Bangladeş’te 3 Eylül’de Cemaat-i İslam Partisi’nin finansörlerinden Mir Ali Kasım, 1971’deki iç savaşta savaş suçu işlediği iddiasıyla idam edildi. Ali Kasım, Bangladeş’te idam edilen Cemaat-i İslam üyelerinin ne ilk, ne de sonuncusu. Sistematik olarak devam eden bu infazların arka planını Güney Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi Başkanı (GASAM) Cemal Demir ile konuştuk. Ona göre, halihazırdaki Hasina hükümeti, partinin radikalleşmesini sağlayarak silahlı bir çatışmanın önünü açmak istiyor. Bu sayede Afganistan’da El-Kaide, Afrika’da Boko Haram, Suriye’de DEAŞ gibi Cemaat-i İslam’ı da bu örgütlerle özdeşleştirerek idamları bölgesel ve küresel boyutta meşrulaşacak.

Bangladeş hükümeti, Cemaat-i İslam Partisi lideri Rahman Nizami’den sonra partinin finansörü olduğu iddia edilen Mir Ali Kasım’ın da infazını gerçekleştirdi. Tabii bu isimlerden önce idam edilenler de oldu. Ülkede neler oluyor, bu idamlar neden gerçekleşiyor?

Bunun cevabını verebilmek için 1947’ye kadar gitmek gerek. Pakistan ve Bangladeş, o tarihe kadar İngilizlerin sömürgesi altında, Hindistan’a bağlı bir bölgeydi. İngilizler, Pakistan’ı ve Bangladeş’i Doğu ve Batı olarak ikiye ayırarak bölgeyi terk etti. Doğu Pakistan, günümüz adıyla Bangladeş. 1971’e kadar bu iki devlet, bir arada yaşıyordu ama merkezi hükümet Batı Pakistan’da idi. Yani doğu, özerk bir yapıya sahipti ama söz sahibi her zaman Batı olmuştu. Tabii yönetim, Bengal bölgesine hiçbir yatırım yapmıyor, adeta ikinci plana itiyordu ve haliyle iki toplumda gerilmeler söz konusuydu. 1970’lerin başında merkezi hükümet, Bengal bölgesinde kendi dillerini konuşmalarını yasaklayınca ipler kopma noktasına geldi. Doğu Pakistan’ın başında bulunan ve Bangladeş’in kurucusu olarak kabul edilen Macibur Rahman, meclisten aldığı kararla Bangladeş’in bağımsızlığını ilan etti. Hindistan bu iç karışıklıktan istifade ederek Bengal bölgesini işgal etti. Bu işgalde yüz binlerce insan katledildi. Bangladeş’in içinde bağımsızlığı istemeyen bir kaç grup vardı. Bunlardan biri de Cemaat-i İslam Partisi idi. Şimdiki hükümetin başında bulunan Awami Ligi Partisi Genel Başkanı ve ayrıca Macibur Rahman’ın kızı olan Hasina Vecid ise, bağımsızlığı istemeyen Cemaat-i İslam ve diğer partileri Pakistan’la işbirliği yapmak, Bangladeş’in bağımsızlığı aleyhine çalışmak ve savaş suçu işlemekle suçluyor.

Hasina Hükümeti İktidarını Korumak İstiyor

45 yıl önceki bir iddiadan bahsediyorsunuz. Peki, o dönemde değil de neden şimdi gerçekleşiyor bu infazlar? Vecid’in intikam almak istediği söylenebilir mi?

Bu iddialar yeni değil esasen. Cemaat-i İslam Partisi’nin üyeleri ve diğer muhalif üyeler 1990’da da bu iddialarla karşı karşıya kaldı ve 7 yıl süren mahkemelerde beraat ettiler.  2012’den itibaren yeniden yargılanmasına karar verilmesi; evet, keyfi bir uygulama. Vecid’in intikam hırsıyla hareket ettiğini gösteriyor. Bangladeş de kendi Uluslararası Savaş Suçları Mahkemesi’ni kurdu. Mahkeme yargılama için gereken şartları da taşımıyor. Bazı muhalefet partileri ve uluslararası gözlemciler de Hasina hükümeti tarafından kurulan Uluslararası Savaş Suçları Mahkemesi’nin adil yargılama standartlarına uymadığına ve siyasi kararlar aldığına dikkat çekiyor.

Peki, 2012’de yeniden açılan davalar ne anlama geliyor? Hasina hükümeti neden gündeme taşıdı?

2009’dan beri iktidar koltuğunda oturan Hasina hükümeti, herhangi bir gelişim gösteremeyen, ülkesine doğru düzgün yatırım yapamayan bir hükümet. İktidardan düşmemek için elindeki etnik kozu kullanıyor. Ülke kurulduğunda karşısında duran siyasi partileri yargılayarak devletine ne kadar sahip çıktığını taraftarlarına göstermek istiyor. Hâlbuki Bangladeş’in bağımsızlığına sadece Cemaat-i İslam Partisi karşı değil, Bangladeş Halk Partisi de karşıydı. “Bir olalım, parçalanmayalım, sorunlarımızı beraber çözelim” diyorlardı. Onlardan da idam edilenler vardı ama azınlıkta.

