Eski medeniyetlerin birçoğu varlıklarını günümüze kadar sürdüremedi. Bazıları ise Moğollar ve Mayalar gibi güçsüz olduklarından adlarından pek söz ettiremedi. Ancak Türkler tarih boyunca devletler kurup imparatorluklar yıktı, eski çağı sonlandırarak yeni bir çağ açan nadir milletlerden biridir. Müslüman Türk milleti varlığını farklı coğrafyalarda ve farklı devletlerde devam ettirmektedir. İşgal, iç çekişme, coğrafi ve ekonomik zayıflıklar gibi nedenlerle, birbirlerine tam anlamıyla destek olabilecekleri fırsatı yakalayamadılar. Ortak “töre gereği” alınan kararlar da eskisi gibi uygulanamadı. Artık o günler geride kaldı.

Bölgesel ve küresel emperyalistlerle çıkar çevreleri, Türk devletlerinin birbirine yakınlaşmasının “çok kötü bir fikir” olduğunu ısrarla savundu. Bu düşünceyi desteklemek için sözde “aydın” kişiler yetiştirildi, onlar aracılığıyla makaleler, sempozyumlar ve konferanslar düzenlendi. Üniversitelerde, birkaç unvan sahibi olan kişiler Türk halklarının bir araya gelerek ortak hareket etmesinin “en büyük felaket” olacağını iddia ettiler.

Bu tezvirat ve propagandanın amacı oldukça açıktır. İşgalci ve sömürgeci güçler, böyle bir fikrin gelişmesinin kendileri için olumlu sonuçlar doğurmayacağı için bu alanda boşluk bırakmadılar. Kendilerine hizmet eden politikacı, gazeteci, bürokrat, akademisyen ve hatta farklı kanaat önderlerini sahaya sürdüler. Türk Dünyası muhaliflerinin kendi adlarına başarılı çalışma yaptıklarını itiraf etmek gerekir. Yüzlerce politikacı ve sözde aydının demeçleri, kitapları ve makaleleri hala raflardadır.

Her şeyin bir zamanı vardır. Ortada bir “kızıl elma” fikri varsa, zamanı gelince o fikrin filizleneceğine inananlardanım. 1991’de SSCB’nin işgalinde bulunan Türki Cumhuriyetlerin bağımsızlıklarını elde etmesiyle aynı soydan gelen ve ayni dili kullananlar arasında yakınlaşma başladı. İlk olarak, 1992’de temeli atılan kardeşlerle buluşma zirveleri 2009’da “Türk Dili Konuşan Ülkeler İşbirliği Konseyi”, kısa adıyla “Türk Konseyi”nin kurulmasına vesile oldu. 12 Kasım 2021’de “8. Türk Devletleri Teşkilatı İstanbul Zirvesi”nde adını “Türk Devletleri Teşkilatı” (TDT) olarak değişti.

Teşkilatın kuruluşuna Kazakistan, Kırgızistan, Azerbaycan ve Türkiye öncülük etti. Amaçlarının Türk devletleri arasında işbirliğini teşvik etmek olduğunu ilan etmelerine rağmen, küresel emperyalistler tarafından eleştirildi ve bu birlikteliğin önünü kesmek için çaba harcandı. Bir ölçüde başarılı oldular. Özbekistan ve Türkmenistan gibi önemli Türk devletleri birliğe katılamadı. Ancak 2019’da Özbekistan, İslam Kerimov’un ölümünden sonra hak ettiği yere oturdu.

Akrabaları da teşkilata dâhil etmek gerekir

Türkmenistan ise henüz birliğe tam üye değildir. Ancak 2021’de İstanbul’da düzenlenen 8. zirvede gözlemci olarak yer aldı. Rusya’nın etkisi, ülkedeki Rus nüfusunun yoğunluğu ve Rusların etkili konumları, Türkmenistan’ın dengeli bir şekilde hareket etmesine neden olmaktadır.

Devletlerarası ortaklıklar ve anlaşmalar, romantik değil, çıkar amaçlıdır. Bu yadırganacak bir durum değildir. TDT asla “Pantürkist” bir örgütlenme değil, ortak paydalarda buluşmadır. Ayni inanç, ortak köken, tarih, kültür ve yakın dil yapıları nedeniyle bir araya gelmesiyle tüm paydaşların eşit oranda kazanması sağlandı. Unutulan ortak değerlerin yeniden gündeme getirilmesi, serbest ekonomik pazar, ortak savunma, ayni dil ve alfabe gibi konular üye devletlerinin sağlam iradesine ve dik durabilen liderleriyle mümkün olabilir.

Bu arada TDT ekonomik işbirliğini güçlendirmek için 31 Mayıs 2023’de Türk Yatırım Fonu’nu (TYF) kurdu. Haber, “TDT kendi İMF’sini kurdu” manşetiyle basında yer aldı. TYF 500 milyon dolar sermayeyle faaliyete geçti.

