Bu hafta Hindistan’da sandıkların odağı, BJP’nin 2014 seçimlerindeki 225 sandalyesinin 190’ını kazandığı Kuzey Hint Kuşağı ya da Hint Kalpgahı’na taşındı. Her ne kadar bu hafta, söz konusu seçim bölgelerinin oy kullandığı ilk hafta olmasa da, yine de temel rekabet Uttar Pradeş, Bihar, Madya Pradeş ve Racestan’ı içeren eyaletler üzerineydi.

BJP, Hint Kalpgahı’nda bulunan 3 eyalet olan Rajasthan, Madhya Pradesh ve Chattisgarh’da 2018’de gerçekleştirilen eyalet seçimlerini kaybetmiş ve genel seçimler öncesinde Kongre’ye karşı psikolojik bir üstünlük sağlama fırsatını yakalayamamıştı. BJP, bu eyaletlerdeki seçimler öncesinde 22 eyaletin yönetiminde yer alıyorken ve bu jeopolitik ülkenin yüzde 70 nüfusuna karşılık geliyorken; söz konusu üç eyaleti kaybediş hem BJP’nin Safran Dalgası’nı yavaşlatmış hem de Rajya Sabha’daki konumuna darbe vurmuştu. Şimdi bu nedenle bu bölgedeki seçimler, Modi için büyük önem arz ediyordu ve geçtiğimiz hafta tartıştığımız gibi, kampanya yoğun bir şekilde ulusal güvenlik meselesi üzerinden yürütülüyordu. Yine geçen hafta tartıştığımız gibi, Sri Lanka saldırıları da BJP’ye önemli derecede politik bir sermaye kazandırmıştı. Konuyla ilgili Tanvi Madan’ın iddiası ise tartışmayı farklı bir boyuta taşımıştı. Ona göre seçimler, ulusal güvenliğe nasıl ulaşılacağına ilişkin bir tercihten ziyade, BJP’nin ulusal güvenliğin önemi hakkında ağır anlatısını içeren bir sürece karşılık geliyordu. Başka bir deyişle, BJP, ulusal güvenlik meselesini gereğinden fazla sömürüyordu.

Hint Kuşağı’nın yanında, geride bıraktığımız hafta Batı Bengal’deki rekabet de tüm hızıyla devam etti ve karşılıklı parti grupları arasında daha fazla şiddet olayıyla karşılaşıldı. Bunun önemli bir nedeni şüphesiz BJP’nin Hint Kuşağı’nda karşılaşabileceği herhangi bir gerileyişi Batı Bengal’de arttırdığı destekle telafi etmek istemesidir. Bu sebeple BJP eyalette güçlü ve yoğun bir kampanya organize etti. Katılımın yoğunluğu, BJP’yi cesaretlendirmekteyken; Mamata’nın partisi AITC ise bölgenin en güçlü aktörü olarak mobilizasyonun kendisine yarayacağını iddia ediyor. Eyaletteki seçim tartışmaları ise, Elektronik Oylama Makineleri’nin hatalı çalışmasının yanı sıra, Seçim Komisyonu’nun Model Davranış Kuralları’nın ihlal edildiğine dair şikâyetler üzerinden bir seyir izlemeye devam ediyor.

Hindistan Genel Seçimleri’nde her zaman ilgiyle takip edilen Cemmu ve Keşmir bölgesine bakıldığında ise, 4. Aşama’da tek bir seçim bölgesinde sandıklara gidildi. Tek bir seçim bölgesi gibi yoğun bir seçmen sayısına karşılık gelmeyecek bir sandık oylaması da olsa, katılım oranı yüzde 10 gibi o kadar düşük seviyelerde kaldı ki gündemde yerini almayı başardı. Keşmir’de zaten geleneksel olarak Müslümanlar, Merkez’e tepki olarak sandıklara gitmiyorlardı. Bu defa da BJP’nin son yıllarda bölgede takip ettiği sert politikalar ve ayrılık taraftarlarının boykot çağrılarının etkisiyle tek seçim bölgesindeki katılım oranı, yüzde 10’dan daha düşük seviyelerde kaldı. Keşmir halkının tepkisi, Ekim 2018’de Müfti Ailesi’nin kontrolündeki HDP ve BJP ittifakıyla kurulan eyalet hükümetinin dağılmasıyla ve de Merkez’in protestoculara karşı saçma mermiler kullanma politikasıyla iyice artmıştı. Merkez ise buna karşılık bölgeyi tamamen dışlayan politikalara başvurmuştu. Öyle ki bölgeye yapılan ticaretin en önemli aracı olan otoyolun güvenlik nedeniyle kapatılması halkın ekonomik anlamda sahip olduğu kapasiteye de büyük zarar vermişti. Henüz eyalet meclisi seçimleri için herhangi bir tarih belirlenmemiş olmasına rağmen, BJP için Hindistan’ın anayasasında yer alan Keşmir’in özel statüsünün kaldırılması konusu en önde gelen seçim sloganı olmaya devam ediyor.

