İnsanların olduğu gibi milletlerin de eceli vardır. Her insan gibi milletler de doğar, büyür ve ölürler. İnsanlık tarihine bakıldığında, Kur’an-ı Kerim’de geçen kavimlerin hikayeleri incelendiğinde bizden binlerce yıl önce yaşamış nice kavimlerin yeryüzünden nasıl silindiklerini hayret ve ibretle müşahede ederiz.
Nuh, Ad ve Semud, gibi kavimler azgınlıkları ve yeryüzünde aşırıya gitmeleri sebebiyle helak edilmiş, trajik şekilde insanlık tarihinden silinmiş ibretlik kavimlerdir. Bu kavimler kimi zaman içine düştükleri sapkınlıklar, kimi zaman da sergiledikleri azgınlık ve zulümler neticesinde Allah’ın “Kahhar” adıyla yok edilmişlerdir.

İsrail’in Gazze’ye yönelik son saldırılarını ibretle izlerken bu kavimler geçti zihnimden. İsrail dışında yeryüzünde kan dökerek varlığını sürdüren başkalarının kanı ile hayatta kalabilen bir başka topluluk göstermek mümkün müdür? Ve bu katliamları cinayetleri tüm dünyanın gözleri önünde uluslararası hukuka meydan okuyarak gerçekleştiriyor. Yarattığı korku psikolojisi ile kendi halkını İsrail toprakları içine mecbur bırakıp İsrail halkı için hayali düşmanlar yaratıyor. Böylelikle ortaya psikopat bir İsrail devleti, paranoyak bir İsrail halkı çıkıyor.

İsrail zaman zaman Filistin topraklarında Gazze’de katliamlar gerçekleştirerek iki mesaj vermeye çalışıyor. Bunardan ilki az önce de belirttiğim gibi kendi halkına yani Yahudilere verilen bir mesaj. Yarattığı savaş ve şiddet iklimi ile İsrail kendi vatandaşlarına; sınırlarımızın hemen ötesinde sizi her an yok etmeyi bekleyen korkunç düşman toplulukları var. Hayatta kalmanızın tek yolu İsrail devletinin bekasıdır. Sizin için İsrail’den başka yaşayabileceğiniz güvenli bir coğrafya ve yurt yoktur diyerek dünyanın dört bir yanından devşirilmiş Yahudi topluluklarının İsrail’e olan bağlılığını güçlendirmeye ve yaşatmaya çalışıyor.

Gazze saldırı ve katliamlarıyla İsrail, ikinci mesajı ise Ortadoğu halklarına ve İslam Alemine veriyor. Bu mesaj bir tehdit ve korku mesajı. Eğer ben istersem sizi her an yok edebilirim. Ve buna yeryüzünde hiçbir güç engel olamaz. Uluslararası hukuk, BM İsrail’in güvenliği söz konusu olduğunda geçerli olan argümanlar değildir. Ben “baş edilemez, karşı konulamaz” bir gücüm mesajıdır.

İsrail, Köleliğin Hala Sürdüğü bir Ülke

2003 yılında İsrail’e bir ziyarette bulunmuştum. Dünyanın farklı iklim ve coğrafyalarından devşirilerek etrafı duvarlarla örülü bir İsrail’de yaşamaya mecbur bırakılan Yahudilerin yüzlerindeki endişe ve tedirginliği gördüğümde onlara acımış ve üzülmüştüm. Dışarıdan bakıldığında İsrail aslında Yahudi toplumu için çölün ortasında kurulmuş devasa bir hapishaneydi. Hele Sudan’dan gelerek İsrail’e yerleşen zenci Falaşa Yahudilerinin durumları içler acısıydı. Falaşalar, Etiyopya’dan kandırılarak 1970′lerden 1990′lara kadar İsrail’e getirildiler ve Rusya’dan göç ettirilen Yahudilerle birlikte işgal edilen Filistin topraklarında açılan illegal yerleşim bölgelerine yerleştirildiler.  Ten renklerinden dolayı radikal Yahudiler tarafından Yahudi olarak kabul edilmedikleri gibi Falaşalar, Siyonist devlet ve halk tarafından da ağır bir dışlanmaya ve ayrımcılığa maruz bırakıldılar. En ağır ve en pis alt seviye işlerinde, hizmet sektöründe bir köle mantığı ile zenci Falaşa Yahudileri çalıştırılıyordu. Falaşaların İsrail’deki bu durumunu gördüğümde kendimi binlerce yıl öncesinde köleliğin hakim oldu Ortadoğu’da hissetmiştim. Sırf ten renklerinden dolayı inkar politikalarına maruz bırakılıp dışlanan Falaşalar İsrail’in adeta modern köleleriydiler.

