Türkiye bölgesel güç olmaktan çıkıp uluslararası güç olmaya başladı. Güçlü olmanın göstergesi de plan ve proje ışığında risk almaktan geçiyor. Türkiye savaş ve diploması geleneğini değiştirdi. Ürettiği strateji ve ürünlerle sahaya çıkıp büyük riskler alarak kendini ve ürünlerinin dayanaklığını ispatlamış oldu.

Bebek katili ve emperyalistlerin maşası olan PKK/YPG gibi terör örgütüne karşı verilen mücadelede konvansiyonel taktikler öne çıkmıştı. Ancak son zamanlarda hantal devleti olduğu gibi terörle mücadele konseptini de değiştiren Türkiye, düzenli ve düzensiz savaşı bir arada yürüterek “Hibrit”  savaş modeline geçti. Bunu dünyada başarabilen ender ülkelerden biri olan Türkiye bu alanda da risk alarak öne çıkmayı başardı.

Haziran ayının 14’ünde NATO’nun gelecek 10 yıl için yeni stratejik konsepti toplantısı yapıldı. NATO için olduğu kadar dünya için de önemli bir toplantı oldu. Başkanlar zirvesinin yapıldığı toplantıda gelecek 10 yılda, İslam ve Müslümanlar “düşman” listesinden çıkıyor yerine Çin ve Rusya giriyor. İslam dünyasının “düşman” listesinden çıkarılması için çok önceden beri çalışma yapan Türkiye diplomasiyi kullanarak önemli başarı elde etti. Ancak ekonomik ve stratejik ilişkimizin olduğu Rusya ile yaşanabilecek bir çatışmadan asla taraf olmayan Türkiye’nin bu konuda da farklı planlarının olduğunu biliyoruz.

Ankara bölgede yaşanabilecek olan tüm çatışmaları önlemek, halkların refahını yükseltmek ve komşularının toprak bütünlüğüne saygılı dostane ilişkileri geliştirmek istiyor. Bu amaç doğrultusunda yıllardan beri Somali, Suriye, Katar, Afganistan, Libya ve hatta Balkanlarda varlığını sürdürüyor. Bunu yaparken söz konusu ülkelere emperyalist amaçla gitmiyor. Kimsenin toprağında veya mülkünde gözü yok. Herkesin kardeşçe ve insanca yaşamasını istiyor. Mazlum halkların emperyalistlere ezdirilmemesi için çaba harcıyor.

Türkiye mazlum ülkelerin gençlerini okutuyor. Onlara burs veriyor. Öğrencileri farklı üniversitelerde okutup ülkesine gönderiyor. Onlarda savaşı değil barışı anlatıyor ve ülkelerinin kalkınması için çaba sarf ediyor. Dünya barışı böyle imar edilir.

Afganistan işgalcilerini tarihin çöplüğüne gömdü!

Türkiye’nin son yıllarda yaptığı bu hamlelerle ve hayır hareketleriyle mazlum coğrafyanın umudu haline geldi. Ülkemizden mezun olup kendi ülkesinde şimdi Bakanlık yapanlara baktığımızda hepsi ahlak ve kalkınmadan bahsediyor. STK’ların yanında iş insanlarının söz konusu ülkelerle geliştirdiği ticaret ve yatırımlarla sömürü ortadan kalkarak karşılıklı anlayış ve işbirliğinin gelişmesi başta Fransa, ABD, bebek katili İsrail ve diğer emperyalist ülkeleri oldukça tedirgin etmeye başladı.

Afganistan’ı işgal eden emperyalistlerin hiçbiri burada tutunamadı. İngiltere zamanla birkaç denemeden sonra yenilgi bayrağını çekerek bölgeden kaçmıştı. Sonra SSCB kendini dar boğazdan kurtarmak için 27 Aralık 1979 yılında Afganistan’ı işgal etti. 10 yıl boyunca sözde yenilemez denilen kâğıttan kaplan olan SSCB tarihin çöplüğüne gönderildi. Akabinde emperyalistlerin öncülüğünde ve Arap sermayesinin gölgesinde Afganistan’ın başına bela edilen Taliban örgütünün başlattığı iç savaşta büyük kayıplar yaşandı.

Temeli olmayan ve uyduruk senaryolarla ABD gizli devletinin, İkiz Kulelere yönelik, 11 Eylül 2001’de organize ettiği terör eylemlerini Afganlıların üzerine yıktı. Yalandan bahanelerle 7 Ekim 2001’de emperyalist ABD Afganistan’ı işgal etti. Tek başına Afgan halkını yenemeyeceğini anlayan emperyalist ve işgalci ABD hemen NATO’yu devreye sokarak nispeten kendini kurtardı. Türkiye de NATO şemsiyesi altında Afganistan’a savaşan taraf değil, alt yapı, imar ve inşa işleri için bölgeye gitti. Zaten 1930’lu yıllarda Türk ordusu Afgan askerlerini eğitiyordu. Bundan dolayı da Afganistan ordusundaki birçok tabir hala Türkçe isimle anılır.

