Türkiye, Erdoğan hükümetleri dönemlerinde gerek ulusal gerekse uluslararası platformlarda, göstermiş olduğu yükselişle birlikte dünya gündeminin ilk sıralarında yer almakla kalmamış sürekli gündem olmaya da devam etmiştir. Özellikle 1980 askeri darbesinden sonra Özal hükumetleriyle 8 ve 10 yıllık bir kıpırdanma süreci geçirmiş, akabinde Anavatan partisinin düşüşü ile 90’lı yılların istikrarsızlığı, ekonomik krizler, terör hızla tırmanışa geçerek ülke tam bir belirsizlik girdabına gark olmuştu. Üçlü koalisyon hükümetinin istifası ile başlayan Erdoğan liderliğinde Türkiye’nin adeta silkinip önce her alanda istikrarı yakalaması beraberinde ekonomik kalkınmayı getirerek, gerek uluslararası gerekse bölgesel siyasette adı saygıyla anılan sözü geçen bir ülke haline gelmiştir. Uluslararası siyasette, özellikle Birleşmiş Milletler nezdinde Erdoğan’ın İslam coğrafyasındaki Müslüman halkları savunması, İslam âleminde son iki yüz yıldır ezilmiş, dışlanmış, hatta umudunu yitirmiş halklarda heyecan uyandırmıştır.

Türkiye’nin bölgesel ve küresel ölçek de G-20 statüsüne yükselişi, dünyanın en büyük ilk 10 ekonomisi olma hedefini koyması, gelişmekte olan ülkelerce Türkiye’nin ekonomik büyümesi sorgulanmaya başlamıştır! Yurtdışında yaşayan ve sıkça yurtdışına çıkanlar özellikle Ortadoğu ve diğer üçüncü dünya ülkelerin de “Türkiye bunu nasıl başardı” sorusuna muhatap olunmaktadır.

İmran Han Pakistan’ın Erdoğan’ı Olabilir mi?

Türkiye’ye insan ve devlet yapısı profili ile benzeşen Pakistan da 2018 Haziran seçimleri ile iktidara gelen İmran Han, ülkenin yeni umudu, Pakistan’ı içinde bulunduğu tükenmişlik sendromundan kurtaracak lider beklentisi ile Erdoğan’a benzetilmeye başlanmış, İmran Han Pakistan’ın Erdoğan’ı olabilir mi? O’da Erdoğan gibi uzun yıllar iktidarda kalarak ülkede uzun soluklu istikrarı temin edebilir, üzerine yorumlar yapılmaya başlanmıştır. Gerçekten de Pakistan, Türkiye’nin geçtiği yolları takip ederek içinde bulunduğu açmazdan çıkıp istikrarı yakalayabilir mi?

Anahtar sözcüğün istikrar olduğuna dikkat çekmek gerekiyor. Türkiye ve Pakistan etrafı istikrarsızlıklarla çevrili, kaderleri benzer iki ülke. Afgan cihadı ile başlayan daha sonra iç savaşa dönüşüp hala Pakistan’ın istikrarsızlığını körükleyen bitmek bilmeyen terörün kaynağı, bölgesel istikrarsızlık. Aynı argümanların geçerli olduğu etrafı adeta savaş alanları ve terör kamplarıyla çevrili Türkiye. Onlarca yıldır süren Irak savaşları, Suriye iç savaşı, İran ambargoları Ermenistan’la olan sorunlarımız, Gürcistan Rusya savaşı, batıda sorunlu komşumuz Yunanistan, iki ülkenin sorunlu coğrafyaları aşırı benzerlik gösterirken Türkiye’nin nitel ve nicel sorunları Pakistan’dan daha fazla o halde bu olumsuzluklara rağmen Türkiye kalkınırken, Pakistan neden geri kalıyor, hatta geri gidiyor?