Hindistan’da son iki yıldır Başkanlık Sistemi’ne geçiş konusu zaman zaman gündemde yerini almaktayken, seçimlerdeki kampanya modelleri üzerinden ise çoktan Başkanlık kampanyalarına geçiş yapıldığı bu seçimlerde kabul edilen bir gerçeklik haline geldi. Bu açıdan geçtiğimiz hafta Bollywood oyuncusu Akshay Kumar’ın Modi ile yapmış olduğu röportaj bu konuyu yeniden akıllara getirdi. Muhalefet partileri tarafından seçimlerle ilgisiz apolitik bir nitelikte olduğu için eleştirilen röportaj, Hindistan Seçim Komisyonu’nun tarafından ise Modi’nin hayatını anlatan filmin yasaklanmasının aksine serbest bırakıldı. Röportaj sonrası Modi’nin konuşmalarıyla ilgili yapılan söylem analizleri, Modi’nin BJP ya da Kongre’den çok kendi isminden bahsettiği detayını ön plana çıkardılar. Modi’nin karizmatik siyaseti, ülkede büyük bir dalga ortaya çıkarmıştı, ancak kişisellik de her geçen gün artıyordu.

Modi’nin kendi karizmasını merkeze koyduğu kampanyasının yanında BJP ise, geride kalan haftada Rahul Gandi’yi eleştirmek adına eski sayfaları karıştırmaya devam ettiler. Modi’nin iktidara geldiği ilk yıllarda BJP, Rahul Gandhi’nin gerçekten bir Hint vatandaşı olup olmadığını sorgulayarak çifte pasaportu olduğu iddiasıyla bir itibarsızlaştırma kampanyası başlatmıştı. Her ne kadar bu iddialar 2015 yılında Yüksek Mahkeme tarafından reddedilmiş olsa da BJP bugünlerde benzer suçlamayı yineleyen kişisel saldırılara devam etme kararı almışa benziyor. Rahul Gandi cephesi ise geçtiğimiz hafta Wayanad’da kampanyasına devam ederken, dikkatler fazlasıyla bu seçimlerde aday olma kararı olan kardeşi Priyanka Gandi’ye kaydı. Priyanka öylesine büyük bir merakla takip edildi ki siyasi alanda nasıl bir davranış sergileyebileceği ölçülmeye çalışıldı. Bugüne kadar derinlerde dolaşan bir spekülasyon, Priyanka’nın Uttar Pradeş Varanasi’de Başbakan Modi’ye karşı mücadele edebileceği yönündeydi. Ancak Priyanka’nın siyasi kabiliyetinin test edildiği bu hafta, bir Kongre Partiliyi hayal kırıklığına uğratırken, Kongre liderliğinin de kararsızlığını arttırmış oldu.

Son olarak bu hafta da Hindistan’da muhalefetin BJP’ye karşı birlik olamama durumu devam etti. Hatta bu birlik olamama halinden, önde gelen bölgesel bir parti olan BSP ve Kongre arasında yaşanan büyük bir tartışma ile ayrışma noktasına geçildiği ifade edilebilir. Bu muhalif partiler arasındaki gerginlikler, BJP liderliğindeki Ulusal Demokratik İttifak’ın çoğunluğu kazanamaması halinde bile alternatif bir hükümet kurabileceği kanaatini güçlendirdi. Her ne kadar ülke basınında ses getiren Hindistan Uzmanı Gilles Verniers’ın Hint Kalpgahı’ndaki BJP kayıplarının beklenenden daha fazla olacağını iddia etmesiyle, Kongre’nin kurabileceği ittifaklarla BJP’nin planlarını alt üst edebileceği ihtimali tamamen ortadan kalkmasa da, Kongre’nin ittifak siyasetini geliştirebilme kapasitesi şimdilik zayıf görünmektedir. Her ne kadar Gilles Verniers, ‘Hintçe kemer yarışlarının, yakın zamana kadar beklenenden daha açık olacağını ve kongresi bir araya getirebilirse BJP planlarını altüst edebileceğini’ iddia etse de, kongrenin bir araya geldiğini gösteren küçük bir işaret var. Geçen hafta tartıştığımız gibi, bunun bir örneği Kongre ve Sıradan İnsanlar Partisi’nin (AAP) seçim öncesi bir türlü beklenen ittifakı gerçekleştirememesiydi. Pek çok yorumcu, burada Kongre’yi suçlamaktayken; Kongre müttefiklerinden bile bazı itirazların yükselmeye başladığı gözlerden kaçmamaktadır. Öyle ki bazı Kongre müttefikleri, Kongre’nin en büyük parti olması halinde bile, Kongre’nin Hindistan’a yönelik vizyonunu yansıtmakta başarısız olmaya devam etmesi durumunda Başbakanlık için en önde gelen adayın Rahul Gandi olup olmayacağını sorgulamaya başlamış görünüyorlar.