Türkiye’nin Afganistan’a gitmesine neredeyse tüm taraflar memnun oldu. Zamanla işgalci İngiltere, Fransa, ABD ve diğerleri bir yerden bir yere giderken araçlarına Türk bayrağı açarak gitmeye başladı. Bu durum bile ülkede Türkiye’nin ağırlığını gösteriyor. Gönül isterdi ki Türk askeri bölgeye NATO, daha doğrusu ABD’nin işgalini ötelemek için değil de gerçek bir dost ve kardeş olarak gidebilseydi. Ancak bunca şer ve işgalci yamyamın yanında bir dost ülkenin olması bile Afgan halkını rahatlattı.

İşgalci ABD, Afganistan’da yüz binlerce masum sivili katlederek ve büyük bir mağlubiyet alarak ölülerini de alarak kaçmaya başladı. Kendisinin büyüttüğü Taliban ve DEAŞ terör örgütleri kontrolden çıkarak kendisine yapılan saldırıları engelleyemedi. Oluşturduğu kukla hükümetlerin hiçbiri ülkede birlik ve beraberliği sağlayamadı. Zaten böyle bir zeminin oluşmasını ABD ve diğer Afgan düşmanlarda istemez.

İran Şiaları S. Arabistan ve BAE Selefileri besliyor

Ülkedeki iç savaş işgalcilerin işine yaradı. Ülkenin tüm madenlerine el koydular. Lityum madenlerini ABD kaparken bakır ve altın gibi madenlerini de Çin emperyalizmi kaptı. İşin garip tarafı İran ve hatta Hindistan gibi ülkeler dahi Afganistan’da söz sahibi oldu. Ülkenin öz evlatları ise yine aç, sefil ve dışarıdan gelecek olan yardımlara muhtaç olmaya devam ediyor. İşgalciler madenleri  aşırırken göstermelik dahi olsa Afgan halka kazanımını dağıtmadı.

ABD’nin işgalinden en fazla İran istifade etti. Sözde ABD’nin düşmanı olan İran ülkede işgalcilerin yanında istediği gibi hareket ederek ülkenin iç işlerine karışarak kendine bağlı terör örgütlerini organize etti. Hatta Şii inancını bir silah olarak kullanarak fakir ve yoksul Şia gençlerini Fatimiyyun Tugayı adı altında toplayarak Suriye’de ön cephede “cennet vaat ederek” savaştırmaya ikna etti. Ülkedeki mezhep savaşlarını körüklemek, Sünni kanaat önderlerine suikast ve katletme işini İran’a verdiler. Karşısında ise Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) gibi kukla ve uydu devletlerin emrinde çatışan Vahhabi veya Selefi gruplara da Şii din adamlarını ve kanaat önderlerini katletme görevi verildi. Çünkü tüm tarafların hedefinde iç savaşın devam etmesi vardır.

Türkiye önceden olduğu gibi Afganistan’da akan kardeşkanının durmasını istiyor. Bundan dolayı tüm taraflarla çok rahat görüşen bir konumdadır. Bu da İran ve Arap ülkeleri başta olmak üzere emperyalistlerin hoşuna gitmiyor. ABD 10 yıl sonra 11 Eylül 2021’de Afganistan’dan askerlerini tamamen çekecek. ABD destekli hükümet birden açığa çıkmış oldu. Ülkenin yaklaşık yüzde 70’ını kontrol eden Taliban örgütü eskisi gibi birkaç günde tüm ülkeyi kontrolü altına alarak büyük bir katliama girişeceğinden endişe ediliyor. Çünkü Taliban denilen örgüt tek bir lider veya tek bir merkezden yönetilmiyor. Hemen her ülke adına çalışan bir Taliban örgütüyle karşı karşıyayız!

Ülkemizin başına bela olan FETÖ ve PKK gibi terör örgütlerine benzer şekilde emperyalist devletler Taliban terör örgütünün ipini elinde tutuyor. Talimatla bir yerlere saldırıp masum insanların kanlarını akıtıyor. İdari kadronun aldığı talimatları para karşılığında yerine getiren kanlı bir terör örgütü haline geldi. İdeoloji veya inançtan uzak tamamen menfaat ve kaos ortamı için oluşturulan bir milis gücünden bahsediyoruz. Ayni anda bu güruh İran, Arabistan veya ABD adına eylem yapabiliyor. NATO güçlerinin ülkeden çıkmasıyla çıkar gruplarının devreye girmesiyle Afganistan çok daha kanlı ve acılı bir ortama sürüklenecek.