Her iki ülkenin yüzölçümleri birbirlerine yakın ancak Pakistan’ın tarım alanlarının, ziraat yapılabilir topraklarının Türkiye den daha fazla olması, Pakistan’da nadasa bırakma zorunluluğunun olmaması, 12 ay boyunca bir ürünün hasadını takiben yeni tarım ürününün ekim dikiminin yapılması, oransal olarak Türkiye tarım faaliyetlerinin yaklaşık yıllık bazda üç buçuk katına tekabül ederken,  Pakistan’ın Çölistan eyaletinde çocuklar açlıktan ölmekte, kadınlar yetersiz beslenmeden dolayı erken doğum yapmaktadır. Soğuk depolama olmaması nedeniyle tarım ürünlerinin %40 tüketiciye ulaşmadan zayi olmaktadır

Eğitim ve sağlık alanında iki ülke arasında ki oran çok açıktır. Türkiye’de okuma-yazma oranı %95 iken Pakistan %50 seviyesinde seyrediyor. Pakistan da yaklaşık 10 milyon çocuk okula gidemiyor. Sağlık ve sosyal güvence alanında Türkiye Erdoğan dönemiyle çağ atlamışken, evde bakım sağlık hizmetleri, ambulans helikopterler, Pakistan için tahayyül dahi edilemeyecek hizmetler. Bu hizmetlerden kendilerine bahsettiğimiz zaman bunu Pakistan da nasıl başarabiliriz sorusuyla muhatap kalıyoruz. 2017 Şubat ayında Sehvan şehrinde bir türbede gerçekleştirilen intihar saldırısında yaralıların çoğunun, en yakın hastanenin tam 200 km uzaklıkta olmasından ölüm sayısı artmıştır.

Türkiye vatandaşlarına temel hizmetleri ulaştırma konusunu, belediyecilik ve belediye hizmetleri ile başarmış bir ülkedir. Bu yolla ülkenin çehresi bütünüyle değişmiştir. Vatandaşın hükümetlerden beklentilerinin büyük bir bölümünü belediyeler yerine getirmiştir. Buradan hareketle Pakistan önceliği belediyeciliğe vermeli İstanbul’un tecrübelerinden kararlılıkla yararlanmayı ilke edinmeli. 2012 yılında İSTAÇ’la başlatılan katı atık projeleri, maalesef hem Pakistan hem de Türk şirketlerinin hataları yüzünden fiyasko ile sonuçlanmıştır. Aynı hatalar tekrarlanmamalı özellikle Pakistan’ın temiz içme suyu projelerine İSKİ el atmalı ve yardımcı olunmalıdır.

Ordu ve Laiklik

İki ülkenin siyasi profilinin bel kemiğini teşkil eden unsurlar. Pakistan ve Türk orduları aynı geleneği iki faklı ülkede sürdürmüş her on yılda bir darbe yaparlarken ülkelerinin iç ve dış siyasetlerini de dizayn etmiştir. Pakistan’da 1947 den günümüze demokratik seçimlerle iktidara gelen hiçbir başbakan, gerek suikastlar, darbeler, gerekse de azledilmeler nedeniyle görev süresini tamamlayamamıştır.

Bütçeden ordu her zaman aslan payını almış askeri harcamalar, zaman zaman milli gelirin yarısını geçerek, sağlık ve eğitim harcamalarını üstüne çıkmıştır. Ordu, yapıları ve siyasetteki yeri, iki ülkede benzerlik gösterirken, laiklik ve seküler yapı ise taban tabana zıt bir görünüm arz etmektedir. İki ülke mukayeseli değerlendirmelerinde laiklik ve seküler devlet yapısı gerçekten bir kırılma noktası olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu noktada halkın dini temayül ve yaşantısı, dini hassasiyetleri birbirine karıştırılmamalı. Halklar bazında birçok konuda olduğu gibi bu konuda da benzerlikler, aşırılıklar, tevatür merkezli yaşantıların yansımaları gözümüze çarpmaktadır.

Kırılma noktası; Pakistan ve Türkiye’nin bugünkü noktaya gelmelerinde laik ve dini esaslara dayalı devlet müesseselerinin müspet yada menfi etkileri neler olmuştur? Sorusuna verilecek cevap olmalıdır. Bu noktada Türkiye’yi olumsuz anlamda yargılamamak gerekir kurumları esasıyla laik yapıya sahip Türkiye’yi Diyanet İşleri başkanlığının ”Türk halkının dini yaşantısını ve ihtiyaçlarını tanzim etmesi” misyonunu, bu değerlendirmenin içine almadan, soruya sağlıklı ve isabetli cevap vermek olanaksızdır. Camilerin, Pakistan Din İşler Bakanlığından bağımsız olması, din görevlilerinin maaş ve gelirlerini, cemaatten temin etmeleri ülkede bu anlamda başına buyrukluğun ve neticelerinin ana sebebidir.