Türkiye’nin istikrarlı ve güçlü hükümeti sayesinde teşkilat devamlı toplantılar, istişareler yaparak ivme kazandı. Vizyonunu ve misyonunu güncelledi. Akraba ve kardeş devletlerle “kazan-kazan” modeli üzerine kurulan stratejiler geliştirildi. Başkan Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğindeki Türkiye’nin siyasi, ekonomi, sanayi, özellikle savunma alanındaki hamleleri nedeniyle teşkilata öz güven geldi, farklı devletlerin dikkatini çekmeye başladı.

Kardeş devletlerin yanına akraba olan devletlerin de dahil edilmesi gerektiği fikri üzerinde durulmaya başlandı. Macaristan’ın aslında Hun İmparatorluğu’nun devamı olduğu bilinmektedir. Türklerle Macarlar aslında amca çocuklarıdır. 2018 yılında Kırgızistan’ın Çolpon-Ata şehrindeki tarihi oturumda Macaristan, birliğe gözlemci üye olarak katıldı.

Nükleer güç Pakistan TDT’na güç katar

Dünya tarafından henüz devlet olarak tanınmayan Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) de gözlemci statüsündedir. Böylece teşkilatın asıl üyeleri, Türkiye, Özbekistan, Kazakistan, Kırgızistan ve Azerbaycan iken, gözlemci üyeler Türkmenistan, Macaristan ve KKTC’dir. Sömürüye dayanmayan sadece karşılıklı anlayış ve yardımlaşmadan doğan bu teşkilat dost ve akrabalarını da düşünmek ve onlarla hareket etmek zorundadır. Bu genişleme burada durmayacak. Tüm akraba toplulukları bu teşkilatın çatısı altında toplanacak. Söz konusu birliktelik ırkı temelden ziyade devletlerin birbirlerine olan ihtiyacından doğmuştur. Ülkelerin iç sorunların yanında küresel gelişmeler bu teşkilatın önemini bir kat daha artırıyor.

Her ne kadar Orta Asya toprakları anavatan olarak kabul edilse de Balkanlar ile Güney Asya’daki akraba ve dostlar hatırdan çıkarılmamalı. Kosova, Makedonya, Bosna-Hersek, Arnavutluk, Karadağ hatta Gagavuz Özerk Cumhuriyeti nedeniyle Moldova da unutulmamalıdır.

Birlik sadece Türk Dünyası ile sınırlı değil ortak çıkar ve amaç doğrultusunda akraba ve dost ülkelerle barışçıl amaçlarla yeni üye ve gözlemcilere ortak medeniyet düzleminde genişlemelidir. Görüştüğüm bazı aydınlar genişlemenin henüz vaktinin gelmediğini ifade etmiş olsa da genişleme konusunda acele edilmesini dile getirenlerin de olduğunu ifade etmeliyim.

Bu sadece Türk Dünyası’na değil Avrasya ve Balkanlara da katkı sağlayacaktır. TDT, Ekonomi, kültürel ilişkinin yanında bölgesel ve küresel sorunlara da çözüm üretebilecek güçtedir. Kırgızistan- Özbekistan ve Kırgızistan ile Tacikistan arasındaki sınır sorununu savaş çıkmadan halletti. Burada teşkilat gücünü ispat etti. Üye devletlerin “Türk Dünyası 2040 Vizyonu” bölgesel sorunları sıfırlamaya yöneliktir.

Güney Asya ülkelerinden önemli güce sahip olan dost ve kardeş Pakistan İslam Cumhuriyeti de bu topluluğun bir parçası olabilir. Ecdadın Hint yarımadasında kurduğu devletler göz önüne alındığında, hala bölgede Türk kökenli insanlar ve Türkçe konuşan topluluklar olduğunu unutmamak gerekir. İngiltere’nin Babür İmparatorluğu’nu yıkarak bölgeyi işgal etmesiyle birlikte Hint yarımadasındaki Türk beylikleri yok edildi. Ancak Türkçe konuşan insanlar hala bölgede varlığını sürdürmektedir.

Çin TDT’nin genişlemesinden endişe duyuyor

İşgalci İngiltere’nin bölgeden çekilmesiyle 1947’de Hindistan, Pakistan, 1972’de ise Bangladeş’in kurulmasıyla ortaya çıkan bu üç devlette hala Türkçe konuşan kardeş ve akrabaların varlığı göz önünde bulundurulduğunda, söz konusu devletlerin TDT’na gözlemci üye olabileceği tartışılmalıdır. Ancak Hindistan son zamanlarda uyguladığı aşırı Hinduperest, İslamofobi ve saldırgan politikaları, ayrıca İngiltere ve ABD’nin baskısı nedeniyle, söz konusu teşkilata kabul edilmesi mümkün değildir. Bangladeş’teki siyasi liderlerin kendi başlarına hareket edememeleri de göz önünde bulundurularak, bu konunun şu anda imkânsız gibi göründüğü anlaşılmaktadır.