Yaşanabilecek olayları aylar öncesinden gören Türkiye, Afganistan Kabil Uluslararası Havalimanı’nın kontrolünü ele almak istediğini hem NATO’ya hem de taraflara iletti. Bu fikir ABD’nin veya NATO’nun Türkiye’ye bir dayatması değil. Sadece Türkiye’nin kendi başına bölgede inisiyatif alma isteğidir. Havalimanı herkes için önemlidir. Eğer burası güvende olmazsa hiçbir örgüt ve devlet de bu ülkede güvende olamaz. Ancak bu işi taraflara eşit mesafede olan ve ülkede emperyalist güç olmayan Türkiye yapabilir. Bunun üzerine yılbaşından beri çalışma yapılıyor. Tarafların görüşleri ve tepkileri üzerine mütalaa yapılıyor. Burada Taliban’a karşı tek başına mücadele etme söz konusu değildir.

Tek değil birçok ülke adına çalışan Taliban var

Türkiye’nin böyle bir niyeti ve arzusu da yoktur. Ülkedeki yabancı sefaretlerin kaçmaması ve Afganistan’ı tamamen birkaç çıkarcı ülkenin ve emperyalist devletin menfaatine terk etmemek için mücadele ediyor. Eğer taraflarla anlaşmaya varılırsa ve oluşacak maddi külfetin paydaşlarla üstlenmesi sağlanırsa Türkiye ile birlikte iki kardeş ve dost ülkeyle, Pakistan ve Macaristan ile söz konusu Kabil Uluslararası Havalimanı’nın idaresini üstlenebileceğini Cenevre’deki NATO liderler zirvesinde muhataplarına iletildi.

ABD ve diğer emperyalistler her ne kadar iyi niyetli bu teklife olumlu yaklaştıysa da işlerinin ve şeytanca planlarının bozulduğundan dolayı Türkiye’ye iç bilemeye devam ettiklerini gördük. Söz konusu 3’lu grup yerel Afgan güçleriyle birlikte Başkentteki Havalimanı’nın emniyetini rahatlıkla idare edebilir. Ancak ABD ve yandaşlarıyla birlikte köle ruhlu BAE ve yandaşları tedirgin oldu. Bundan dolayı kendilerine bağlı Taliban örgütünün Sözcüsü Süheyl Şahin’e, “Türkiye’nin ülkede askeri güç bulundurmasına karşıyız” şeklinde beyanat verdirildi.

Vekâlet savaşı yürüten Taliban’ın sözcüsünün bu beyanı ciddiye alınacak bir tutum değildir. Pakistan ve Türkiye’nin görüştüğü söz konusu örgütün farklı katman ve liderleri ayni görüşte değil. Ayrıca ülke içerisindeki farklı etnik grupların geneline yakını Türkiye’nin liderliğindeki böyle bir gücün başkentte görev yapmasını memnuniyetle karşılıyor. Eski Mücahit liderlerinin yanında Peştun, Tacik, Özbek ve Türkmen gruplarının geneline yakını bu fikre sıcak bakıyor. Hatta ülkedeki bazı Hazara Şii grupları bile İran’ın aksine Türkiye’nin kontrolü ele almasını destekliyor.

Ancak Türkiye burada çok dikkatli olması ve gelebilecek olan saldırılara karşı Hibrit mücadelesini devreye sokmalıdır. Yoksa emperyalist ABD ve yandaşlarıyla birlikte Çin, İran, Suudi Arabistan ve BAE gibi bölgenin kan gölüne dönmesine ön ayak olanlar her an barış ortamını baltalamak için eylem yaptırabilir. Kanlı bir eylem sonucunda Afganistan’la olan tarihi ilişkilerde ciddi zedelenme oluşur. Bu da emperyalistlerin ve kaostan beslenenlerin hoşlanacağı bir gelişme olur.

Türkiye’nin talip olduğu görevin zor ve çetin olduğunu NATO’nun üzerinden büyük bir yük alacağını unutmamak gerekir. Çıkarcı ve kukla ülkelerin yaptığı gibi Türkiye, Afganistan’ı ya gözden çıkartıp “ne halt ediyorlarsa etsinler!” deyip bir kenara çekilerek iç savaş seyreder, ya da “Afganlılar bizim kardeşimizdir, gün onların yanında durma günüdür!” deyip risk alarak Kabil Uluslararası Havalimanı’nın güvenliğini alır. Bu görev ülkemize maddi bir kazanç sağlamasa da manevi kazancının büyük olacağının altını çizmek gerekir. Büyük ve etkili devlet olmanın yolu “abilik” yapmaktan geçtiğini unutmamak gerekir.

Not: Bu makalede yer alan görüş ve düşünceler yazarın kendisine ait olup GASAM için hiç bir bağlayıcılık ve sorumluluk içermez.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here