Dost ve kardeş devlet olan Pakistan’da yeni hükumet ve yeni cumhurbaşkanı seçildi. Uzun zamandan beri askeri cuntaların yön verdiği ülke siyasetinde doğrudan sivillerin seçtiği kadrolar iş başına geldi. Bu sevindirici bir durumdur. Ancak söz konusu siyasilerin iş yapabilmesi ve ülkeyi türlü sıkıntılardan uzak tutabilmesi için rahat olması gerekir. Ne yazık ki her zaman olduğu gibi ülke bir türlü terör ve şiddet olaylarından uzaklaşarak kendi gündemine odaklanamıyor.

Yıllardan beri ülkenin en büyük sorunu terördür. Bu beladan bir türlü kurtulamıyor. Ülkede terörün her türlüsünden var. Önceden ayrılıkçı terör örgütleri çok zayıfken şimdi daha güçlü ve çeşitlendiklerini gördüm. Pakistan Ankara Büyükelçiliği’nin Basın Ataşesi değerli dostum Abdul Akbar beyin organizesiyle bir grup gazeteci arkadaşımızla birlikte ülkeye verimli ve heyecanlı bir ziyaret gerçekleştirdik. Yapmak istediklerimizin bir kısmını gerçekleştiremeden geri dönerek gönlümüzün bir kısmının geride kaldığını ifade etmeliyim.

Eski Kriket oyuncusu ve ülkenin tanınmış spor adamlarından biri olan İmran Han politikaya girip yaklaşık 20 yıl muhalefette kaldıktan sonra iktidar koltuğuna oturdu. Şimdi ülkesinin kalkınması ve işsiz olan insanlara iş ve aş bulmanın gayreti içerisine girdi. Ülkeye gitmeden önce İstanbul’a bir konferans için gelen ülkenin önde gelen Refah üniversitenin rektörü değerli ilim ve bilim insanı aynı zamanda hocam olan Prof. Dr. Enis Ahmed Bey ile yaptığımız sohbette İmran Han’a olan sevgi ve ilgiye yönelik bize detaylıca bilgi vermişti.

Pakistan halkının İmran Han’ı bir ümit ve şans olarak gördüklerini izah eden Prof. Ahmed’ın dediklerini ülkeye gidince yakından görme ve dinleme imkânına sahip oldum. Halk artık çürümüş, kokuşmuş, rüşvete ve yolsuzluğa bulaşmış olan siyasetçilere güvenmiyor. Adı kötülük ve alengirli işlerle anılmayan yeni yüzleri görmek istediğine şahit oldum. Ülkede hemen herkes Başkan Recep Tayyip Erdoğan ile İmran Han’ı eşleştiriyor. Her ikisinden de son derece memnunlar ve kalkınma için hamleler bekliyorlar.

Ekonomiye kaynak sağlamak için yapılan ziyaretler  

Pakistan halkı mutlu olmayı hak ediyor. Bizdeki kalkınmayı örnek alarak ülkelerinin kalkınmasını istiyorlar. Ancak söz konusu kalkınmanın önünde en büyük engelin yerli ve yabancı terör şebekelerinin set çektiğini görüyoruz. Emperyalist ülkelerce desteklenen terör örgütleri halkın rahat nefes almasına ve ülkenin sağlıklı kalkınmasına fırsat vermiyor. Bu durum sadece Pakistan’da değil tüm İslam ve kalkınma hamlesi yapan ülkelerin karşı karşıya kaldığı temel sorundur. Emperyalistler sömürgelerinden vazgeçmemek için her türlü alçakça ve adice eylemlerin içerisine girebiliyor.

Yeni hükümetin iş başına gelmesiyle ülkenin yıllarca birikmiş olan sorunlarının bir çırpıda halledilmesi beklenmiyor. En azından sorunları tespit ederek en acil olanından başlaması gerekir. Devleti ve işleyişi tanımaya çalışan İmran Han iş başına gelince hazinenin boş olduğunu gördü. Kalkınmak için mutlaka para gerekir. Onun için hibe veya borç cinsinden olabilecek para bulmanın yollarını aramaya başladı.

Bir gelenek olarak göreve gelen tüm Pakistan hükümetleri ilk olarak Suudi Arabistan’ı ziyaret eder. İmran’da öyle yaptı. Çünkü söz konusu ülkede milyonlarca Pakistan vatandaşı çalışıyor. Buradan gelen yabancı dövizle ülkenin ekonomisine ciddi destek sağlanıyor. Ayrıca Pakistan ordusunun bir kısmı Suudi Arabistan ordusunda asker ve subay olarak görev yaptığından iki ülke arasında ciddi işbirliği var.

