Taliban, seçimin daha birinci gününde gerçekleştirdiği 193 saldırı ile bu seçimlere Afgan hükümetinden daha iyi hazırlandığını gösterdi.

Afganistan’da geçtiğimiz 20 Ekim’de, 3,5 yıllık bir gecikmenin sonunda milletvekili seçimleri yapıldı. Güvenlik güçlerinin, terör örgütlerinin seçimleri engellemeye yönelik birçok saldırı tehdidini önlediğini iddia etmesine rağmen, seçimin birinci gününde meydana gelen 193 saldırıda 27’si sivil toplam 36 kişi hayatını kaybetti.

Afganistan Bağımsız İnsan Hakları Komisyonu (AIHRC), Temmuz ayında adaylık kayıt sürecinin başlamasından, seçime kadar gerçekleştirilen 30 saldırıda 10’u milletvekili adayı olmak üzere 54 kişinin öldüğünü, 186 kişinin de yaralandığını açıklamıştı. 2 bin 558 milletvekili adayının yarıştığı ve 3 bin 500 kişiye bir adayın düştüğü seçimlerde Taliban’ın varlığı nedeniyle toplam 7 bin seçim merkezinden 2 bin 311’ninde oy kullanılamadı.

Afganistan Bağımsız Seçim Komisyonu Başkanı Abdul Badi Sayyad, düzenlediği basın toplantısında, seçime katılımın beklenenden biraz düşük olduğunu ifade ederek olayı yumuşatmaya çalışsa da ülkenin üçte birinde kurulamayan sandıklar ve sandığa gitmeyen seçmenlerle birlikte 8 milyonun üzerindeki seçmenin yarısının bu seçimlerde oy kullan-a-madığını söyleyebiliriz.

20 Aralık’ta kesin sonuçların açıklanacağı seçimde, Peştunlar 96, Tacikler 61, Hazaralar 53, Özbekler 18 milletvekilliği kazanırken 21 milletvekili azınlıklara dağıtıldı.

2019’da yapılması planlanan cumhurbaşkanlığı seçimi öncesi ortaya çıkan meclis aritmetiği ve seçim tecrübesi iç siyasetteki dengeler açısından büyük önem arz ediyor.​

Seçimde yolsuzluk iddiaları

Afganistan İnsan Hakları Komisyonu Başkanı Sima Semer, seçim sırasında biyometrik makinelerin çalışmadığı, seçim merkezlerinin geç açıldığı, parmak boyalarının hemen silindiği gibi problemlerin yanı sıra, “iki gün süren seçimlerde yaşı tutmayan, seçmen listesinde adı olmayanların oy kullanması gibi birçok yolsuzluk yapıldığını” iddia etti.

Bağımsız Seçim Komisyonu’na göre çeşitli nedenlerle ülke genelinde 14 vilayette kapalı olan 400 seçim merkezinde Cumartesi oy kullanamayan seçmenler, oylarını Pazar günü kullanabildi.

Cumhurbaşkanı Eşref Gani, Kabil’de oyunu kullandıktan sonra seçmenleri ülkenin geleceği için oy kullanmaya çağırırken, terör saldırısı ve güvenlik nedeniyle Kandahar‘da seçimin bir hafta ertelendiğini duyurdu.

2018 elitlerin seçim yılı oldu

Seçimde, iş dünyası ve medya sektöründen tanınmış isimler, Hindu ve Sihleri temsilen seçime katılan Narindar Singh Halisa meclise girerken, yukarıda bahsettiğimiz etnik gruplara ait parti ve hiziplerin adayları ve büyük aşiretlere mensup kimseler bu dönemde de mecliste boy göstermeye devam edecek.

Ülkenin en zengin iş adamlarından Ecmel Rahmani, özel televizyon kanalı ve havayolu şirketi sahibi Fehim Haşimi, özel bir bankanın sahibi Ahmed Cavid Ceyhun, iş adamı Nurullah Davutzey, otel zincirleri sahibi Hafizullah Celili ve özel bir televizyon ve banka sahibi Feridun Nurzad, başkent Kabil’den, iş adamı Abbas İbrahimzade Belh vilayetinden, iş adamı Nisar Ahmet Faizi Guryani Herat’tan ve iş adamı Şekip Ahmetyar, Pencşir’den aday oldu.

Parti liderlerinden Raşid Dostum’un oğlu Batur Dostum Cüzcan vilayetinden, Muhakkik’in oğulları Ali Muhakkik Belh’ten, Muhammed Bakır Muhakkik ise Kabil’den, Peştu liderlerden Cuma Han Hamdard’ın oğlu Gül Rahman Hamdard Belh’ten ve Afganistan Birlik Partisi Başkanı Kerim Halili’nin oğlu Muhammed Alim Halili de Kabil’den aday gösterildi.