Ancak Pakistan, bu denklemin içindedir. Tarihten beri Türklerin dostu olan Pakistan, dünyadaki nükleer güce sahip ender ülkelerden biridir. Pakistan’ın Müslüman, akraba ve dost olması, TDT’na gözlemci üye olarak katılması durumunda teşkilatı daha da güçlendirecek ve ona güç katacaktır. Pakistan’ın askeri açıdan caydırıcılığının yanı sıra ticari alanda da önemli bir pazar olduğu unutulmamalıdır.

Dünyanın yükselen gücü olan TDT’nin kurucu üyeleri ve yöneticileri, bu konuyu gündemlerine almalarının zamanının geldiğinin farkında olmalıdır. Pakistan’ın Hindistan’la olan sorunları ve yıllardan beri bitmeyen Keşmir gibi sorunları olsa da TDT’na katacağı katma değer çok daha fazladır. Pakistan’ın nükleer güce sahip olması, teşkilatın NATO seviyesine yükselmesini sağlar. Zaten Türkiye ile Pakistan daha önce de güvenlik ve işbirliği teşkilatı olan CENTO’da beraberdi.

Ekonominin kırılganlığı ve siyasi iç çekişmeler Pakistan’ı oldukça zayıflattı. Yanındaki ezeli düşmanı Hindistan’ın şiddet yanlısı ve aşırılıkçı yöneticileri Pakistan’ı Çin ile yakınlaşmaya sevk etti. Bu durum, yakın gelecekte Pakistan’ın kararları üzerinde Çin’in etkisi olabileceği anlamına gelmesi nedeniyle endişe duymaktayım. Çünkü Türk Devletleri Teşkilatı, Çin’i de tedirgin etmektedir. Pakistan’ı böyle birliğe kaptırmak istemeyecektir. Ancak Suudi Arabistan’ın onayını alması durumunda, Pakistan devleti ve ordusu TDT’na gözlemci üye olmak için mücadele edecektir.

Doğu Türkistan topraklarını işgal eden Çin’in TDT nedeniyle Türki Cumhuriyetlerine elini istediği gibi uzatamayacak. Bundan dolayı Çin, TDT’nin güçlenmesinden endişelidir. Uygur Türklerine yapmakta olduğu soykırım, tecrit, sürgün, işkence ve katliamlar gündeme getirilecek diye tedirgin olmaktadır. Birliğin dağılması için Çin’in kulis yaptığı bilinen bir gerçektir.

Zengezur Koridoru kardeş devletleri birbirine bağlayacak   

TDT’de ortak değerler bulunmaktadır. Türk dünyasının değerleriyle Pakistan’ın değerleri ve öncelikleri aynıdır. Teşkilatın amacı Nahcivan Anlaşması’nda belirlendi. Önemli kararların stratejik ve tarihi öneme sahip bölgelerde alınması da dikkate değer bir olgudur.

Üyeler arasında, ikili ve bölgesel işbirliğinin geliştirilmesi, karşılıklı ticaret ve yatırımlarının teşvik edilmesi, bölgede ve dünya barışının korunması, karşılıklı güvenin artırılması, terörizm, ayrılıkçılık, aşırılıkçılar ve sınır ötesi suçlarla ortak mücadele edilmesi, dış politikada ortak hareket etme, insan hakları, bilim, teknoloji, sanat, sosyal ve kültürel alanlardaki gelişmelere destek verme gibi farklı amaçlar etrafında buluştular. Bu değerler gözlemci olması istenilen ülkeler için de öncelikli konular arasındadır.

Ekonomi, kültürel ve işbirliği alanında kurulan TDT artık askeri pakt ve stratejik alana doğru genişlemeli. Topraklarımızda gözü olmayanların bu genişlemeden çekinmesine gerek yok. Bu bir aile birliği olarak da görülebilir.

Söz konusu TDT’na nükleer güç sahibi Pakistan’ın ve Balkanlar’daki soydaşlarımızın katılmasıyla Çin seddinden Adriyatik Denizi arasındaki alanda etkili olunması anlamına gelir. Teşkilat dünya jeopolitik alanında yükselen bir gücü olma yolundadır.

Yakın gelecekte Zengezur Koridoru’nun tamamlanmasıyla TDT’nin önemi daha da artacak. Doğu ile Batı arasındaki uzaklıklar yakınlaşacak, kardeş devletler arasında kesintisiz bağlantı olacak ve dostluk köprüleri kurulacak.

Not: Bu makalede yer alan görüş ve düşünceler yazarın kendisine ait olup GASAM için hiç bir bağlayıcılık ve sorumluluk içermez.