ABD ve NATO güçlerinin Afganistan’dan çekilmesi ile kısa sürede Taliban’ın 20 yıl sonra yeniden iktidara gelmesi, ülkede siyasi krizle beraber ekonomik ve göç krizini de beraberinde getirmiştir. Kabil hükümetinin 15 Ağustos’ta düşmesi ve ardından ülkenin Taliban’ın kontrolüne geçmesi, ülkede yıllardır süregelen savaşın yıkıcı etkisiyle var olan ekonomik krizin giderek büyümesine yol açmıştır. Ekonomik kriz dolayısıyla hâlihazırda neredeyse ülke nüfusunun yarısından fazlası açlıkla boğuşmaktadır. Aynı zamanda, Afganistan, iklim değişikliği kaynaklı son yılların en şiddetli kuraklık ve kıtlık sorunuyla da karşı karşıya kalmıştır.

Yaklaşık kırk yıldır süregelen savaş ve dış müdahaleden sonra zaten büyük ölçüde dış yardıma bağımlı olan Afganistan, uluslararası yardımların durdurulması ile ciddi insani krizle karşı karşıya kalmıştır. Resmi kaynaklarda, Afganistan’ın son 20 yıldır GSYİH’nın yüzde 40’ı ABD ve diğer bağışçı ülkelerden geldiği belirtilmiştir. Dünya Bankası’na göre, GSYİH %10’u veya daha fazlası dış yardımdan geliyorsa yardıma bağımlı ülke olarak kabul edilmektedir. Ayrıca Dünya Bankası’na göre, dış yardıma ek olarak, Afganistan’ın GSYİH’nın %4’ü de işçi dövizlerinden oluşmaktadır. Yani ülke dışında yaşayan aile üyeleri yurtdışından para göndererek destek olmaktadırlar. Bu rakam, Afganistan’ın dünyanın havalelere en bağımlı ülkelerinden biri olduğu anlamına gelmektedir. Fakat Covid-19 salgınıyla beraber dünyanın neredeyse tamamında uygulanan kısıtlamalardan dolayı yurt dışından gelen para desteği büyük oranda düşmüş ve bu durum ailelerin temel gıda ihtiyaçlarına erişimlerini kısıtlamıştır.

Öte yandan ekonominin tarıma dayalı olduğu Afganistan’da, kuraklık ve buna bağlı olarak su kıtlığı çiftçilerin gelirlerini azaltmış ve kentlerdeki insanlar için de gıda faturalarını artırmıştır. Birleşmiş Milletler, Afganistan’daki kuraklığın on yıllardır yaşanan en kötü kuraklıklardan biri olduğunu belirterek, 9 milyon Afgan’ın geçimini tehdit ettiğini ve ülkenin 34 ilinden 25’ini etkilediğini tahmin etmektedir. FAO’nun Afganistan’daki ülke direktörü Richard Trenchard, “Bu, 35-36 yıldaki en kötü kuraklık” olarak ifade etmiştir. BM Gıda ve Tarım Örgütü’ne göre, zorlu koşullar şimdiden 14 milyon insanı (Afgan nüfusunun üçte birinden fazlasını) bir gıda güvenliği krizine sokmuştur. Öte yandan Birleşmiş Milletler Dünya Gıda Programı (WFP), Afganistan’da 18 milyon kişinin insani yardıma muhtaç olduğunu ve 2 milyon çocuğun ise yetersiz beslenme ile karşı karşıya kaldığını açıklamıştır.

Afganistan, ekonomik krizle karşı karşıyken, Kabil hükümetinin düşmesinin hemen ardından, ABD başta olmak üzere batılı ülkeler Afganistan’a yapılan dış yardımı askıya aldıklarını açıklamışlardır. Washington yönetimi, ABD bankalarında tutulan Afganistan Merkez bankasına ait yaklaşık 10 milyar dolarlık rezervlerini de dondurmuştur. Dış yardıma bağımlı Afganistan’ın uluslararası fonlara erişiminin kısıtlanması ülkedeki bankacılık sistemi üzerinde çok ciddi baskı yaratmıştır. Bununla beraber, Dünya Bankası ve IMF kalkınma projeleri ve yardımları durdurduklarını açıklamıştır. Bu durum ülke ekonomisini durma noktasına getirmekle beraber giderek işsizliğin artmasına ve yoksulluğun şiddetlenmesine yol açmıştır. Sınır kapılarının açık olmasına rağmen ülkeye mal gelmediğinden ülkede günlük temel gıda fiyatları keskin bir şekilde yükselmiştir. Taliban Kabil’i ele geçirdiği ilk günlerde güvenliğin sağlanması ve ekonominin yeniden canlandırılması için önemli adımlar atılacağı yönünde vaatlerde bulunsa da yeterli finans kaynağa sahip olmadığından söz konusu vaatlerini gerçekleştirememektedir. Tüm bu gelişmeler Afganistan’ı insani bir felakete doğru sürüklemiştir.