Dostluğu pekiştirmek adına ülkeyi ziyaretinden sonra ekonomik alanda yapılacak yardımlar gündeme gelmişti. Bunun akabinde Ekim ayında Suudi Arabistan’da gerçekleştirilen “Çöldeki Davos” zirvesine de katılarak ülkesi için önemli kazanımlar elde etti. Ekonomik krizin eşiğindeki Pakistan, Suudi yönetimden 3 milyar dolar borç ve 3 milyarlık borcun da ertelenmesini sağladı. Bu ülkenin nefes almasını sağladı.

Ülke istikrarsızlaştırılmak isteniyor

Ancak bu miktar ülkenin düzlüğe çıkmasına yetmez. Çünkü ülkenin iç ve dış borcu çok fazla olduğundan ülkedeki üretim ve sanayi gelirinin az olduğu bir gerçektir. Ülkenin rahatlaması için çok daha fazla paraya ihtiyacı olan Pakistan maalesef Uluslararası Para Fonu (İMF) ile de görüşmeye başladığını üzülerek duyduk. Birisi bu dostlarımıza IMF’nin ne denli kötü bir seçenek olduğunu anlatmalı. Zaten ülke iflasın eşiğine geldi, İMF ile yapılacak bir anlaşma ülkenin çok daha kötüye gideceğinin anlatılması gerekir.

Ağustos ayında iş başına gelen hükümet bir yandan ekonomi enkazın yanında elektrik yetersizliği su ve alt yapı eksikliği gibi sorunların yanında terörle mücadelenin hepsinin önüne geçtiğini görüyoruz. Yıllardan beri enerjisini terörle mücadeleye feda eden Pakistan halkının ve ülkesinin kalkınmasına fazla vakit ayıramadı.

Toplumun kalkınması, halkın temiz, içilebilir suya kavuşması ve terör ortamından kurtulması için hamle yapılacağı sırada ortaya yetkisiz ve ülkenin altını oyan gizli odakların yeniden devreye girdiğini görüyoruz. Bu keneler ve “çukur” odaklardan mazlum halklar kurtulduğu zaman gerçek anlamda özgürlüklerine kavuşmuş olacak. Ancak varlıklarını sürdürmek için söz konusu idareleri rahat bırakmıyorlar.

Bundan 8 yıl önce İslam’a ve sevgili peygamberimiz Hazreti Muhammed’e hakaret ettiği iddiasıyla idam cezası alan 53 yaşındaki Hristiyan asılı Asya (Asia) Bibi isimli kadının Anayasa Mahkemesi tarafından serbest bırakılması kararından sonra ortalık karıştı. 2010 yılında 2 Müslüman kadınla birlikte meyve toplamaya çıkan Asia Bibi arasında çıkan tartışma daha sonra dinsel ayrışmaya neden oldu. Hristiyan kadının Hazreti Peygamber efendimize hakaret ettiğini iddia eden kadınlar işi mahkemeye intikal ettirdi. Yerel mahkeme heyetinin edindiği belge ve delillere göre söz konusu kadına daha önce de İslam’ı değerlere hakaret ettiğine yönelik şahitlerin beyanına istinaden idam cezası verdi. Ancak cezanın infazını gerçekleştirmedi.

AYM’nin kararıyla TLP ülkeyi kaosa sürükledi

Bibi’nin avukatları olayı Pakistan Anayasa Mahkemesine (AYM) temyize götürdü. AYM iddiaların yeterince kanıtlanmadığı gerekçesiyle geçen çarşamba günü Bibi’nin beraatına hükmetti. Bunun üzerine ülkede yeni kurulan, parlamentoda 3 milletvekiliyle temsil edilen ve aşırı görüşleriyle bilinen Tahrik-i Lebbeyk Ya Resulallah ( TLP) partisi taraftarlarına eylem çağrısı yaptı. Ülkenin gündemi birden değişti.  TLP’nin lideri Kadim Hüseyin Rizvi’nin talimatıyla taraftarları cadde ve sokaklara inerek ülkenin önemli kent merkezleriyle ana yolları trafiğe kapattı. Ülke birden kaos ortamına dönüştü. Ekonomi ve üretim durdu. Biz dahi herkes mağdur oldu.