Cumartesi günü yapılan seçimlerde hükümet karşıtı bir cephe oluşturuldu. Yeni oluşturulan bu cephede, Afganistan Ulusal İslami Cephesi, Afgan Millet Partisi, Milli Müşareket Partisi, Afganistan Ulusal Dayanışma Hareketi, Entegrasyon Konseyi Cemiyeti, Hizbi İslami, gibi büyük siyasi parti ve hareketler yer alıyor.

Bu oluşumda yer alan 1977 yılında kurulan Hizb-i İslami’nin kurucusu ve önderi, SSCB işgaline karşı savaşmış, eski Afganistan Başbakanı Gülbeddin Hikmetyar, geçen hafta katıldığı bir toplantıda “parlamento seçimlerinin Afganistan’ın sadece yüzde 36’sında yapılacağını ve seçim sürecinin engellenmesi için ülkenin bazı kısımlarının güvensiz bırakılarak, hükümetin ve Kabil’deki bazı ülke büyükelçiliklerinin parlamento seçimlerini dizayn etmeye yönelik çalıştıklarını” ileri sürmüştü.

Hikmetyar, ayrıca herhangi bir elçilik adı vermeden “hangi adayın kazanıp, hangi adayın kaybedeceğine seçim komisyonu veya seçmenin oylarıyla değil, ülkede söz sahibi yabancıların emri ile karar verileceği” iddiasında bulunmuştu. Seçim sonrası geldiğimiz noktada, Hikmetyar’ın bu konuda haklı çıktığını görüyoruz.

Seçim güvenliği ve Taliban’ın başarısı

Rus işgaline karşı ABD’nin desteğini alan “Afgan Cihadı” sonrası, iç savaşa tutuşan yerel güçlerin karşısına “kurtarıcı” olarak çıkarılan Taliban; ABD, Suudi Arabistan ve Pakistan tarafından kurulup, finanse edilip, eğitildiği ileri sürülen bir örgüttü.

Savaştan bıkan halkın desteğini, ülkedeki huzur ve güvenliği sağlayarak kazanan Taliban, afyon ticaretini de yasaklayınca, Batı ve bazı elit Afganları endişelendirmiş ve bu hareketin kontrol edilemeyeceğini öngörerek, kendi ürettikleri Taliban’ı bir anda düşman ilan etmişlerdi.

ABD müttefikleri ile ülkeyi yönetmeye istekli eski cihatçılar ve Taliban arasındaki kavga, o gün bugün devam ediyor. En başından beri seçimleri boykot eden Taliban’ı değerlendirirken bu noktayı akıldan çıkarmamak gerekiyor.

Taliban’ın ülkenin yüzde 40’ına hakim olduğu iddiaları, seçim güvenliğini en önemli gündem maddesi olarak karşımıza çıkarıyor.

Afgan halkının korkmadan sandıklara gidebilmesi için ülke genelinde yaklaşık 5 bin 100 sandık merkezine, 50 bin güvenlik gücü sevkedilmiş, 19 seçim merkezinde güvenlik tehdidine karşı polis ve istihbarat güçlerinden oluşan üç kademeli bir güvenlik kuşağı oluşturulmuştu.

“Seçim güvenliğini bozmak isteyen hükümet karşıtı silahlı grupların silahlarıyla ele geçirildiğini” açıklayan İçişleri bakan yardımcısı Abdul Halil Bahtiyar ve Savunma Bakanlığı Sözcüsü Gafur Ahmet Cavit’in güvenli seçim sözüne Taliban’ın cevabı çok sert oldu.

Taliban, seçime iki gün kala Perşembe günü akşam saatlerinde, NATO’nun Afganistan’daki Komutanı Scott Miller ve diğer Afgan yetkililerin de bulunduğu toplantıya silahlı saldırı düzenledi. Miller, saldırıdan yara almadan kurtulurken, Afganistan’ın güneyinde, özellikle de Taliban’ın kalbi Kandahar eyaletinde Taliban’la mücadelenin sembol ismi olan Kandahar Emniyet Müdürü General Abdurrazık Açikzey ile İl İstihbarat Başkanı Abdul Mumin Husainkhil’in öldürülmesi, Kandahar Valisi Zalmay Veysa ve Meyvend Bölge Komutanı Nabi İlhamın ağır yaralanması, ABD ve Afganistan hükümetinde büyük şok meydana getirdi. Taliban Sözcüsü Kari Yusuf Ahmedi, saldırı hedefinin Miller ile Açikzey olduğunu açıklamıştı.

