Güney Asya’nın kadim medeniyeti, bir türlü husumete son verememeleri nedeniyle tekrardan sıcak çatışmanın eşiğine geldi. Genel görünüme bu defa alışılmışın dışına çıkıp geri sararak bir göz atalım. Son krizi miladı olarak alacaksak eğer, İmran Han’ın iktidara yirmi iki yıllık mücadelesi sonucu gelmesi, gelir gelmez de Hindistan’a barış çağrıları yaparak” Hindistan bize bir adım gelirse biz Hindistan’a on adım geliriz” söylemi akabinde Punjab ovasını ikiye ayıran Kartarpur’a o bölge de yaşayan Sihler için kutsal olan ve hac ibadeti için gelecek Hindistan vatandaşlarına vizesiz seyahat imkânı tanımasıyla barış umutlarının yeşereceği düşünülmüştü. Bütün bu olumlu adımlara rağmen Hintli dışişleri bakanı Suşma, Pakistan cihadcı militanlara destek verdiği müddetçe onlarla barış yapmamız mümkün değildir açıklamasını yaptı. Bu hamle ilk etapta bu yıl içinde Hindistan’da yapılacak genel seçim reaksiyonu olarak algılandı.

Her iki ülkenin gerek iktidarları gerekse de muhalefet kanatları konuyu iç politika malzemesi yapmakta ısrarcılar. Sabık Pakistan hukümeti 2017 yılında Hindistan’la olan ticaret hacmini artırma girişimlerine bugün iktidarda olan Pakistan Adalet Hareketi milletvekili ve bakan Şiri Mzari tarafından mecliste yaptığı konuşma ile” Hindistan Keşmir’de bunca zulm yaparken biz ticareti önemseyemeyiz” diyerek karşı çıktı.

Hindistan, Pakistan’la kalıcı barış bir yana barış görüşmelerine bile hep mesafeli durdu. Bombay Tac Mahal Otel olayı, Patan Kot Hava üssü saldırısı akabinde Keşmir’de Uri askeri üssü saldırılarından hep Pakistanı sorumlu tuttu. Şiddet yanlısı Jamaat ud-Dava lideri Hafiz Said’i korumakla ve ona destek vermekle suçladı. Buna mukabil Pakistan birkaç kez Hafiz Said’i ev hapsinde tutmaktan ileri gidememedi. Eski cumhurbaşkanı General Pevez Müşerref’in Hafiz Said’e destek veren konuşmaları akılları kurcalayan başka bir husustur. Pakistan’ın Afganistan’la olan sorunlarında da, Afganistan Pakistan’ı, Afgan talibanına destek vermekle suçlamıştı. Akabinde İran’da gerçekleştirilen, Pakistan merkezli bir terör örgütünün eylemi.

Görünürde iki ülke arasındaki sorun Keşmir ve bölgenin su kaynaklarının paylaşımı sorunu gibi görünsede, altında başka unsurları da barındırıyor. Hindistan ve Pakistan homojen olmayan toplumlardan oluşan devlet gelenekleri neredeyse yok denecek kadar az olan iki ülke. Her ikisini birarada tutan unsurların başında birbirlerine olan düşmanlıkları gelmektedir. Pakistan hem derin devleti hem aşırı uçları cihad kavramının sürekli dingin tutulmasıyla Hindistan’ı hedef almakta dolayısıyla bir Pakistan şuuruna nefes olmaktadır. Buna karşılık olarak da Hindistan , Pakistan’ın düşmanca tavırlarını tahrik ederek kendi bekası için tutunabileceği bir dal ihdas etmektedir.

Güney Asya stratejileri bölgenin iki önemli unsurunun potansiyel düşmanlığına dış aktörlerin bölgesel ve global ölçekte mudahil olmalarıyla daha da içinden çıkılmaz bir hal almakta. Çin- ABD , Hindistan çekişmesi iki ülke sorunlarını içinden çıkılmaz hale getiren başka bir etken. Çeşitli uluslararası müdahalelerle Çin’in önünü kesmeye çalışan Amerika, Hindistan’la yaptığı stratejik ortaklığını da kullanarak Çin’in Pakistan’da hayata geçirmeye başladığı ve” one belt one road” projesinin ilk ayağı olan  CPEC projesini baltalamaya çalışıyor.

Hindistan Barışı İstemeyen Taraf

Hindistan’ın barışı istemeyen taraf olduğu gün gibi ortadadır. Her ne kadar Pakistan’ı suçlasada barışı temenni dahi etmeyen, düşmanlığı sürekli zinde tutmaya çalışan bir ülke var karşımızda. Başbakan Modi halka her hitab edişinde Pakistan’ı hedef almakta, hatta Beluçistan’daki insan hakları ihlallerinden söz edecek kadar insan hakları hamisi kesilmekte, Keşmir’de neredeyse beş kişiye bir Hint askeri düştüğünü her evden en az bir şehit cenazesi çıktığını unutmaktadır. Hala Bombay saldırısının intikamı olarak sınır kontrol bölgelerinden köylere kasabalara tarlalarda çalışan Pakistan’lı çitçilerin üzerine rasgele ateş açmakta insanları öldürmektedir.

