Türkiye çoğu kere farkında olmasa da, hatta kimi zaman kabullenmek istemese de, tarihten gelen kökleri, taşıdığı miras ve misyonla birçok Müslüman ülke tarafından rol model olarak alınıyor.

Pakistan, bu ülkelerin başında gelen ve çoğu kere Türkiye’ye olan ilgisi aksi seda bulmamış bir ülke. Bu pak ülke ve insanları, 1947’de bağımsızlıklarına kavuşur kavuşmaz bayraklarından başlayarak Türkiye’yi kendilerine model edinmişler. O tarihlerden bugüne, yönümüz sürekli batıya dönük olduğundan olsa gerek, biz fark etmesek de her yönümüzle Pakistan için model bir ülkeyiz.

Karaçi Üniversitesi’nde eğitim gördüğüm yıllardı. 1995 yılında yapılan genel seçimlerden Refah Partisi 1. parti olarak çıkmış ve bu sonuç, Pakistan’ın en köklü siyasi partilerinden Cemaat-i İslami çevresinde büyük bir heyecan uyandırmıştı. Fazla vakit kaybedilmeden konuyla ilgili seminerler, paneller düzenlenmiş ve Refah Partisi’nin izlediği siyasi çizgi ve strateji analiz edilmişti. O gün, Cemaat-i İslami Partisi’nin rol modelinin Türkiye’deki Refah Partisi olduğunu fark etmiştim.

MGK DA MODEL ANAYASA MAHKEMESİ DE

1996 yılında, Karaçi Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde lisans eğitimime devam ederken, bölüm başkanımız beni odasına çağırarak Türkiye’deki MGK’nın yapısı ve fonksiyonu hakkında bilgi almıştı. Kısa MGK sohbetimizin sonunda duyduklarım beni bir kez daha şaşırtmıştı. Pakistan Ordusu, Pakistan Siyaseti üzerindeki etkinliğini artırmak ve daha önemlisi bunu kurumsallaştırmak adına National Security Council (NSC) yani Milli Güvenlik Kurulu’nun (MGK) teşekkülü için hazırlıklar yapıyordu. Uzun tartışmaların ardından, 2004 yılında ülkemizdeki MGK’nın birebir kopyası ince balans ayarları için Pakistan’da hayata geçirildi.

1958 yılında General Eyüp Han, 1969 yılında General Yahya Han, 1977 yılında General Ziya-ül-Hak ve son olarak 1999 ve 2007 yıllarında General Pervez Müşerref tarafından yapılan balans ayarları, Pakistan için gerçek bir rol model olduğumuzun diğer göstergelerinden olsa gerek.

Pakistan için rol modelliğimizin en somut örneklerinden biri de, inanılmaz bir benzerlikle Eylül ve Ekim aylarında yaşandı. Türkiye’deki cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Anayasa Mahkemesi’nin oynadığı rolü, kusursuz bir örtüşme ile Pakistan Anayasa Mahkemesi Pakistan’da oynamaya başladı.

Cumhurbaşkanlığı seçimlerine kamuoyundan gelen tüm tepkilere rağmen Genelkurmay Başkanı sıfatı ve üniformasıyla aday olan General Müşerref’in adaylık başvurusu, Pakistan Anayasa Mahkemesi’ne taşındı. Pakistan Anayasa Mahkemesi, General Müşerref’in adaylığının bu şartlarda geçerli olup olmadığına seçimlerin yapıldığı 6 Ekim tarihine kadar karar veremedi. Mahkeme, seçimlerin Müşerref’in de katılımıyla yapılması ancak Müşerref’in adaylığı konusunda kesin karar verilinceye kadar seçim sonuçlarının açıklanmaması yönünde bir karar alarak spekülasyona açık bir süreç başlattı ve bugünkü bunalıma zemin hazırlamış oldu.

Diğer bir deyişle Türk Anayasa Mahkemesi’nin cumhurbaşkanlığı seçimlerinde oynadığı rolü Pakistan Anayasa Mahkemesi de 6 Ekim seçimleriyle Pakistan Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde oynama yoluna gitti.