Gelecek Haftanın Beklentileri

Hindistan Genel Seçimleri’nde gelecek haftanın en önemli olayı şüphesiz Rahul Gandi’nin Uttar Pradeş Amethi’deki kendi seçilme mücadelesi olacak gibi görünmektedir. Hatırlanacağı üzere Rahul Gandi Amethi’deki adaylığına ek olarak, Kerala’dan da ikinci bir seçim bölgesi için aday olmuştu. BJP ise, Rahul’un bu ikinci adaylığının sebebinin Amethi’de kaybetmekten korkmasıyla ilgili olduğunu iddia etmişti. İşte bu hafta Rahul Gandi, söz konusu bu seçim bölgesinde BJP’nin Birlik Bakanı Smriti Irani’ye karşı mücadele verecek. Amethi için Kongre’nin Uttar Pradeş’te en güçlü olduğu yerlerden biri denebilir. Lakin BJP, Gandi’nin karşısına hem güçlü bir aday çıkardı hem de şuan iktidarda olduğu Uttar Pradeş eyaletindeki gücünü bu kampanyaya kanalize etti. Öyle ki BJP’nin Uttar Pradeş’teki tartışmalı Başbakanı Yogi Adityanath’ın tüm gücüyle Irani’ye destek verme çabası içerisinde olduğu görülüyor. Yogi daha önce Müslüman karşıtı yorumları nedeniyle üç gün kampanyada yer alamama cezasına çarptırılmıştı. Ancak cezasının aksine benzer yorumlarda bulunmaya devam ederken, diğer bir yandan da Gandi’yi hedef almayı da sürdürmektedir. Sonuç olarak Rahul Gandi’yi bu hafta zorlu bir süreç beklemekte, ancak 6 Mayıs’ta karar verecek seçmenin nihai kararını öğrenmek için sonuçların açıklanacağı 23 Mayıs’a kadar beklememiz gerekecek.

Bu hafta merakla takip edilecek diğer bir rekabet alanı ise Bhopal olacaktır. Bunun sebebi ise BJP’nin buradaki adayı olarak Sadhvi Pragya Thakur’u göstermesidir. Thakur, Müslümanların hedef alındığı 2008 Malegaon Bombalamaları’na adı karışmış ve daha sonra teröre destek verme suçlamalarıyla tutuklanmış bir Hindu milliyetçisi karakteriyle göze çarpmaktadır. Thakur, Özel Ulusal Soruşturma Ajansı tarafından daha serbest bırakılmış olsa da, hakkındaki genel kanaat değişmemiştir. Öyle ki şuan ki seçim kampanyaları sürecinde Seçim Komisyonu tarafından 72 saatlik cezaya çarptırılan Thakur, geçtiğimiz hafta BJP’nin Maharaştra Başbakanı tarafından bile sözlerine dikkat etmesi gerektiği açısında uyarılmıştır. Thakur’un BJP tarafından aday yapılması süreci ise bir taraftan ülkedeki siyasal kriminalizasyon tartışmalarını yeniden alevlendirmişken, diğer taraftan BJP’nin bazı adaylarının Hindistan’ın diğer bölgelerinde seçmenleri yabancılaştıracağı endişelerini de gündeme taşımıştır. Thakur, bu hafta Kongre’nin kıdemli siyasetçisi Digvijay Singh’e karşı yarışacakken; Bhopal’deki bu rekabet 12 Mayıs’a denk düşecektir.

Paylas

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here