Gerek sınırları ötesinde kendisinden olmayan toplumları çoluk çocuk, kadın yaşlı demeden ve gözünü kırpmadan katletmesi, gerekse kendi içinde ten farklılığından dolayı Yahudi de olsa kendi insanına reva gördüğü kölelik ve ayrımcılık İsrail’in tarihteki Ad, Semud ve Nuh kavimleri gibi haddi aşan bir kavim olduğunun göstergesidir.

Kendisi dışında yaratılmış her türlü varlığı hiçe sayıp gözünü kırpmadan yok edebilen, Allah’ın güç ve iradesini sorgulayıp azgınlık içinde kan döken, öldüren, yeryüzünde çatışmaları körükleyip yarattığı fitneden beslenen, peygamber katili bir kavimin de ecelinin
olduğu muhakkaktır.

Arap Baharı Önü Alınamaz Bir İsrail Kışını İklimliyor

Ortadoğu’nun henüz bahar etkisine girmediği 2010 yılının 1 Haziran’ında Yeni Şafak Gazetesi’nde yayınlanan bir yazımın başlığı “Ortadoğu’da Rejim Değişiklikleri Olacak” şeklindeydi. Gerek dünyanın içinden geçtiği siyasi, ekonomik ve jeopolitik değişim, gerekse gelişen teknoloji ile bilgi paylaşımında sınırların ortadan kalkması ve Ortadoğu halkları için Türkiye’nin ilham kaynağı teşkil eden değişimi bu coğrafyada Arap baharını iklimleyen önemli etkenlerdi.

İsrail’in çevresindeki iklim değişikliği İsrail tarihinde aslında bir karakış habercisi. Bugüne kadar Ortadoğu’daki hakim kukla rejimlerle bölgede istediği gibi at oynatan İsrail’in önümüzdeki yakın bir süreçte bu rahatlığı kaybetmesi kaçınılmaz gibi görünüyor.

Ortadoğu’nun 3 önemli ülkesi var; Türkiye, Mısır ve Suriye. Bu üç ülkede son 10 yılda yaşanan dönüşümler İsrail için ufukta görünen kabus bulutları.

İsrail Ordusu ya da MOSSAD’a Ortadoğu’da İsrail için bir  kıyamet senaryosu yazın ve simule edin denseydi Mursi’li bir Mısır, Gannuşi’li bir Tunus, Müslüman Kardeşlerin iktidar sahibi olduğu bir Ortadoğu ve Recep Tayyip Erdoğa’nlı bir Türkiye’yi akıllarına bile getiremezlerdi. İsrail bugüne kadar ABD’nin de desteğiyle Camp David gibi işbirlikçi anlaşmalarla ve Enver Sedat, Mübarek, Hafız Esad gibi diktatörleri kontrol ederek Arap halklarını kontrol edebilmeyi başardı. Ancak şimdi İsrail’in çevresinde oluşan Müslüman Kardeş iktidarları ve kaybettikleri bir Türkiye var.

İsrail bundan böyle Arap Halklarının iradelerinin birer tecellisi olan ne Mursi’yi, ne Gannuşi’yi ne de özgürlüğünü kazanacak diğer Arap halklarını kontrol edip yönetemeyecek. İsrail’in çevresinde büyük bir o kadarda İsrail’in varlığını tehdit edecek güçlü bir siyasi hava akımı oluşuyor. Bu akım Arap Baharı sonrası İsrail’in kışını iklimleyen çok güçlü bir akım ve oluşumdur. Bu anlamda Ortadoğu önü alınması zor gibi görünen bir İsrail kışına hazırlanmalı. İnsanoğlu çoğu kere evrende iğne ucu kadar yer tutmayan dünya üzerinde ABD ve Batı’yı mutlak bir güç gibi görme yanılgısına düşüyor. Oysa mutlak tek güç evrenleri de yaratan Allah’u Taala’dır.

