Hindistan asırlarca Müslüman ve Hindu medeniyetlerin barış içinde yaşamış bir coğrafya iken bugün ise aşırı Hindu (Hindutva) milliyetçiler, Müslümanlar üzerine baskı ve katliamlarını devam ettirmektedir. Hindistan kuruluş felsefesi Hint milliyetçiliği vizyonu üzerine, Hindistan’da yaşayan etnisite ayrımı yapmadan eşit yaşam hakkı olan, çeşitliliği koruyan, seküler ve laik bir devlet olarak kurulmuştur. Hint milliyetçiliği Hindistan’da yaşayan herhangi bir etnisite’ye bakılmadan, tek ülke, tek bayrak altında birlikte yaşama kültürünü kabul eden Hint halkı (Müslüman, Hindu vb.) barış içinde yaşama bilincini yıllarca devam ettirmiştir. Hindistan, seküler ve laik devlet anlayışından, ne zaman ki Hindu (Hindutva) milliyetçiliği “Hindistan Hinduların” anlayışına dönüştü, işte o zaman kuruluş doktrininden ayrılmış oldu. Tarihten bugüne Müslümanlar Hindistan’ın asli unsurlarıdır. Çünkü Müslümanlar Gazneli ve Babür imparatorlukların evladı fatihan bakiyesidirler. İstanbul’da “Topkapı Sarayı” Osmanlı için ne ise Delhi şehrinde de ki “Kırmızı Kale” (Red Fort) de Babür imparatorluğu için aynı anlamı taşımaktadır. Hali hazırda, Hindistan’ın kurtuluş törenleri bu Kırmızı Kale’de yapılmaktadır.

Kurucu Lider Gandi

Mahatma Gandi, Hint alt kıtasında, İngiliz sömürüsüne karşı tam bağımsızlık mücadelesi vermiş, Hindistan’ın doğal kurucu lideridir. Kurucu liderin geliştirmiş olduğu Satyagraha stratejisine göre, “her bireyin tam bağımsız bir şekilde insanca yaşama hakkına sahiptir” ilkesini ortaya koyarak, bağımsızlık sürecini Hindu ve Müslümanlar ile birlikte mücadele vermişlerdir. Tarih’te Hint perspektifi bu iken günümüzde ise ülkede gözyaşı ve kan akmaktadır.

Tarihte, Muhammed Ali Cinnah, Hindistan’daki Müslümanların ayrı bir devlet olması gerektiğini savunurken, Gandi, Hindistan’ın tek devlet olması gerektiğini savunmuştur. Muhammed Ali Cinnah’a hitaben, Gandi’nin şu tarihi sözü “Eline bir bıçak al, beni baştan ikiye böl ama ülkemi bölme” diyerek tarihe not düşmüştür. Gandhi’nin Müslüman ve Hindular ile yekvücut olma stratejisi, Hindistan’ın tek bir devlet olarak kalmasındaki isteğini vurgulamıştır. Hint coğrafyasında bu sözü ile insanların gönlünde taht kurmuş bir misyon liderdir. Bugün iktidarda olanlar ise tarihe hiç bakmazlar mı? Yoksa Hindistan’ın seküler ve laik yapısını değiştirmek mi istiyorlar!

Toplumsal Şiddet

Bu hafta, Delhi’nin kuzeydoğusu; Shiv Vihar, Maujpur ve Jaffrabad gibi bölgelerde toplumsal şiddetin alevlenmesinden 200’den fazla kişinin yaralandığı ve en az 43 kişi öldüğü resmi makamlarca bildirilmiştir.  Asıl sayının daha fazla olduğu yerel kaynaklarca idea edilmektedir. Ayrıca Müslümanlara ait ibadethane, ev ve ticari mekânların yağmalandığı ve ateşe verildiği gerçeği resim, video kayıt ve tanıklarla bilinmektedir.

BJP liderlerinden Kapil Mishra  “Delhi polisi, vatandaşlık yasası (CAA) karşıtı protestocuları sokaklarda temizlemezse, Delhi polisini daha sonra biz dinlemeyeceğiz. Trump Hindistan’da olana kadar barışı koruyacağız” diye Delhi polisine ültimatom vermiştir. Kapil Mishra konuşmasının akabinde vatandaşlık yasası karşıtı ve taraftar protestocular arasında “çatışma” başlamıştır. İki taraf arasında ki çatışma kısa sürede isyana ve sonrasında Müslümanlara karşı “katliama” dönüşmüştür.

Hindistan Devletin; Müslümanları hedef gösteren BJP lideri Mishra ve çeteleri hakkında yasal bir işlem yapılmazken, devlet ve iktidar tarafından korunmaktadır.  Diğer taraftan ise vatandaşlık yasası karşıtı aktivist; Sherjeel Imam, Ishrat Jahan, Khalid Saifi, ve Dr Kafeel Khan kötü şartlarda hapishanelerde kalması, iktidarın bir tarafı diğerine karşı koruması ve desteklemesi neticesinde bir anlamda Müslüman karşıtı “katliama”  onay vermek demektir.

Hindistan Ulusal Güvenlik Danışmanı Ajit Doval şiddetten etkilenen bir bölgeyi ziyaret sırasında “Ne olduysa oldu!” açıklaması ile devletin zihniyetini özetliyor. Bu açıklama Müslümanlar için adalet umudu vermiyor. Bu söylem eski Türkiye’nin “Beyaz Toros”  dönemini hatırlatıyor. O araca bindirilen insanlar bir daha geri dönemezmiş! Ajit Doval’ın derin devlet anlayışına göre dünyanın en büyük demokrasi şehri olan Delhi’de ölenlerin (faili meçhul) failleri bulunmayacak anlamına gelmektedir. Talihsiz açıklama, tarihe kaydedilmiştir.

