*Kutalmış Fidan – Hindolog ve Araştırmacı-Yazar

Afganistan stratejik yönü ile Asya’nın kalbidir. Bu nedenle bu ülke dünya hâkimiyetine soyunan her ülkenin meskeni haline dönüşmektedir. Ama “Afganistan Barış Müzakereleri” oturumuna yön veren İngiltere ya da Amerika gibi uzak-ülke müdahalesinden çok Asya’daki başka bir gücün etkisinin artırılması nispeten daha iyi bir sonuç vermez mi? Özellikle dünya üzerinde daha fazla söz sahibi olmak isteyen Hindistan ve Çin gibi. İlk basamak Doha’daki Amerika’nın gözetimi altında gerçekleşen müzakerelere yollarını terk etmekle işe başlamak -Bu görüşmelerin trajikomik bir şekilde sonuçlanmış olması herkesin malumudur- ve Afganistan’ın yakın komşularını devreye sokmak, bu durum Hindistan ve Çin gibi büyüyen güçlerin de çıkarlarına uygun düşecektir.

İkinci basamak olarak Türkiye’de ve dünya gündeminde yanlış okumalar ya da okutmalarda saklıdır. Buna örnek olarak Keşmir’deki çatışmalar ve nedenleri hakkında öne sürülen iddialar yeterli değildir. Burada işin dini boyutu gözden kaçmaktadır. Çünkü Keşmir’de Hinduizm’in ağır bir kolu olan “Keşmir Şivacılığı” etkindir. Bu da Hindistan için bu bölgeyi özel bir noktaya taşımaktadır. Bu Müslümanların Mekke, Yahudilerin Kudüs ile kurdukları bağ gibidir. O yüzden burayı vermemek adına Hindistan saldırganlaşacaktır. Keşmir’in doğal zenginlikleri ikincil öneme sahiptir. Bu eksik okumanın bir benzeri de Afganistan’a yönelik gerçekleştirilmektedir. Asya’da dini arka planın günlük hayattan siyasete kadar her alanda çok yoğun etkisi olduğu herkesin malumudur. Taliban da kendine göre belirli dini kaygılar güderek ortaya çıkmıştır. Fakat İslam onların bu vermek istedikleri kimlikten ibaret midir? Afganistan’ın büyük Sufileri neden zikredilmemektedir? Afganistan=Taliban=Şiddet midir?

Afganistan’da Sufizm’in güçlenmesi ve desteklenmesi coğrafyanın dinamiklerini değiştirmede etkili olabilir. Malumdur ki Hz. Mevlana’nın doğum yeri Belh’tir –Aynı zamanda bu şehir Buddhizm’in önemli merkezlerinden biridir- ve babası Bahaeddin Veled de bu coğrafyada etkili olmuştur. Ve Afganistan birçok büyük Sufi’ye ev sahipliği yapmıştır. Taliban’ın kaba şeriatçı yaklaşımı devamında Sufi grupların sindirilmesine sebep olmuştur. Hâlbuki Osmanlı İmparatorluğu’nun Batı’ya yayılışı ve Babür İmparatorluğu’nun Hindistan içlerine yayılışında asıl etkili olan unsurun Sufiler olduğu bilinmektedir. Yine İslamiyet Uzak-Asya ve Afrika kıtasının güneyine kadar yayılımını nasıl gerçekleştirmiştir? Bugün dahi Anadolu coğrafyasındaki İslam ruhu Yunus Emre ve Hacı Bektaşi Veli gibi Sufiler tarafından bırakılan etki ile varlığını devam ettirmektedir.

Ebussuud Efendi’nin verdiği fetvalarını herkes bilmez ama bu Sufilerin şiirlerine herkes aşinadır. Din içerisinde bir hukuk barındırır fakat din hukuktan ibaret değildir. Afganistan’da bugün olan da katılaşmış bir din anlayışı ve bunun getirdiği fanatiklik ve müsamahasızlıktır.

Diğer bir nokta Afganistan’ın Buddhist geçmişi ve Buddhizm’e yakınlığıdır. Afganistan neredeyse 15 asır boyunca Buddhizm’in etkisi altında kalmıştır. Bu coğrafya özellikle Gandhara denilen Yunan-Hint etkileşiminden meydana gelmiş kendine has bir Buddhist birikime sahipti. Bu izler görmezden gelinemez Anadolu coğrafyasında bilhassa iç Anadolu bölgesinin birçok noktasında uzak bir geçmişe ait olan Hitit izlerine rastlanılması gibi. Bu kalıntılarda sınırlı değildir, Anadolu kültürünün kodlarında varlığını sürdürmektedir.

Büyük seyyah İbn Battuta, Hindistan’a geldiğinde kendisine Hindulardan çok Buddhistlerin ona daha iyi davrandığını ve onların bulunduğu yerlerde daha rahat olduğunu belirtmiştir. Yakın geçmişte Myanmar’da yaşanan olaylar bu muhtemel bağı baltalamıştır. Buddhizm çok geniş bir coğrafyaya yayılmıştır ve Buddhizm sadece Myanmar’dan ibaret değildir. Buddhizm’in birçok çeşidi ve biçimi vardır. Bu olayların perde arkasında başka aktörler olduğu bellidir keza Buddha’nın şu sözleri tarihe geçmiştir.

“Birisi size kötü konuşursa, kin taşımayınız ve kendinizi şu kararlılık içinde bulunuz: Düşüncelerim bulanmamalı ve öfkeyle karışık hiçbir söz dudaklarımdan dökülmemelidir. Ben diğerlerine karşı şefkatli olmalıyım ve asla gizli bir düşmanlık beslememeliyim. Eğer size yumrukla, taşla, değnekle ya da kılıçla saldırsalar, aynı şekilde karşılık vermekten kaçınmalısınız. Onlara ancak şefkatle davranmalı ve hiçbir gizli nefret ve düşmanlık göstermemelisiniz” (Macchima Nīkaya, 31).

Afganistan halkı şiddetten bıkmıştır ve gerçekten yepyeni bir başlangıç yapmak için Buddhist dünya içerisinde Bhutan gibi bir ülkenin ev sahipliği yapacağı müzakereler Doha’dan çok daha anlamlı olacaktır. Zira hem Afganistan’ın geçmişi hem de komşuları ile olan etkileşiminde daha net ve etkili bir sonuca götürür. Bhutan tarafsız bir bölgedir, burada yapılacak bir anlaşma hem Afganistan’ın kadim köklerine bir vurgu yapacak hem de komşuların sorunları en azından kendi aralarında çözmek için daha uygun bir zemin yaratacaktır. Bunun yanında Bhutan, bir dini gelenek ile modern hayatın en zararsız etkileşiminin yaşandığı da bir ülke olması açısından da Afganistan için önemli bir model olacaktır. Tabi ki gerçekten bir şeyler yapılmak isteniyorsa, bugün bunun tam aksi bir istikamette eylemlerde bulunulsa da gelecek umut taşıyorsa böyle bir yolun denenmesinde de kaybedecek bir şey yoktur.

Uyarı: Bu makalede yer alan görüş ve düşünceler yazarın kendisine ait olup GASAM için hiç bir bağlayıcılık ve sorumluluk içermez.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here