dışı davranış sosyal medyaya yansıdı. Delhi polisinin eylemsizliği ya da taraflı tutumu ise en az ortaya çıkan şiddet kadar tartışmalarda yerini aldı.

Delhi’de yaşanan şiddet olaylarının gelinen noktada belli oranda kontrol edildiği gözlemlenebiliyor. Olayların insani bilançosunun ise en az 100 insanın hayatını kaybetmesi olarak değerlendiriliyor. En büyük soru işareti ise ülkede güvenliği sağlamakla sorumlu olan birimlerin olaylara neden bu kadar geç müdahale ettiği üzerinde yoğunlaşıyor. Bu noktada olaylardan üç gün sonra yorum yapan Başbakan Modi ile İçişleri Bakanı Amit Şah en büyük sorumlu olarak görülüyor. Geç müdahalenin yanında, Hindu güruhun organize bir şekilde hareket etmesinin ise şiddetin planlı bir şekilde gerçekleştirildiği iddialarını güçlendiriyor. Bunun için de Öğrenci Birlikleri hala daha protestolarını sürdürüyor ve sorumlu olarak görülen Mishra gibi isimlerin yargılanmasını talep ediyorlar. Ülkedeki en büyük muhalefet partisi olan Kongre Partisi’nin bile şiddetin ardında intikam siyasetinin yattığını dile getirirken; söz konusu Müslüman katliamının gerçek sebebinin ülkede uzun bir süredir inşa edilen nefret ikliminin olduğu söylenebilir. Başta BJP olmak üzere, Hindu milliyetçisi tüm organizasyonlar tarafından teşvik edilen bu iklim, Vatandaşlık Yasası protestolarına katılan Müslümanlar için BJP’li vekil Pragya Singh Thakur’un “ülkenin hainlerine vurun” çıkışıyla en üst seviyesine ulaşmıştı. Yine aynı iklimin ülkenin kurumları üzerinde büyük bir baskı ortaya çıkararak sistematik saldırılara kayıtsız kalan bir devlet aygıtı görüntüsünü de gözler önüne seriyor. Ancak Hindu milliyetçilerinin ortaya çıkardığı sistematik saldırıların, diğer taraftan da Müslümanlar ve Dalitler gibi sürekli şiddete maruz kalan kesimler arasında da ittifaklara yol açtığı gözlemlenebiliyor. Dolayısıyla Vatandaşlık Yasası protestolarının ülke tarihi açısından önemli bir milada karşılık geldiği tezi hala daha geçerliliğini koruyor.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here