Hindistan bilinçli ve sistematik bir düşmanlık politikası izlemektedir. Bunun iç politika malzemesi olmaktan öte bir strateji olması gerek. Kendisi açısından daha büyük ve potansiyel tehlike olabilecek Çin, Hindistan’ın Hint okyanusu havzasında hakimiyetini tamamen ele geçirmişken, küçük bölge ülkelerinde askeri üs ve limanlarla bölgeyi ele geçirmişken, aralarında Tibet sorunu tazeliğini koruyorken, iki ülke ” çatışma ve işbirliği” ilkesi gereği ilişkilerini devam ettirebilmekle kalmayıp askeri personel eğitim değişim programları yapabilmekte, hatta ortak askeri tatbikatları hayata geçirebilmekte. Hal böyle iken Hindistan’ın Pakistanla en ufak işbirliğine gitmemesi manidardır.

İki Ülkenin Nükleer Güç Olmaları

Bölge ve Hindistan- Pakistan konularına giriş klasikleri vardır; 1947 de kurulan, nükleer güç olan iki ülke. Bu başlıklar artık moda haline gelmiş kendini bir şey biliyor imajı vermeye çalışan tv lerin kadrolu her şeyi bilen yorumcularının söylemleridir. İki ülkenin nükleer güç olmaları bir yerde barışın daha doğrusu savaş çıkmamasının teminatıdır. Japonya nükleer güç olsa idi Amerika atom bombasını kesinlikle kullanamazdı. Birbirleriyle savaşmaya cesaret edememelerinin sebebi nükleer silahlar değildir. Hindistan ekonomik kalkınmasına sekte vermemek için bir savaşa girmeyi göze alamıyor. Hindistan’ın saldırgan politikalarına karşı da Pakistan’ın savaş başlatmaya cesaret edememesinin en önemli sebebi çok kötü durumda olan ekonomisi ve tabi iki ülkenin savaşmasını istemeyen Şangay işbirliği örgütü.

Savaş Çıkar mı?

Bir milyon dolarlık soru: savaş çıkar mı? el- cevap Evet kesinlikle bir savaş çıkacaktır. Ancak boyutları ne nükleer silahları ateşlemeye gidecek ne de iki ülkenin tankları ve uçakları şehirleri bombalayacak düzeyde adına savaş dahi denemeyecek küçük çaplı sınır çatışmaları ve ”surgical strike” denilen belirlenen hedefi sınırı geçip imha edip geri çekilme olarak tanımlayacağımız aslında son beş yıldır küçük çaplı da olsa devam eden türden, iki tarafın streslerini de atmaları için gerekli olan kaçınılmaz bir, adına savaş denirse türünden operasyonlar olarak tezahür edecekdir. Hindistan düşürülen iki savaş jetinin altında kalması beklenemez. Büyük bir prestij kaybına sebep olacak bu hamleye maalesef cevap vermek mecburiyetindedir.

Türkiye’nin arabuluculuğu

İmran Han dün cumhurbaşkanı Tayyib Erdoğan’ı arayarak arabuluculuk yapmasını istemiş. Bu durum bize Pakistan’ın içinde olduğu psikoloji hakkında biraz ipuçları vermektedir. Pakistan kesinlikle bir Hint saldırısı beklemektedir. Önümüzdeki günlerde ne türden olacağını pek de tahmin edemeyeceğimiz, Hindistan’ın sadece ve sadece bu yıl yapılacak seçimler ve kendini buna mecbur hissettiği için bir cevabi saldırıda bulunacaktır. Sonuçta iki savaş uçağı sırf hava sahası ihlali gerekçesi ile düşürülmüş bir Hindistan var karşımızda.

Türkiye’nin arabuluculuğu kesinlikle yanlış bir hamle olacaktır. Zira Hindistan açısından Türkiye ve  Pakistan arasında pek fark yoktur. Türkiye ve Pakistan birbirlerini bölgesel ve uluslararası platformlarda şartsız desteklemiştir. Hal böyle iken sadece Hindistan’ın Türkiye’nin arabuluculuğuna sıcak bakmaması yanısıra , başka bir konu gündeme gelecektir ki; o da Türkiye’nin yetersiz hatta hiç olmayan Güney Asya politikaları ve stratejileri. Hindistan konusunda dışişlerinin elinde kapsamlı bir değerlendirme raporları sürekli gündemi takip ederek oluşturulmuş bilgi birikimi yoktur. Hindistan’da mevcut büyükelçiliğimizde ne bir ateşe ne bir istihbarat ve raporlama çalışanı olmaması bir yana büyükelçilik nezninde sadece beş görevlinin çalışmasıyla ne derece sağlıklı çalışmalar yürütülebilir. Bu bağlamda backgroundu olmayan Türkiye dışişleri sürece bir katkı sağlayamaz. Hindistan’da enaz beş adet konsolosluk açılması gerekir.

Güney Asya’ın Geleceği

Hindistan-Pakistan ilişkilei ve Güney Asya’ın geleceği için çok iyimser laflar etmek mümkün gözükmemektedir. Dünya gündemi bu iki ülkenin sürtüşmelerine çok uzun zaman şahitlik edecektir. Bir barış süreci beklemenin ötesinde çatışmasızlık en iyi beklenti olacaktır. İki ülke mevcut stratejilerini devam ettirecek ara ara savaşın eşiğine getirecek sıcak temaslar yaşanacaktır. Çok kötümser tahminler uyarınca bir Orta Doğu benzetmesi isabetli olmayacaktır.

Türkiye Güney Asya’da, sadece Hindistan-Pakistan bağlamında değil, bölge ölçeğinde stratejiler geliştirmeli ve Güney Asya’yı her yönüyle yakın takibe almalı. Bölge de gelişmesi muhtemel senaryolara göre elinde hazır çözümler, pozitif yaklaşım planları uygulamaya hazır beklemeli.

Paylas

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here