İslamabad’dan Lahor kentindeki planlanmış randevularımıza giderken Şeyhapura (Sheikhupura)
mevkinde yolumuz kesildi. Korumamızı yapan görevlilere saldırmaya kalkan protestoculardan bazı provokatörler Anadolu Ajansı’nın aracına saldırıp aracın hafif ezilmesine neden oldu. Aracımızdaki siyah cam filmi nedeniyle eylemciler tarafından yabancı olduğumuz fark edilmeden şoförümüz ve korumalarla olay yerinden güvenli bölgeye çekilmek zorunda kaldık. Ellerinde sopalarla araçlarımıza saldırmak için gelen onlarca protestocunun gerçekten İslam adına hareket etmedikleri eylemleri ve yüzlerinden belliydi. Birileri adına kaos için ortaya çıkmış zavallı birer “çapulcu” olduklarını yakından görmüş olduk.

Beraber olduğumuz gazeteci arkadaşların hiçbiri korkmadı, aksine hepsi birden gazetecilik refleksiyle araçtan inerek olayları görüntülemek ve kaydetmek istedi. Sonra aramızdaki istişare sonucu bu durumun bizim için iyi sonuç getirmeyeceğini, bizi korumakla kişilerin olaylara şiddetle müdahale edecekleri varsayımıyla Hürriyet Gazetesinden Güliz Arslan, Milli Gazete ’den Ahmet Yavuz, Anadolu Ajansından Abdullah Zerrar Cengiz, Ulusal Kanal ve Aydınlık gazetesinden Mustafa Kaya ve Daily Sabah News gazetesinden Mustafa  Kırıkçıoğlu olayların alevlenmemesi için araçtan inmeyerek büyük bir özveride bulunduklarını itiraf etmeliyim.

Bizler oldukça mağdur olduk. O gün ve gecemiz pekiyi geçmediğini ama yine de kötünün en iyisini bize yaşatan güvenliğimiz için gece yarından sonra dahi çalışma ve plan olan yapan Pakistanlı dostlarımıza teşekkür ederiz. 3 gün sonra hükümet ile TLP arasında sulh görüşmesi imzalandı. Protestocular karayolları ve kent merkezlerinden çekilmeyi kabul etmesiyle barış ortamına geri dönüldü. İmran Han sanırım ilk sıkıntılı olayını atlatmış oldu.

“Taliban’ın babası” Mevlana Semi Ul Hak’a suikast

Olayların gayrimeşru olduğu yönünde televizyondan yaptığı konuşmada İmran Han, ülkesinin İslami değerlere ne kadar saygılı olduğunu, İslam ve Peygamber sevgisinin her şeyin üstünde olduğunu ifade ederek eylemlere son verilmesini, aksi halde asker dahil tüm güvenlik birimlerinin devreye girmesi için emir vereceği tehdidinde bulundu. Oldukça riskli bir konuşma ve halka seslenişin ertesinde sağduyu hakim oldu ve taraflar arasında anlaşma sağladı.

Sanırım ortalığı daha fazla germek için Fransa ve İspanya Bibi’ye sığınma hakkı vereceğini duyurdu. Bu, eylemlere destek vermeyen normal halkın tepkisine neden oldu. TLP çok küçük bir grup olmakla birlikle taraftarlarını ölümüne sokaklara dökebildi. Burada Peygamber ve İslam sevgisini kendi grubu ve partisi adına ranta çevirdi. Halkın büyük bölümü ve siyasi partiler bu eylemi asla desteklemedi ve yanlış buldu. Yabancı ülkelerin olaya doğrudan dahil olmaları asla kabul edilemez.

Otobanların ve meydanların boşaltıldığı günün akabinde “Taliban’ın babası” olarak bilinen Mevlana Semi Ul Hak evinde suikast sonucu öldürüldü. 81 yaşındaki Mevlana ülkede birçok kişi tarafından sevilen Hakkaniye medreselerinin kurucusuydu ve Pakistan devleti ile Taliban örgütü arasında ara buluculuk görevini üstelenmişti. Kaynak bulmak ve ilişkileri geliştirmek için Başbakan Çin’e giderken bir takım karanlık ve gizli eller ülkeyi karıştırmak için uğraşıyor.

Dostumuz Pakistan’ın siyasi ve ekonomik sorunlarını tez elden halletmesi, halkın ülkedeki gruplarla birlikte emperyalistlerin oyunlarına alet olmamalarını barış ve huzur içerisinde yaşamalarını temenni ediyorum.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here