ABD’nin kara kutusu Abdurrazık Açikzey

Taliban bu saldırı ile hükümet ve ABD adına Taliban’la görüşmeleri yürüten birçok lider ve komutanın barış süreci masasına oturmasını sağlayan, barış sürecinde Pakistan’ı baypas etmenin kapılarını aralayan, ABD’nin kara kutusu Kandahar Emniyet Müdürü General Abdurrazık Açikzey’i ortadan kaldırmış oldu.

1994 yılında babası ve amcası Taliban tarafından öldürülen, Afganistan’ın bir türlü istikrara kavuşamaması konusunda Pakistan ve İran ı suçlayan Açikzey, Taliban’la mücadelede hem önemli hem de sembol bir isim olarak öne çıkıyordu.

Açikzey, ABD Savunma Bakanı James Mattis’in katıldığı bir toplantıya ara vererek gazetecilere açıklama yapmasına neden olacak kadar önemli bir figürdü. Mattis, saldırıdan bir gün sonra Singapur’da katıldığı Asya Güvenlik Konferansı toplantısı arasında, Açikzey’in ölümünü “bir vatanseverin trajik kaybı” olarak nitelendirerek, Güney Afganistan’da Açıkzey’in öldürülmesinin güvenlik durumunu temelden zayıflatmasının olası olmadığını, terörizmin kısa vadede etkili olabileceğini, ancak Afgan güvenlik güçlerinin Taliban’la savaşa devam edebilecek olgunlukta olduğuna inandığını” ifade etti.

ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo da saldırıya ilişkin, “Seçim çalışmalarının son günlerinde milletvekili adaylarına düzenlenen saldırılar, Afgan halkının barış, güvenlik ve ekonomik istikrar arzularına tezatlık oluşturuyor.” değerlendirmesini yaptı.

Hindistan Başbakanı Narendra Modi ve İngiltere’nin Afganistan büyükelçisi Nicholas Kay da saldırıyı şiddetle kınadıklarını ifade etmişlerdi.

Afganistan İcra Kurulu Başkanı Abdullah Abdullah, Kandahar Emniyet Müdürü Abdurrazık Açikzey’in öldürülmesinde ABD’nin dahli olduğu iddialarını reddederek, “Kandahar Eminyet Müdürünün NATO güçleri tarafından öldürüldüğü söylentileri, düşman değirmenine su taşımaktır.” açıklamasında bulundu.

Abdurrazık Açikzey, son zamanlarda Taliban’dan 20 üst düzey lider ve komutanın barış sürecine katkı vereceğini ve çok yakın bir zamanda da birçok Taliban lider ve komutanının bu sürece katılacağını duyurmuştu.

Ülkenin güney bölgelerinde önemli bir etkiye sahip Taliban liderlerinin barış sürecine katılıma kararı Helmand, Zabul ve Uruzgan illerinde de yeni umutlar uyandırmaya başlamıştı.

Abdurrazık, Pakistan’ın Afganistan’ın düşmanı olduğunu ve Pakistan’ın Afganların barış içinde yaşamalarına müsaade edeceği beklentisine girmemesi gerektiğini düşünüyordu. Taliban ile Pakistan hükümeti arasındaki ilişkilerin kötüleştiğini ve Taliban’ın Kabil hükümeti ile barış görüşmelerini onaylamaktan başka çaresi olmadığını düşünen bazı uzmanları dikkate aldığımızda, ABD’nin Taliban’la barış görüşmelerinin kilit ismi “kara kutusu” diyebileceğimiz Abdurrazık Açikzey’in üst düzey bir toplantıda öldürülmesi ile sonuçlanan saldırının hangi ülke desteğiyle gerçekleştiği sorusu akıllara geliyor.

Açikzey, Pakistan ve İran’ı Durand Hattı’nın iki tarafında teröristleri desteklemek, donatmak ve eğitmekle suçlamış, Pakistan’ın Afganistan’ın düşmanı olduğunu ileri sürerek İslamabad üzerindeki baskıyı artırmak için uluslararası topluma çağrıda bulunmuştu.

Barış sürecine katılan Taliban liderlerinin ülkenin güney bölgelerinde önemli bir etkiye sahip olduğunu ve hareketin Helmand, Zabul ve Uruzgan illerinde de yeni umutlar uyandırdığını söyleyen uzmanlar, “Şu anda Taliban ile Pakistan arasında gerginlikler var ve birbirlerine güvenlerini kaybettiler ve Taliban bu gerçeği fark etti, bu yüzden hükümet bu fırsattan yararlanmalı” açıklamasında bulunuyor.