Yolsuzluk ve Vergi

Diğer önemli iki konu hatta Pakistan’ın geri kalmışlığının en öncelikli sorunları; Yolsuzluk ve devletin çok düşük vergi gelirleri. Yolsuzluk, usulsüzlük dünyanın her yerinde gelişmişliğin önündeki en büyük engel olmaya devam ederken, Türkiye ve Pakistan’da bundan nasibini alan ülkeler arasında yer alıyor. Yolsuzluk ve usulsüzlükler Türkiye’de kontrol altına alınma sürecinde iken, Pakistan’da hızla artmaya devam etmekte, devlet vergi toplama konusunda devamlı direk vergi toplama yolunu seçmektedir.  Elektrik doğal gaz ve petrol ürünlerine zam yaparak gelirlerini artırma yolunu seçmekte, bu da üretim dengelerini, geçim endekslerini olumsuz yönde etkilemektedir.

Yolsuzluklar ve kara para aklama konusunda Türkiye ile benzeşmekle birlikte, Türkiye de yolsuzlukların azalma trendin de olması buna nazaran da vergi gelirlerinde ve özellikle kayıt dışı vergi ve kaçaklarını önlemede her geçen gün mesafe alması, Pakistan da bu konuda henüz ne yapması gerektiğinin bile bilincinde değildir.

Yukarıda arz ettiğimiz iki ülkenin benzer ortak sorunlarından başlıca ve en önemlileri örnekler çoğaltılabilir. Kimi konular aşırı benzeşirken bazılarında Pakistan maalesef derin açmazlara girmiştir. İyi olan, başlangıç olarak Pakistan bunun böyle gidemeyeceğinin farkına varmış ve düğmeye basmış gibi gözükmesidir. Sürecin başlangıcı da İmran Han’ın iktidara gelmesi yâda getirilmesidir.

Pakistan içinde bulunduğu durumun daha fazla devam etmesinin mümkün olamayacağı gerçeği ile yüzleşmiş ve düğmeye basmıştır. İlk etapta “temiz eller” operasyonu başlatarak geçmiş iktidarların yolsuzluklar ve kara para aklama dosyaları üzerine gitmiş birçok eski siyasetçi ve önde gelen bürokratı hapse atıp mahkûm etmiştir. Pakistan’da yılda ortalama 10 milyar dolar para yurtdışına kanunsuz yollarla çıkarılıyor. Türkiye 90’lı yılların sonunda temiz eller operasyonları kapsamında  ”nereden buldun” kanunu çıkararak sermayeyi dışarı kaçırmış, gelmesi muhtemel yeni sermaye akışının önünü kesmişti. Başkan Erdoğan 2002 yılında varlık barışı ile nerden buldun kanununu kaldırmıştır. Pakistan’da Navaz Muslim Lig hükumeti de varlık barışı ve nerden buldun kanunlarını iptal etti ancak, İmran Han buna karşı çıkarak iktidara gelince bu kanunu iptal edeceğini açıkladı.

Sonuç

Birinci aşamada istikrarı temin edecek güçlü lider hazır olduktan sonra Pakistan’ı önce içinde bulunduğu durumdan çıkarıp sonra yukarılara taşıyacak programların uygulanmasına geçilecektir. Bu programların yapılması ve uygulanmasında Türkiye modeli her zaman ön plana çıkarılıyor.

İmran Han’ın girdiği bu yeni yolda çok uzun ve meşakkatli bir süreç bekliyor ve kendisi Başkan Erdoğan’la, Pakistan da Türkiye ile kıyaslanıyor. Tabi İmran Han’ın en büyük dezavantajı henüz çıraklık döneminde olmasıdır. Bu süreçte İmran Han Türkiye şablonunu koyarsa, Pakistan tünelin ucundaki ışığa ulaşabilecek mi! Pakistan, Türkiye’nin yapısal köklü reformlarını gerçekleştirmede ve uygulamada aynı kararlılığını gösterebildiği takdirde bunu gerçekleştirebilecektir. Pakistan yetişmiş insan, beyin göçü ve ülke kaynakları potansiyeli ölçeği ile Türkiye’den çok da aşağılarda olan bir ülke değildir. Bu sürecin başlangıç noktasının “istikrar” geçtiğini anlamış olan Pakistan,  güçlü bir figür olan Erdoğan benzeri bir lider yaratma kararlılığında görünüyor. Bundan sonrası için İmran Han’a en az iki dönem iktidar vaat edilmiş gibi duruyor.

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here