Öte yandan söz konusu gelişmelerin ardından ülkede dövizin bulunmaması dolayısıyla bankalar para çekme işlemlerini kısıtlamış ve haftalık para çekme limitini 200 dolarla sınırlamıştır. Tek geçim kaynağı maaşı olan devlet çalışanlara ödeme yapılamaması, Ulusal ve uluslararası kuruluşların kapanması ile gün geçtikçe derinleşen işsizlik ve yoksullukla karşı karşıya kalan halkın bir kısmı ev eşyalarını satarak hayata kalmaya çalışırken diğer bir kısmı ise çareyi ülkeden kaçmakta aramaktadır. Açlıkla boğuşan ailelerine destek olmak için günde binlerce kişi tehlikeli yollarla komşu ülkeler; İran ve Pakistan’a geçmeye çalışmaktadırlar.

Diğer yandan Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu (UNICEF) Afganistan Temsilcisi Herve Ludovic De Lys ve Dünya Gıda Programı (WFP) Afganistan Temsilcisi Mary Ellen McGroarty, Herat ve Kabil’e yaptıkları iki günlük ziyaretin ardından 6 Ekim’de, gerekli önlemlerin alınmaması halinde ülkede en az 1 milyon çocuğun ölebileceği uyarısında bulunmuştur. Ülkede 5 yaşın altındaki çocukların yarısının akut yetersiz beslenmeyle karşı karşıya kalabileceği ve yılsonuna kadar bu yaş grubundaki yaklaşık 3,2 milyon çocuğun akut yetersiz beslenme dolayısıyla doğacak kızamık gibi hastalıklarla karşı karşıya kalabileceği belirtilmiştir.

Dünya Gıda Programı (WFP), “Afganistan’daki hanelerin yüzde 95’i yeterince yiyeceğe ulaşamıyor. Yetişkinler, çocuklarının besleyebilmek için daha az yiyor, öğünleri atlamak zorunda kalıyor” açıklamasında bulunmuştur. Dünya Gıda Programı Temsilcisi Mc Groarty, “Şimdi müdahale etmezsek ülkedeki yetersiz beslenme sorunu daha da ağırlaşacak. Uluslararası toplum haftalar önce taahhüt ettikleri fonları sağlamalı” ifadesini kullanmıştır.
Öte yandan UNICEF Temsilcisi De Lys, “Daha fazla aile sofraya yemek koymakta zorlandıkça, annelerin ve çocuklarının beslenme sağlığı her geçen gün daha da kötüleşiyor. Çocukları giderek hastalanıyor aileler onlara ihtiyaç duydukları tedaviyi sağlayamıyor. Hızla yayılan kızamık salgını ve akut sulu ishal hastalıkları çocukların durumunu daha da zorlaştırıyor” açıklamasında bulunmuştur.

Batı destekli Kabil hükümetinin düşmesi ile BM ve diğer uluslararası yardım kuruluşları Afganistan’daki ekonomik krizin derinleştiği ve insani felaketin kapıda olduğu uyarısında bulunmuştur. BM Mülteciler Yüksek Komiserliği Sözcüsü Babar Baloch 9 Ekim’de yaptığı açıklamada, Afganistan’daki insani yardım operasyonları için gereken toplam miktarın 600 milyon dolar olduğunu ve bağışçıların 1 milyar dolardan fazla yardım sözü verdiği 13 Eylül’de düzenlenen Cenevre konferansında verilen sözlere rağmen, bunun yalnızca %35’inin uluslararası bağışçılar tarafından sağlanmıştır. Baloch, “hükümetin çöküşünden ve ülkenin Taliban tarafından ele geçirilmesinden bu yana yeni zorlukların olduğunu da sözlerine ekleyerek, ülkede hala ticari uçuşların olmaması, malzemelerin özel uçuşlarda veya karayoluyla alınması gerektiği anlamına geliyor” açıklamasında bulunmuştur. Baloch, ayrıca “ülkede bankacılık sistemi çökmüş olduğu için ülkeye para bile aktaramıyoruz. Herhangi bir finansal işlem yoktur. Dolayısıyla ABD ve diğer Batılı bağışçıların bir finansal sistemi etkinleştirmeleri gerekiyor. Para doğrudan insanlara, doğrudan doktorlara Birleşmiş Milletler ve diğer güvenilir kanallar aracılığıyla gitmeli” açıklamasında bulunmuştur.