Terör Algısı Oluşturuluyor

Cemaat-i İslam Partisi diğer partilere oranla neden bu kadar hedefte?

Biliyorsunuz ki Arap ülkelerinde “Müslüman Kardeşler” ekolü var. Hint yarımadasında da buna benzer Cemaat-i İslam ekolü söz konusu. Bu coğrafyaya en uygun, İslami hassasiyetleri ön plana çıkaran bu partidir. Hint yarımadasında alternatif model, başka bir parti yok. Nasıl ki Müslüman Kardeşler’i zayıflatmak istediler, burada da Cemaat-i İslam’ı yıpratmak istiyorlar. Hedefleri partiyi radikalleştirerek silahlı bir çatışmanın önünü açmak. Afganistan’da El-Kaide, Afrika’da Boko Haram, Suriye’de DEAŞ gibi Cemaat-i İslam’ı da bu örgütlerle özdeşleştirme mücadelesindeler.

Küresel ve bölgesel güçlerin etkisi var yani?

Evet. Şöyle ki Pakistan ve Bangladeş, 1947’ye kadar İngilizlerin sömürgesi altında Hindistan’a bağlı bir bölgeydi. O tarihe geldiğinizde İngilizler, Müslüman nüfusu birbirine düşürmek için Pakistan ile Bangladeş’i doğu-batı  Pakistan olarak ayırdı. Ayrıca Müslümanlar, yüzyıllardır Hindularla beraber yaşamış ve İngiliz sömürüsüne karşı yekvücut olmuştu. İngiltere bunu istemedi ve bölgeyi parçalayarak terk etti. İki farklı kültüre ait insanların bir arada yaşadığı ülkede ekonomik seviye yükselecek, ticari potansiyelleri artacak. Küresel güçler bunu ister mi? Ayrıca bu idamların arkasında doğrudan Hindistan’ın bir parmağı var mı bilemem ama düşünsel olarak da olsa desteklediğine eminim. Hindistan, İslam’a yakın bir partiyle uzlaşamaz. Şu anki hükümet, sosyalist ve liberal çizgide olan bir parti. Hindistan’la yakın ilişkiler içerisinde. Hindistan güçlü bir Bangladeş’i istemez çünkü coğrafi şekle baktığınızda Bangladeş koltuk altındadır. Eğer siyasal ve ekonomik yönden güçlü olursa her zaman kendisini rahatsız eder.  Pakistan ve Hindistan’daki Müslümanlarla bağ kurduğunu düşünün. Hindistan için kabul edilemez bir durum.

Güney Asya’da İslamı Yok Etmek İstiyorlar

Peki, bölünmedeki tek amaç tam olarak ne?

Bölünmenin tek ana gayesi Hint yarımadasında İslam medeniyetini ortadan kaldırmak. Çünkü İslam medeniyeti oradaki insanlara devlet olma bilincini sağlamış, yüzyıllardır beraber yaşamış. Küresel güç bunu istemiyor.

Dünya bu idamlara neden tepki göstermiyor?

Küresel güçlerin kendilerine yakın düşüncede olan çevrelere yaklaşımı farklı, İslami hassasiyeti olan siyasal düşüncelere yaklaşımı farklıdır. Örneğin PKK terör örgütü lideri Abdullah Öcalan için idam gündeme geldiği zaman dünya ayağa kalktı. Burada ise hiçbir silahlanmaya gitmeyen, hukuki yollarla mücadelesini veren Cemaat-i İslam Partisi’ni gören yok. Aleni bir şekilde çifte standart söz konusu.

İslam İşbirliği Teşkilatı neden hâlâ sessizliğini koruyor?

Diğer bir çifte standart da bu zaten. İslam İşbirliği Teşkilatı’nın kuruluşu ile işleyişi arasında büyük bir tezat var. Sözde İslam devletlerinde yaşanan problemleri ele alarak çözüme kavuşturmak için kuruldu ama bırakın Bangladeş’i, ne Suriye’de ne de Mısır’da yaşananlar için tepkisini görebildik. Sadece Türkiye’nin sesi çıktı ama o da pek etkili olmadı sanırım.

Evet, geçtiğimiz günlerde idamı kınadı ama pek etkili olmadı. Nedeni ne sizce?

Türkiye, coğrafi konum itibarıyla Bangladeş’e uzak bir bölge. Etkileşimi de bir o kadar  zayıf haliyle. Şu anki hükümete karşı sözümüz pek fazla geçmiyor diyebiliriz.

Röportaj: Gerçek Hayat-Mehmet Emin Talaş 12-18 Eylül 2016 Sayı: 2016/37(829)

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here