Dolayısıyla Afganistan’daki barış sürecine dahil edilmeden Taliban’ın masaya oturmasını çıkarlarına ters gören Rusya, İran ve Pakistan gibi ülkeler bu saldırının arkasında yer alabilecek potansiyel şüpheliler arasında yer alıyor.

Pompeo, çarşamba günü yaptığı açıklamada ise “Bunu daha açık seçik başka bir şekilde ifade edemeyiz” diyerek Pakistan’ın teröristlere güvenli liman olmaktan vazgeçmesi gerektiğini, aksi halde hesabının sorulacağını belirtti.

Nitekim, saldırıdan tam bir hafta sonra Perşembe günü Belucistan Hudut Birliği Komutanı General Said Ahmet Nagra’nın konvoyuna silahlı saldırı düzenlendi. Nagra’nın yara almadan kurtulduğu saldırı, Açikzey’in öldürülmesine misilleme olarak değerlendiriliyor.

Pakistan Başbakanı İmran Han’ın Afganistan’da savaşı sonlandırmak için devam eden barış müzakerelerini desteklediği bilinse de Ekim ayının başında Katar’da büyükelçi düzeyinde Taliban heyetiyle görüşen ABD’nin açıklamaları, yıllardır birlikte çalıştığı Pakistan’ı baypas edecek bir plan üzerinde çalıştığını düşündürüyor.

ABD ve müttefiklerinin Afganistan’daki yol haritasına ilişkin Afganistan’a daha fazla asker gönderilmesi ve savaşın özel şirketlere devredilmesi gibi daha önce denenmiş ve bir sonuç vermemiş planların gündemde olduğu Afganistan’a “yerli” bir çözümün ya da en azından bu yöndeki arayışların umut bağlanabilecek tek senaryosu olduğu söylenebilir.

Afganistan barış süreci ile ilgili ABD Başkanı Donald Trump tarafından 22 Ağustos’ta açıklanan yeni “Afganistan” – “Güney Asya” stratejisinde acil bir çözüm beklemek doğru olmayabilir. Ancak ABD, Afganistan iç savaşında yerel halkı ve “neyi terörle mücadele sorunu olarak görüp neyi görmediğini” iyi düşünmelidir.

39 yıl önce işgal için girdiği Afganistan’da ABD ve NATO’nun varlığından rahatsız olan Rusya, Afganistan’da barışa giden yolun yerel aktörlerle iş birliğinden geçtiğinin farkına en erken varanlardan. Nitekim Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in Afganistan Özel Temsilcisi Zamir Kabulov, geçen yıl AA’ya verdiği röportajda, Afganistan Talibanını “ülkenin yerel dinamiklerinin bir parçası” ve “politik değişim yaşayan bir yapı” olarak tanımlamıştı.

Batı’nın Afganistan’da yıllardır savaşı kazanamamalarının temel sebebi belki de bu hatalarda ısrar etmeleridir. 2018 seçimlerini geride bırakan Afgan halkının dost ve düşman ayrımı açıkça ifade edilmese de bazı siyasilerin de gündeminde yer almaya başladı.

Yıllardır işgal ve iç savaştan yorulan halkın umutlarını yeşertecek milli hareketlerin tekrar sahneye çıkması, 2018 seçimleri Afganistan’ın son çaresi olarak görünüyordu. Ancak, cumartesi günü gerçekleştirilen seçim hazırlıklarına odaklanan Afgan hükümetinin karşısında, seçimleri sabote etmeye hazırlanmış ve ülkenin yüzde 40’ında söz sahibi olduğu iddia edilen Taliban’ın, daha seçimin birinci gününde ortaya çıkardığı tablo, bu seçimlere hükümetten iyi hazırlandığını belli etti.

Bu seçimlerde siyaset meydanına inen Afganistan elitleri bile halihazırda ülkeye yöneten siyasi rejimin, ülkedeki yabancı güçlerin önderliğinde ülkeyi barış ve istikrara taşıyacak çıkar yolunun olmadığının farkındalar.

Ancak onyıllardır karmaşık, kirli ve girift ilişkilere rağmen temiz kalabilmiş, özgüveni yüksek ve dürüst Afganlıların yönetimi devralabilmesi şimdilik uzak bir ihtimal gibi duruyor.

Bu noktadan baktığımızda Taliban’a rağmen Afganistan’da yapılan seçimlerle oluşan yerel lider kadro yönetimlerinin gerçekten iş başına gelebileceğini ya da iş başına gelecek elit ve Batı yanlısı siyasilerin ülkenin istikrar ve barışına katkı sunabilme olanakları olduğunu söylemek çok güç görünüyor.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here