Öte yandan derinleşen ekonomik kriz, uzun yıllardan buyana devam eden dış göçü büyük oranda tetiklemiştir. 9 Ekim’de sosyal medyada paylaşılan görüntülerde Afganistan’ın batı ili Nimruz’da zaranj sınır kapısında, İran’a geçmek isteyen binlerce Afgan’ı göstermektedir. Taliban’ın iktidara gelmesi ile var olan ekonomik krizin derinleşmesi ve buna bağlı olarak yoksulluğun şiddetlenmesi ile İran’a göç eden insanların sayısında ciddi bir artış yaşanmıştır. Nimroz vilayetinin sınır komutanı Hamad Haşim Hanzaleh, Agence France-Presse (AFP)’ye daha önce her ay 1000 ila 2.000 kişinin Zaranj sınır kapısından İran’a geçerken bugünlerde bu sayının yaklaşık üç ila dört bin kişiye yükseldiği açıklamasında bulunmuştur. Hanzaleh, söz konusu sınırı geçen kişilerin büyük çoğunluğunun yasal belgelerinin olmadığını belirtmiştir. Afgan göçmenlerden bazıları İran sınır muhafızlarının Afganlara ateş açtığını ve kötü davrandıklarını açıklamıştır. Söz konusu kişilerin çoğu İran üzerinden Türkiye’ye ve Türkiye’den da Avrupa ve batı ülkelerine ulaşmayı hedeflemektir. Bu durum ister istemez Türkiye ve Avrupa ülkelerini de etkileyecektir.

Bununla birlikte, Uluslararası Göç Örgütü (IOM), 2021 yılı sonuna kadar yaklaşık 1,5 milyon insanın Afganistan’dan güvenlik ve ekonomik sorunlardan dolayı Avrupa’ya ulaşmak için terk edebilecekleri tahmininde bulunmuştur. IOM Afganistan Acil Durum Yetkilisi Nicholas Bishop, yükselen göç dalgasını “uluslararası askeri birliklerin ülkeden çekilmesi ve ülke genelinde azalan güvenlikten” kaynaklandığını ifade etmiştir. ABD ve NATO kuvvetlerinin ülkeden çekilmesi süreciyle birlikte dış göçte artış yaşandığına dikkat çeken Bishop, “ABD ve NATO birliklerinin Afganistan’dan geri çekilme sürecinin başladığı 1 Mayıs öncesinde 750 bin ila 1 milyon kişinin İran, Türkiye ve Avrupa ülkelerine göç ederken Taliban’ın ülke genelinde ilerleme kaydetmesi Afganların aileleriyle beraber göç etmelerine yol açtığını” açıklamasında bulunmuştur. Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (BMYK)’ne göre, Afganistan 6 milyondan fazla göçmen ile hala dünyada en çok göç veren ülkelerin başında yer almaktadır.

Bununla birlikte, hâlihazırda ülke içinde evlerini terk etmek zorunda kalan ve çok kötü koşullarda yaşayan yaklaşık beş milyon insan bulunmaktadır. Uluslararası Göç Örgütü, 26 Ağustos’ta yayınladığı raporda, ülkede yerlerinden edilmiş 5 milyondan fazla insanın bulunduğu belirtilmiştir. IOM raporunda, Temmuz 2021’den bu yana 550 000’den fazla Afgan evlerini terk etmiş etmek zorunda kalmıştır. Ayrıca İnsani İşler Koordinasyon Ofisi (OCHA), “çatışmalardan dolayı 570.000’den fazla kişi yerinden edilmiş ve bunların yaklaşık % 80’ni kadınlar ve çocuklardan oluşmakta” olduğunu açıklanmıştır. Bu sayının takriben sadece 120 bini Taliban’ın ilerlemesi ile bölgelerinden kaçarak başkent Kabil şehrine yerleşmişlerdir. Rapora bakıldığında, Afganistan genelinde son yedi ay içinde yerlerinden edilmiş insanların sayısı, son beş yılda aylık ortalamanın tam iki katına çıktığı görülmektedir. Söz konusu kişilerin neredeyse tamamı ulusal ve uluslararası kuruluşların kapanması ve çalışanlarının ülkeden çıkması dolayısıyla, yapılan yardımlar kesilmiş ve gıda, sağlık ve barınma gibi temel ihtiyaçlara erişimleri kısıtlanmıştır.