AB Benzeri Sınırları Olmayan Bir Ortadoğu

Arap Baharı sonrası İsrail Kışını iklimleyecek en önemli süreçlerden biri de Ortadoğu’da Avrupa Birliği benzeri ekonomik ve siyasi anlamda bütünleşmiş sınırsız bir Ortadoğu’ya doğru atılacak adımlar olacaktır. Değişen ve özgürleşen Arap coğrafyası bir süre sonra aynı dili konuşan, aynı dine inanan ve aynı kültürü yaşayan parçalanmış 22 Arap ülkesiyle daha ne kadar hayatta kalabileceğini sorgulayacak ve 100 yıl önce uyutuldukları hipnozdan uyanacaklar.

Çok uzak değil Allah’ın izniyle yakın bir gelecekte bir sabah yeryüzü sınırları olmayan bir Ortadoğu’ya uyanacak. İstanbul’dan Kudüs’e oradan Mekke ve Hartum’a, Kahire’den  İslamabad’a İstanbul’dan Gaziantep’e gider gibi gideceğiz. Bu coğrafyada her bir İslam beldesi Medinetüsselam yani barış ve huzur kenti olacaktır. Lambadaki cin uyanmış, bu coğrafya üzerindeki 100 yıllık kara büyü bozulmuştur.

Gelecek Doğudan Yükseliyor

Obama’nın İsrail’in Gazze saldırıları üzerine açtığı şemsiye İslam aleminin Obama’dan çok fazla bir şey beklememesi gerektiği yönünde önemli bir sonuç koyuyor ortaya. Kimse Obama’nın İsrail’e ve  Amerika’daki Yahudi lobilerine rağmen seçildiğini aklına bile getirmesin. Obama İslam alemi için bir Bush kadar yıkıcı olmayacaktır belki. Ancak kimse Obama’dan Alem-i İslam’ın menfaatlerini İsrail’in menfaatlerine tercih etmesini de beklemesin.

Son birkaç on yıldır ekonomik ve siyasi göstergeler yeryüzün bütünüyle bir dönüşüm sürecine girdiğini gösteriyor. Dünyanın ekonomik ve siyasi dengeleri yer değiştiriyor. Reagan’ın ekonomi danışmanlığını da yapmış olan Ekonomik Strateji Enstitüsü’nün kurucusu ve başkanı Amerikalı tanınmış ekonomist Clyde Prestowitz’in öngörüsüyle güç ve zenginlik batıdan doğuya büyük bir göç halinde. Amerika yeryüzünde hegemonyasını yavaş yavaş kaybediyor. Dünyanın ağırlık merkezi doğal bir akışla yön değiştiriyor. Tahterevallinin batı tarafı alçalırken doğu tarafı yükseliyor. Geleceğin doğrudan yükselmeye başladığı bir süreç yaşıyoruz. Şimdi soru İslam aleminin kendini bu yeni sürece nasıl hazırlayacağı sorusudur. Başta İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) olmak üzere İslam coğrafyasının gündemine alarak masasında çalışması gereken gelecek planlaması bu yönde olmak zorundadır.

Ve şimdi bir veda zamanı…Bu satırlar, Türkiye’nin siyasi ve kültürel fikriyatına çok önemli değer ve kalite kattığına inandığım Mostar dergisinde kaleme aldığım son analizin satırları. Mostar bundan böyle daha yeni ve farklı ummanlara yelken açacak. Mostar’da yazdığım süreçte düşüncelerimize yüreklerini ve şuurlarını açan müstesna Mostar okurlarına saygılarımı sunuyor, helallik diliyor ve Allah’a emanet ediyorum. Başka ummanlarda buluşmak umuduyla…

Ali ŞAHİN GASAM Başkanı

Paylas

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here