Bazı Polislerin aşırı Hindu milliyetçi çetelerle ortak hareket ettiklerini ispatlayan video kaydı ve tanıklar bulunmaktadır. Merkezi hükümetin ve BJP üst yönetimin bu iddialara karşı herhangi bir önlem ve sorgulama başlatmaması seküler ve demokrasi ülkesi olan Hindistan’ı temel insan haklarının ihlal etmesi, dünyada ki saygınlığını kaybetmesine sebep olacaktır.

Sağduyu ve İktidar yaptırımı

Delhi Üniversite Öğrenci Birliği; BJP lideri Kapil Mishra’nın toplumsal şiddet ve kışkırtıcı eylem ifadeleri sebebiyle,  Delhi Üniversitesi mezunu olmasından dolayı utanç duyduklarını, mezun olduğu bölümün imajını lekelendiğini ve tutuklanmasını talep ettiler.

BM, Ulusal İnsan Hakları Komisyon’un (UNHCR) Delhi temsilcisi Michelle Bachelet, Delhi’nin kuzeydoğu bölgesinde son zamanlarda yaşanan Müslüman karşıtı şiddet olaylarını araştırmak ve bilgi toplamak için komite oluşturduğunu açıkladı. Hindu çetelerin, Müslümanlara yönelik saldırılarına karşı polisin eylemsiz ve tedbir almaması, buna karşın ise barışçıl protestoculara karşı polisin aşırı güç kullandığına dair endişe ve çekingenlerini bildirdi. 23 Şubattan bugüne Jaffrabad, Maujpur, Babarpur, Yamuna Vihar, Bhajanpura, Chand Bagh ve Shiv Vihar bölgelerinde isyancıların sokaklara çıkması neticesinde 43’den fazla insanın hayatını kaybettiği ve en az 200 kişinin yaralandığı bilgisine ulaştıklarını açıkladı.

Ülkenin sağduyulu meşhur gazeteci ve yorumcular Müslümanlara yapılan “katliam” dan rahatsız olduklarını, yetkililerin acilen faillerin bulunmasını ve soruşturma başlatmaları çağrısında bulunmuşlardır. Bu şiddetli olaylarda Hindu ve Müslümanların can ve mal kaybettiği vurgulanmaktadır. Hiç kimse şiddet olaylarında hem Hinduların hem de Müslümanların can ve mal kaybetmediğini inkâr etmiyor.  Ancak arada şöyle bir fark var ki Hinduların can ve mal kaybına siyasi yürütme ve buna bağlı olarak polisin sempati ve desteği sonsuz olması, aksine Müslümanların can ve mal kaybına hiçbir siyasi (BJP) aktörün ve buna bağlı olarak polisin sempati ve desteği olmaması çok üzücüdür. Bu yüzden Müslümanların can ve mal kaybı endişesi ve katliam korkusu hat safhadadır. İktidarın Müslümanlara karşı tahrik edici açıklamaları ve Müslümanlara yönelik yapılan katliamlara sessiz olmaları iktidarın siyasi intihardır.

26 Şubat’ta Delhi Yüksek Mahkeme’sinden Yargıç Muralidhar, temel hukukun üstünlüğünü korumadığı için polisi sert bir şekilde uyarmıştı. Özellikle Polisin Kapil Mishra ve diğer çetelerle ilgili bilgilendirme raporunu göndermediğini eleştirmişti. Hükümet aynı gece Yargıç Muralidhar’ı Delhi Yüksek Mahkeme’sinden jet hızıyla Pencap ve Haryana Yüksek Mahkemesine tayin etmiştir.

Delhi Başsavcısı Tushar Metha ise Delhi Polisine yönelik herhangi bir eleştiriye şiddetle karşı çıktığını bildirmiştir. Buna karşın polise görevini hatırlatarak, Başsavcı polis’ den nefret söylemli videoların incelenmesini ve 24 saat içinde cevap verilmesi talimatını vermiştir.

Hindistan’ın kurucu partisi veya ana muhalefet partisi Kongre, vatandaşlık yasası karşıtı protestolara desteğini devam ettirmektedir. Geçici Kongre Partisi Başkanı Sonia Ghandhi, devletin ve merkezi hükümetin tavrını eleştirmektedir. İçişleri Bakanın uygulamalarından dolayı istifasını istemektedir. Aylar sonra Başbakan Modi, Delhi olaylarından sonra sessizliğini bozdu ve barış çağrısında bulundu.

Hindistan’ı bekleyen büyük sorun, ‘her iki tarafın da zarar görmesine rağmen, Devlet’in himayesi ve sempatisinin her iki taraf için de eşit olmadığıdır. Şiddet azalıyor gibi görünse de, Müslümanlar için sorun bitmedi. Soruşturma adına, devlet kurumları orantısız bir şekilde Müslümanlar üzerinde baskı yaparken, Aşırı Hindu Milliyetçi (Hindutva) yanlısı medya Müslümanları ötekileştirmeye devam edecektir. Bu eğilim toplumsal entegrasyonu parçalamakta ve kutuplaşmaya neden olmanın yanı sıra Hindistan’ın küresel imajına da zarar vermektedir.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here