Öte yandan Kabil hükümetinin düşmesi ile en çok Afgan göçmenine ev sahipliği yapan İran ve Pakistan başta olmak üzere Türkiye ve Avrupa olası kitlesel Afgan göçüne karşı sınırlarındaki güvenlik önlemlerini artırmakla birlikte yeni göç yükünü kabul edemeyeceklerini açıklamışlardır. 2015 yılında Suriyelilerden sonra en çok Afganların ulaştığı Avrupa’da, liderler yeni olası Afgan göç dalgası ile ilgili yerel çözümlerden yana bir yaklaşım sergilemekle beraber İran ve Pakistan gibi ülkelerle işbirliğine girerek, göçmenlerin ağırlanması için bu ülkelere finansal destek verilmesini savunmuşlardır.
Ülkedeki siyasi ve ekonomik kriz sağlık sistemini de olumsuz etkilemişti. Her 10 bin kişiye 4,6 doktor, hemşire ve ebenin düştüğü Afganistan’da sağlık sektörüne olan yardımların kesilmesi ile binlerce insanın sağlık hizmetlerine erişimleri kısıtlanmıştır. Dünya Sağlık Örgütü Genel Direktörü Dr Tedros Adhanom Ghebreyesus 22 Eylül’de Kabil ziyareti esnasında yaptığı açıklamada, Afganistan sağlık sistemi çöküşün eşiğinde olduğu uyarısında bulunmuştur. Tedros, “ülkenin en büyük sağlık projesi olan Sehetmandiye yapılan bağış desteğindeki kesintiler, binlerce sağlık tesisini tıbbi malzeme ve sağlık personelin maaşları için fonsuz bıraktı” açıklamasında bulunmuştur. Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) de benzer uyarıda bulundu. Dünya Sağlık Örgütü, Afganistan’da sağlık merkezlerinin sadece yüzde 17’sinin tam kapasite çalıştığını belirtmiştir. Afganistan’da özellikle kırsal bölgelerde birçok sağlık merkezleri ilaç ve sağlık çalışan eksikliğinden dolayı kapatılmıştır. Bu durum özellikle Kabil gibi büyük şehirlerde benzer sorunlarla karşı karşıya kalan sağlık merkezleri üzerindeki yükü artırmıştır. Zamanında önlem alınmadığı takdirde zaten Covid-19 salgını döneminde çöken sağlık sistemi tamamen çökme tehlikesiyle karşı karşıya kalacaktır. Bu durum acil müdahale gerektiren milyonlarca insanın ölümüne yol açabilecek korkunç sonuçlar doğuracaktır.

Afganistan’da ekonomik kriz devam ederken BM Genel Sekreteri Antonio Guterres,11 Ekim’de Afganistan’a zamanında yardım yapılmadığı takdirde tüm dünyanın ağır bir bedel ödeyeceği uyarında bulundu. Guterres, “Afganlara yardım etmek için bir an önce harekete geçmezsek, sadece onlar değil tüm dünya ağır bir bedel ödeyecek. Gıda ve iş olmazsa daha fazla Afgan’ın daha iyi bir yaşam için ülkeden kaçışını göreceğiz. Uyuşturucu, suç ve terörist ağları da muhtemelen artacak. Bu durum da sadece Afganistan’ı değil, bölgeyi ve dünyanın geri kalanını olumsuz etkileyecek” açıklamasında bulundu. “Taliban’ın Afgan kadın ve kız çocuklarına verdiği sözleri tutmamasından özellikle endişe duyuyorum”, diyen Guterres, “Taliban’a uluslararası insan hakları ve insani hukuk kapsamında yükümlülüklerini yerine getirme, kadın ve kız çocuklarına verdiği sözleri tutma çağrısı yapıyorum” ifadesini kullandı.
Bugün 12 Ekim’de G20 liderleri Afganistan’daki durumu ve ülkenin büyüyen ekonomik krizini gözden geçirmek için bir araya gelecektir. Bazı dünya liderleri Afganistan’a yapacakları yardımı Taliban’ın insan haklarına saygı göstermesi şartına bağlamak istiyorlarsa da G20 zirveye başkanlık edecek İtalya Başbakanı Mario Draghi, amacın yalnızca bir “insani felaketi” önlemek olduğunu açıklamıştır.

Afganistan’da felaketin büyümemesi için insani yardımların siyasi konuların dışında tutularak söz konusu yardımların yapılması önündeki engellerin kaldırılması gerekmektedir. BM ve diğer uluslararası kuruluşlar, uluslararası finansmanı koordine ederek, yeni destek mekanizmaları geliştirmeleri gerekmektedir. Aksi takdirde tüm dünya Afganistan’da yakın zamanda, geri dönüşü olmayan bir insani felaketle karşı karşıya kalacaktır.

Not: Bu makalede yer alan görüş ve düşünceler yazarın kendisine ait olup GASAM için hiç bir bağlayıcılık ve sorumluluk içermez.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here