Bu çarpıcı örneklerden sonra bugün daha net bir şekilde anlıyor ve görüyoruz ki Türkiye, tüm kurumlarıyla Pakistan için bir rol model.

Peki model alınan rollerin doğurduğu sonuçlar, 2 ülkede neden farklı? Bunun sebepleri ise oldukça açık. Zemin ve doku farklılıkları.

Türkiye, Pakistan’a oranla oldukça gelişmiş olan demokrasi değerleriyle bu tür bunalımları derin krizler haline dönüşmeden atlatabiliyor. Pakistan ise çorak siyaset zemininde kısır kalan demokratik değerleriyle bu krizleri aşamayarak, rüzgar ekip fırtına biçiyor.

Yukarıda verilen örneklerlerden yola çıkacak olursak, bir rol model olarak Türkiye, farkında olmadan da olsa Pakistan’ın siyasi kaderinde rol oynayan bir ülke. Bu noktadan hareketle, Pakistan – Türkiye ilişkilerine, hamasi duyguların ötesine geçilerek, ekonomik, siyasi ve stratejik boyutlar kazandırılmalıdır.

İLİŞKİLERE YENİ BOYUT KATMALI

Demokrasi kültürü, ekilen her yerde aynı hasadı veren bir kültür değildir. Farklı coğrafya ve iklimlerde farklı sonuçlar, farklı semereler alınmaktadır. Türkiye, dini, siyasi, kültürel açılardan nispeten de olsa Pakistan’la benzer iklimlere sahip olup kendi demokrasini geliştirme ve yerleştirme sürecinde Pakistan’a önemli katkılar sağlayacak bir ülkedir. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün Pakistan ziyaretini de bu bağlamda bir demokrasi turu şeklinde değerlendirmek yanlış olmayacaktır. Ancak, bu süreç sadece temennilerin inisiyatifine bırakılmamalıdır. Türkiye – Pakistan Parlamentolararası Dostluk Gurubu’nun Pakistan Parlamentosu ile yürüteceği ortak çalışmalar demokrasi tecrübelerimizi Pakistan’a aktarma noktasında önemli katkılar sağlayabilir. Bu sayede parlamento dostluk gruplarımız da sembolik olmaktan çıkıp, gerçek anlamda rol oynama fırsatı bulmuş ve işlevlerini yerine getirmiş olacaklardır.

Pakistan’ın, daha demokratik ve her Pakistanlı için daha yaşanabilir bir ülkeye dönüştürülmesi yolunda oynayacağı rol, Türkiye’nin Güney Asya ve diğer Müslüman coğrafyalarda da etkinliğini şüphesiz artıracaktır.

Pakistan, kendisini dünya kamuoyuna nükleer güç olarak kabul ettirebilmiş Müslüman tek ülkedir. Pakistan’ın sahip olduğu nükleer tecrübe ve yetenek, nükleer enerji çalışmalarına başlama arefesinde olan Türkiye için önemli ve güvenilir bir kaynak teşkil etmektedir. Bu noktada da ciddi çalışmaların başlatılması, Ortadoğu’daki nükleer güç dengelerine farklı boyutlar kazandıracaktır.

Türkiye, sahip olduğu binlerce yıllık devlet geleneği, tarihi, kültürel bağ ve potansiyelleri ile Ortadoğu’dan, Güney Asya ve Uzakdoğu’ya, Kuzey Afrika’dan Kafkaslar ve Doğu Avrupa’ya uzanan bir coğrafya üzerinde etkili olabilecek siyasi bir güce sahiptir.

Türkiye, bu gücün farkına vararak stratejik plan ve hedeflerini mevcut şartlara göre yeniden belirlemeli ve üstleneceği rol modelliğini bu doğrultuda yeniden dizayn etmelidir.

* Güney Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi (GASAM) Başkanı

07.12.2007

Paylas
GASAM
GÜNEY ASYA STRATEJİK ARAŞTIRMALAR MERKEZİ

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here