• Son yazınızda bölgedeki krizin perde arkasına derinlemesine nüfuz ettiğiniz gördük. Bu manada baktığınızda sizce Hindistan ve Pakistan arasında çıkacak bir savaş en çok kimin işine yarar?

Pakistan ve Hindistan arasında çıkacak bir savaşın yaramayacağı iki ülke var. Bunlar yine Pakistan ve Hindistan. Hindistan ve Pakistan savaşının kaybedenleri yine bu iki ülke olacak. Aslına bakarsanız üretilen ve artırılan suni gerilimle yapılmak istenen tam da bu. Biri büyüyen ekonomisi ile diğeri kimileri tarafından nedense ‘İslam bombası’ şeklinde de tanımlanan nükleer yeteneği ve kapasitesi ile küresel emperyalist güçlerin hegemonyalarını tehdit ediyorlar. Böyle bir savaş Asyada oluşan yeni güç merkezinden ve Pakistanın nükleer yeteneklerinden, silahlarından kimler rahatsız oluyor ise onları işine yarar.

• 1947 yılında baş gösteren uzanan Keşmir sorunu bugüne kadar İngilizlere rağmen çözülemez miydi?

Çözülemezdi çünkü küresel sömürü hegemonyası Osmanlı Sonrası yeryüzünde kendi menfaatlerini hayatta tutacak şekillde bir sistem inşa etti. Batının sömürmek dışında bir başka hayatta kalma refleksi ve şansı yok. Sömümek Batının hayatta kalmak için olmazsa olmazıdır. O nedenle fiilen ve fiziken sömürdükleri tüm coğrafyaları terkederken yeni bir sömürü sistemi olan istikrarsız ve çatışmacı coğrafyalar oluşturarak çıktılar. Bu coğrafyaları suni sınırlarla küçük parçalara ayırdılar. Coğrafyalar suni sınırlarla bölündekçe çatıştılar, çatıştıkça zayıfladılar, zayıfladıkça sömürüldüler. Küresel sömürü sistemi böyle işliyor. Bu sistemi meşrulaştırmak için de sözde savaş ve çatışmaları önlemek adına BM adında bir uluslararası örgüt ürettiler. Bu örgüt zayıfın ve haklının yanında değil güçlünün ve haksızın yanında. Güçlülerin zayıflara açtığı her sömürü savaşını uluslararası arenada meşrulaştıran ve bir noter ve onay platformudur BM. Kısacası sömürü küresel ölçekte sistemleştirilmiş.

Peki nasıl çözülür. Müslüman mahalle kriz ve sorunları, müslüman mahalle çocukları tarafından müslüman mahalle mekanizmları ile çözülebilir. Bu da İslam coğrafyasının tek bir güç ve ses olmasından geçiyor.

• Pakistan Batı tarafından hangi sebeplerle tehdit olarak algılanıyor? Bu sorunun cevabına tek başına 200 milyonluk genç ve Müslüman nüfus denebilir mi?

Pakistan 200 milyona yakın nüfusu ile son derece genç, muhafazakar, İslami hassasiyetleri son derece gelişmiş bir toplum. Aynı zamanda tepkisel bir sosyolojiye sahip. Bu karakterde Müslüman bir toplum nükleer silah da üretebiliyor ve yine binlerce km nükleer başlık taşıyan kıtalararası füzeler üretebiliyor ise Batı coğrafyasında belli mihrakların bu durumdan rahatsız olmamaları ve kabus görmemeleri mümkün değil.

• Biraz gerilere gittiğimizde özellikle Osmanlı döneminde ümmet coğrafyasının en önemli parçalarından bir olduğunu görüyoruz Hindistan’da yaşayan Müslümanların… Peki bugün aynı ruhu diriltmenin önünde ne gibi engeller var ve bu engelleri aşmanın yolları neler?

O ruhu diriltmenin önünde İslam coğrafyasına çizilmi fiziki, siyasi, sosyal sınırlar, İslam çocuklarının şuur altlarına çizilmiş psikolojik sınırlar ve yine şuur altlarımıza ekilmiş fitne tohumları var. Bu suni fitne sınırlarını bir bir kaldırıp şuur altlarımızı temizleyemediğimiz sürece işimiz çok zor. Şunu da belirtmeden geçemeyeceğim. Hindistan Müslümanları ve özellikle Keşmirin Müslüman halkını hala kendini Anadolu coğrafyasına ait hisseder. 2014 yılında milletvekili iken birgün sekreterim kapıyı açıp “Kılık ve kıyafetlerinde nereli olduklarını anlamadığım yaşlı 3 ziyaretçiniz var efendim” deyince şaşırdım. Kapıyı açınca karşımda 3 yaşlı Keşmirli buldum. Keşmiş Cemaat-İslami Partisi lideri Abdurreşit Turabi ve piri fani iki Keşmirli yardımcısı ziyaretime gelmişti. Esmer tenleri kırış kırış bembeyaz sakalları ile nurani bir yogunlukla içeri girdiler. Çay ısmarlayıp kısa bir tanışmadan sonra Keşmirden buraya kadar size bir mesaj iletmeye geldik dediler. Şaşırdım. Nasıl bir mesaj? dedim. “Biz görüyoruz ki, siz Türkler eski gücünüze, ruhunuza ve misyonunaza yeniden kavuştunuz. Bir zamanlar siz Türkler dünyanın neresinde bir zulüm olsa orada zalimin hasımı mazlumun hamisi olurdunuz. İslama muhafızlık mazluma hamilik yapardınız. Şimdi bu güce yeniden kavuştuğunuzu görüyoruz. Somalide yaşanan açlıkta zengin dünya gözünü kapatırken siz oraya kuyular açtınız, hasteneler yaptınız açlığa merhametinizle müdahale ettiniz. Arakana ayak basan ilk müslümanlar yine sizin coğrafyanızın müslümanlarıydı. Ekonomik menfaatlerinizle çelişmesine rağmen Mısır ve Suriye’de mazlumların yanında zalimlerin karşısındaydınız. Filistin meselesini siz kadar samimi savunan yok. Size şu mesajı iletmeye geldik. Nolur Filistin’i, Somali’yi, Arakan’ı savunduğunuz gibi Keşmir müslümanlarına da sahip çıkıp savunun.”

Bu acı hatıra aslında Hindistan müslümanlarının hala kendi varlık ve bekalarını anadolunun varlık ve bekası ile eşdeğer gördüklerinin somut bir kanıtı.

• Bu noktada Pakistan Devlet Başkanı İmran Han’ın gerilimi azaltmak için Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı arayarak arabuluculuk etmesini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Son derece olumlu bir beklenti aslında. Türkiye Hindistan ve Pakistan arasındaki gerilimden menfaat uman değil üzüntü duyan bir ülke. Hindistanla olan ilişkilerini de Pakistan ilişkilerinin gölgesinden uzak bir zeminde dengeli şekilde geliştiriyor. Bu açıdan bakıldığında Pakistan’ın arabululucuk beklentesini son derece mantıklı ve dengeli buluyorum.

• Ayrıca bütün bu konuştuklarımıza eklemek istediğiniz ve bu meselede en çok önemsediğiniz bir nokta var mı?

Müslüman mahalle sorunları, müslüman mahalle çocukları tarafından müslüman mahalle mekanizmaları ile çözülebilir. Bunun bir alternatifi yok. 08.03.2019 Diriliş Postası

Paylas

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here